Suç Örgütü Lideri Sedat Peker konuşmaya devam ediyor. Şimdi herkes Saray’ın içine dalış yapacağı video’yu bekliyor. Oysa şimdiye kadar anlattıkları yeter de artar bile.

Sedat Peker taşından toprağına, deresinden denizine, havasından suyuna; ülkenin bütün zenginliklerine, yaşam alanlarına ‘çökmüş’ bir suç ağını ifşa ediyor.

Kabul etmek gerekir ki, O bir yol açtı. Ve o yola artık başkaları da katılıyor. Saray medyası dışındaki gazetecilere belge bilgi geliyor, özellikle yurt dışında olmanın avantajını kullanan gazeteciler dehşet verici iddialar açıklıyor.

Açıklananların bazılarını doğrulayan taraflar bir yana, en ilginci AKP’li bakanların, MYK üyelerinin, emniyet müdürlerinin haklarındaki iddiaları yalanlamak yerine ilginç mesajlar yollamaları. Belki Peker’in “yalanlarsanız belgesini, görüntüsünü yayınlar, rezil ederim” demesinin etkisidir.

Peker’in hedefe koyduğu isimlerden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise hakkındaki iddiaları yalanlamak yerine Peker’in değinmediği 17/25 yolsuzlukları gibi başka yolsuzları doğruluyor. Hatta birbirlerine meydan okuyor, tehdit ediyorlar.

Süleyman Soylu’nun Peker’den binlerce dolar aldığı suçlamasında adı geçen Metin Külünk “Ben elçiyim” diyor, kimin elçisi olduğunun yanıtını kamuoyuna bırakıyor.

Süleyman Soylu, Erdoğan’ın kendilerine ‘FETÖ’ tarafından kurulan kumpas olarak savunduğu milyarlarca liralık dolarlar ve para makinelerine ilişkin görüntüleri doğruluyor.

Bir emniyet müdürü, kendisini suçlayan amirine “kim alacakmış görevden, görelim” diye bayrak açıyor.

Yalnız gazetecilere değil muhalefet vekillerine de dosyalar gidiyor, ihbarlar geliyor. Bazı iddialara göre iktidar çatısı altında panik büyüyor. Bürokratların şimdiden dosya imha etmeye başladığı fısıldanıyor.

Bu satırları yazarken, Sedat Peker’in bahsettiği Ankara Bölge İstinaf Mahkemesi Başkanı Esat Toklu'nun, Ankara'daki TOGO Kuleleri’ni yapan firmanın patronunun doğum günü partisindeki görüntüleri yayınlandı. CHP'li Ali Mahir Başarır’ın paylaştığı görüntülerin, TOGO Kuleleri ile ilgili mahkemenin öncesine ait olduğu da eklendi.

Müteahhitlerin, iş insanlarının yargı mensuplarıyla içli dışlı ilişkilerine küçük bir örnek olarak bakabileceğimiz Esat Toklu vakası, ortaya çıkan devasa suç şebekesini araştıracak savcı arayan muhalefeti de gerçeğe davet ediyor.

Peker’in bir değil çok sayıda milletvekilini maaşa bağladığı iddialarına karşın hâlâ komisyon kurulması önergeleri vererek top çeviren Millet İttifakı’nın, şu ana dek şablon muhalefetten bir milim sapmaması da bolca soru işaretleri taşıyan bir durum.

“Devleti daha fazla yıpratmamak için” diye söze giren genel başkan yardımcılarının, devlet dediklerinin bin odalı saraydan ibaret olduğunu anlamamış olduklarını düşünmek, hakaret olur. Yani yanıtsız kalan sorular sadece iktidara ait değil.

İlk seçimde iktidara geleceğine inanan devletçi Millet İttifakı, erken seçim isterken kamuoyuna kontrgerillayı ve bağlantılı suç çetelerini nasıl temizleyeceklerini henüz anlatmadı. Gelir dağılımındaki adaletsizliği nasıl düzelteceklerini, bağımsız yargının nasıl oluşturulacağını, bilimsel özerkliğin nasıl sağlanacağını henüz bilmiyoruz.

Ama şunu görüyoruz; HDP’ye kapatma davası açılırken, Kürt halkının seçme ve seçilme hakkı gasp edilirken, TİP Milletvekili Ahmet Şık, Devlet Bahçeli tarafından tehdit edilirken devleti ele geçirmiş şiddet odaklarına sesleri çıkmıyor.

Daha ötesi İYİP Genel Başkanı Meral Akşener, HDP’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ayrı aday çıkarmasını istiyor. Bunu söylerken ilk turda kaybetme ihtimalini de göze alabiliyor üstelik.

Oylarının yükselmesine güveniyor olabilir ve diyelim ki Millet İttifakı HDP’siz, hem cumhurbaşkanlığını aldı hem de Meclis çoğunluğunu. Peki bu zihniyet AKP’den farklı ne yapacak?

Kürt meselesinde eşitlikçi, demokratik çözümü reddeden bütün zihniyetlerin önünde sonunda ülkeyi taşıyacağı yer, en fazla 90’lardaki parlamenter rejim olur. Ana gövde “terörle mücadele” gerekçesiyle korunurken, tıpkı “Susurluk Kazası” gibi göstermelik tasfiyeler yapılarak, kadrolar değiştirilir.

Bu mu vaat ettiğiniz rejim?

Şu ortaya dökülenlere bakın. 1970’lerden bugüne aynı isimler, aynı failler ve aynı yapılanma her iktidar tarafından devralınarak bugüne taşındı. Demirören ailesinin Arşimidis şirketinin sahibi Rum iş insanı Yorgi Papadopulos’u 1970’li yıllarda öldürerek servetine konduğu iddiası 1982 yılında MİT raporuna girdi. Defalarca haber yapıldı. Cinayete karışanların isimleri arasında Özal’ın bakanlığına yükselenler vardı. Ama O şimdi medya patronu(!)

Yıl 2021, bu kez de Paramount Otel’in sahibi Atilla Uras şaibeli şekilde ölüyor ve kızı, Peker’le kaydı yayınlanan Erdoğan’ın akrabası Cihan Ekşioğlu’nun otele tankla girdiğini söylüyor. Bunca yılda değişen tek şey ‘çökme’ planlarına yerli-milli tankların dahil edilmesi olmuş.

Yarın da Paramount Otel mesela İYİP’li birinin mi olacak, ya da Yalıkavak Marina’ya Millet İttifakı üyesi biri mi çökecek? 

İktidar olsalar Millet İttifakı, önümüzde çırılçıplak duran - korudukları- bu devletin hangi yanını sarıp sarmalayacak, hangi yanına itibar kazandıracak, temizliğe neresinden başlayacak?

Ülkeyi topyekun sömüren örümcek ağı gibi sarmış bir şebekeyi soruşturan yargı da yok, sorularımıza yanıt veren muhalefet de.

O zaman susmayanlara dönüyoruz; “anlat HDP, konuş Ahmet Şık “ diyoruz.