Ben şu, gramını 500 liraya aldığını söyleyen Ak gencin adını bile anmayacağım. Yakın bir arkadaşının söylediğine göre bunlardan çok varmış AKP’de. O yüzden ismi önemli değil.

Önemli olan, 20’li yaşların başında, mesleği kaynakçılık olan birinin lüks yaşam için tırmandığı AKP merdivenlerinin her bir basamağının kaç yurttaşın hayatına mâl olduğu.

Kastamonu gibi bir taşra ilinden başlayan serüveninde onu genel merkeze taşıyan rant çarkını kimlerle döndürdüğü.

Birkaç yıl içinde trilyonluk serveti edinirken, pastanın büyüğünü kimlerin yuttuğu. 

Bu küçük pay sahibinden AK Gençlik içinde daha kaç kişinin olduğu.  Bağımsız milletvekili Ahmet Şık’ın paylaştığı, bir AKP’li danışmana ait balyalarla dolar görüntüleri yeterince fikir veriyor.

CHP’li belediye başkanlarının, ortaya çıkardığı önceki döneme ait inanılmaz rakamlardaki yolsuzluk dosyalarıyla Kastamonu belediyesinde olup bitenler bile birer ‘küçük’ örnek sayılır. Gerisini siz tahmin edin.

Soru çok ve tahmin edeceğimiz üzere  yanıtları kamuoyunca malum olsa da yargıya intikal etmeyip zamanını bekleyecek. 

Yani partililerin söylediğinin tersine mesele son derece siyasal ve doğrudan, bir yüzükle gelip servet sahibi olanlarla, sisteme çökmüş  çıkar odaklarıyla yakın ilgili.

Kamuoyunu ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken asıl önemli yanı  kokainin gramına 500 lira verebilecek gençleri yaratan düzen nedeniyle yoksul, aç ve hasta olduğumuz.

İnsanların bu ağır pandemi koşullarında AKP kongrelerine gidip hasta olmayı hatta ölüm riskini göze almalarının nedeni tam da bu. O gencin dediği gibi “güce yakın olmak”. O güç sayesinde çarkın bir yerine tutunarak, açlıktan, yoksulluktan, sefaletten kurtulmak. Hatta ‘itibar’ görmek!

Sanırım muhalefetin aradığı başarının sırrı da bu korkunç yanılgıyı tersine çevirebilmelerinde.  

Şakası yok. Yüz binlerce insan 81 ilde ve en son Ankara’da AKP kongrelerine müthiş bir risk alarak gittiler.

Resmi rakamlara göre sadece son 4 hafta içinde ölüm sayısı 66’dan 154’e, yeni tanı sayısı  2 milyon 700 binden 3  milyon 240 bine yükseldi. Yani 540 bin kişi daha hastalanmış, kongreler başladığından bu yana.

Nazım Alpman’ın Artı Gerçek’teki sabah programına katılan Prof. Ahmet Saltık diyor ki; “ Bakanlık en fazla gerçeğin yüzde 10’unu açıklıyor.  Siz bunu üçle çarpın. Bu rakam en az 320 bindir.”

Dört hafta önce 28 bin 569 olan ölüm sayısının  31 bini aşan rakamlara ulaşması gösteriyor ki, bu sürede en az 3 bin kişi önlenebilir olmasına rağmen, boşu boşuna hayatını kaybetmiş.  

AĞIR İNSANLIK SUÇU

Prof. Saltık devam ediyor:

“Gevşemenin başladığı günden bu yana,  13 aylık sürede açıklanan toplam ölüm sayısı olan 31 bin 230’u 3 ile çarpın, yaklaşık 90 bin ölümümüz var.”

Bu rakamlara itiraz edilemediğini de ekleyen Prof. Saltık, şu verilere dikkat çekiyor:

“ Önceki gün açıklanan yeni tanı rakamlarına göre dünya sıralamasında ABD 59 bin, Hindistan 56 bin, Brezilya 42 bin ile ilk üçe girerken, Türkiye  32 bin 404 ile dünya dördüncüsü oldu. Ancak nüfusa oranını hesaplarsak dünya üçüncüsüyüz.”

Salgının başından beri Dünya ortalamasına göre nüfusun yüzde 3’ü Kovid nedeniyle hayatını kaybederken Türkiye’de bilimin çözemediği bir ‘mucize’ nedeniyle ölüm oranı yüzde biri aşmıyor.

Prof. Ahmet Saltık, lebaleb kongreler, yapılamayan aşılar, paranın malum  çevrelere akıtılması nedeniyle 14 günlük tam kapanma yapılmamasından ve bu nedenle gerçekleşen ölümlerden iktidarın sorumlu olduğunu söyleyerek, durumu “ağır insanlık suçu” olarak tanımlıyor.

Peki ya Bilim Kurulu Üyeleri ? Acaba aşıyla ve bilimin önerdiği yöntemlerle önlenebilir ölümleri sessizce seyretmelerinin nedeni Hipokrat Yemini yerine Reis’e itaat mi?

Sosyal medyada hekimler güçleri yettiğince kamuoyunu ve iktidarı uyarmaya çalışırken, danışma konumundaki Bilim Kurulu nasıl sessiz kalabiliyor?

Sahada çalışan hekimler yoğun bakımların hızla dolduğunu, mutant virüslere karşı testlerin doğru sonuç vermediğini, aşılamanın hızlandırılması  ve en az 14 gün tam kapanmaya gidilmesini çığlık çığlığa bağırıyor.

Kıpkırmızı olan Kovid haritasında etkili olan mutant virüsleri bilmiyoruz. Kaç kişiyi etkilediğini, kaç çeşit mutant olduğunu, testlerin yenilenip yenilenmeyeceğini bilmiyoruz. 

Daha ötesi yaygın yapılan Sinovac aşısının etki oranını ve niteliğini  bilmediğimiz gibi kayıp BionTech aşısının kimlere yapıldığını da bilmiyoruz.

Ama şunu biliyoruz: Bırakın belediyelerdeki yolsuzluk rakamlarını sadece Merkez Bankası’ndan buharlaşan 128 milyar dolarla pandemi biter, açlık sona ererdi.

Nitekim CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel tek tek saymıştı.

Mesela 4 milyon işsize 85 yıl maaş, 12 milyon kişiye 25 yıl süreyle asgari ücret, emeklilikte yaşa takılanların 37 yıllık maaşları verilebilir, Türkiye'deki 24 milyon haneye 40 biner lira dağıtılabilir, her esnafa 477 bin lira ödeme yapılabilirdi.

Şimdi hepsinin yerine Ak gençlik gramına 500 lira verebilsin, AKP’ye bağlı bir şirket 4 günde 81 milyon kar etsin,  özelleştirilerek veya vakıflaştırılarak eski KİT’lerin yerine geçen arpalıklar rantı aralarında paylaşsın diye herkes ölebilir, açlