Geçen yıl Diyanet, kız çocuklarında buluğ yaşını 9 olarak belirttikten sonra, bu yaştaki kız çocuklarıyla evlenilebileceği fetvası vermişti de ortalık ayağa kalkmıştı.

Sosyal medya üzerinden yapılan “Diyanet kapatılsın” kampanyasına güçlü bir destek gelmişti kamuoyundan. Sonra biraz geri adım atar gibi yaptı Diyanet, kampanya da son buldu.

Oysa, o günden bu yana çok daha radikal, çok daha cüretkrca, Anayasa'nın laiklik ilkesine aykırı açıklamalar yapmaya devam ediyor. Eğer Anayasa'daki “laik, demokratik, cumhuriyet” tanımı hâlâ geçerliyse savcıların derhal harekete geçmesini gerektirecek suçlar işliyor.

İktidarın toplumsal mühendislik projesinin başına yerleştirdiği ve bu uğurda önüne sınırsız bütçe ve olanak açtığı Diyanet İşleri Başkanlığı artık sıranın erkeklere geldiğine kanaat etti ki cuma hutbesinde "Özellikle erkekler için beden sağlığını da tehdit eden dar giysiler, mahremiyetin korunmasını sağlamadığı için tesettür bilincine uymaz" ifadeleri kullanıldı.

Aslında tarikat mensuplarının poturlu, cüppeli bol kıyafetlerini öneriyor da önce kamuoyunun hazırlanması lazım.

Bunun erkeklerin meselesi olduğunu düşünen yanılır.

Kadına da erkeğe de şeriata uygun giysiler önerirken, eğitim sisteminde de şeriata uygun aile yapısı, şeriata uygun kadın ve erkek rolü, şeriata uygun haremlik-selamlık uygulaması, şeriata uygun çocuk yetiştirme yöntemlerine de rehberlik ediyor. 

Aynı hutbede “örtünmenin insanın kendisine olan saygısının ve özeline sahip çıkmasının bir göstergesi olduğu” da iddia ediliyor.

Tercümesi örtünmeyenin kendine saygısı olmadığı gibi özeline sahip çıkmayarak da kendini genele açmış ahlaksızlar mı?

Diyanet ne hakla kılık kıyafet fetvası verir, ne hakla kendine saygıyı, ahlakı, bireyin özelini-genelini değerlendirir?

Hangi yasa bu hakkı veriyor Diyanete?     

Benim bildiğim Diyanet yalnızca dinle ve dini işlerle ilgili görüş belirtebilir.

Laik bir ülkede Diyanet, kız çocuklarının kaç yaşında evlenebileceğinden, kadın ve erkeklerin nasıl giyineceğine, nasıl davranacağına ilişkin hiçbir konuda fetva veremez. Özel olarak soran bireyler dışında!

Laik bir ülkede imamlar nikah kıyamaz, imamlar okullarda derse de giremez!

Ahlaktan, özsaygıdan bahseden, kadınlara ve çocuklara durmadan ‘rol’ tarif eden Diyanet şu konularda niye hiç fetva vermez?

-Mesela, erkek çocuklarını cinsel istismar nesnesi yapmayı "bademleme" diye savunacak kadar tiksindirici cemaat önderlerini,

-Seri çocuk tecavüzleriyle gündeme gelen tarikatları,

-Erkeği kadınıyla aile boyu bir tarikat şeyhinin seks kölesi olmasını,     

-Kaçak kuran kurslarında türlü şiddet uygulayan, çocukların yanarak ölmesinden sorumlu cemaatleri,

-Annesinin dizinden, kızının bedeninden tahrik olunabileceğini söyleyen ‘hoca’ kılıklı ucubeleri,

-Hamile kadınlara sokağa çıkmasınlar diyecek kadar gözü dönmüşleri,

-Kadın cinayetlerini, tecavüze uğrayan çocuğun ‘rızası var’ diye saldırganı serbest bırakan hâkimleri

Kınayacak bir lafı yok mu din işlerinin?

Madem her konuda hutbe okutma, fetva verme hakkını buluyor kendinde mesela Soma katliamı için, kesilen milyonlarca ağaç için, yakılan ormanlar için, cezaevindeki tedavi hakkı, yaşama hakkı elinden alınan hastalar için, hücrelerde büyüyen çocuklar için de bir sözü yok mu din işlerinin?

Ya da Kürt olduğu için linç edilen, öldürülen yurttaşlar için?

Hani bir de Diyanet’in sitesinde “'Yaratılanı yaratandan ötürü sevme’ düşüncesine yükselebilen ve sevgiyi bu şekilde kavrayan insan, herkesi ve her şeyi sever: İyileri olduğu gibi, kötüleri de kötülükten kurtulmalarını isteyerek sever” diye de uzun uzun insan sevgisini anlatmışlar ya!

Onlar öyle ‘kenar süsü’…

Realite bambaşka.

Oysa eğitim sistemine el attıkları, çocuklara ‘cihat’ eğitimi vermeye başladıkları, şeriata uygun aile düzeni kurmaya çalıştıkları, ‘dindar-kindar’ toplum mühendisliğinin uygulamaya konduğu uzun yıllar sonunda Türkiye sadece utanç verici konularda rekor kırdı.

Çocuk pornosunda ilk beşe, hayvan tecavüzünde birinci sıraya, çocuk tacizinde üçüncü sıraya yükseldi.

Eğitim kalitesinde 137 ülke arasında 99. sırada yer aldı, dünyanın en iyi üniversite sıralamasında 400. sıraya ise Türkiye’den tek üniversite girdi o da devlet üniversitesi değil.

Dünyayı geçelim, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yaptığı araştırmada, 8. sınıflar raporuna göre, yüzde 85.8'si orta ve alt, yüzde 53'ü ise temel ve temel altı düzeyde matematik bilgisine sahip. Yüzde 16,4'ü, dört işlem sorularını çözemiyor, basit hesaplamalar yapamıyor. Türkçe'de ise öğrencilerin yüzde 66.1'i orta düzey ve altında bu öğrenciler, deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor. Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor. Fen bilimlerinde öğrencilerin yüzde 86'sı, sosyal bilimlerde yüzde 65.3'ü orta ve alt düzeyde. Yüzde 39. 8'i vücuttaki organların görevini bilmiyor, her 4 öğrenciden biri harita okuyamıyor iki farklı olay arasında bağ kuramıyor.

Eğitim bu haldeyken sözüm ona  “tasarruf bütçesi” diye açıklanan paketle Diyanet’in bütçesi yüzde 34 artırılarak 7,7 milyardan 10,5 milyara çıkartılırken, MEB’in eğitim hizmetlerine yönelik yatırım bütçesinde kesintiye gidildi. 2018 yılında yüzde 12,13 olan Bakanlığın merkezi yönetim bütçesi 2019’da yüzde 11,84’e geriledi.

Her ne kadar sosyologlar AKP döneminde İslam'ın sekülerleştiğini söylese de, muhafazakâr kesimin çocuklarının AKP’ye oy vermediği açık olsa da atlanan çok önemli bir sonucu daha var AKP politikalarının.

“Şam’da namaz kılmak” için harekete geçtiklerinden beri himaye ettikleri cihatçıların alenen örgütlendiği ve örgütlediği gençler ve çocuklarla, devlet okullarında, göz yumulan ‘kaçak’ yurtlarda, kuran kurslarında, canlandırılan medreselerde yetişenler göz önüne alındığında Diyanet’in işlevi daha da önemli hale geliyor.

Türkiye’deki radikal dincilerin oranını veren bir araştırma yok. ABD merkezli PEW’in 2015 yılında yaptığı araştırmaya göre nüfusun yüzde 8’i IŞİD’e sempati duyuyor.

O tarihten bu yana bu oranın yüzde 8’de kalıp kalmadığını, sempati duyanların militan olmaya geçip geçmediğini bilmiyoruz. Ama şu kesin ki yüzde 8, iktidar politikaları ve Diyanet’in üstlendiği görev göz önüne alındığında üzerinde durulması gereken tehlikeyi yeterince açık işaret ediyor.

Unutulmaması gerekir, Taliban Afganistan’da 50 medrese öğrencisiyle kuruldu. Kısa sürede de muhafazakâr Afgan toplumunda geniş destekçi buldu.  

Yani diyorum ki, Diyanet’in görevi bu ülkeyi cihatçılar için verimli topraklar yapmak değil tersine laik demokratik ülkelerde olduğu gibi bütün din ve inançlara aynı mesafeden hizmet etmektir.

Diyanet elini devlet işlerinden çekmeli, çektirilmeli ve toplumsal mühendislik yapmasına son verilmelidir.

Tabii ki kapatılması maddi ve manevi açıdan en hayırlısı olur.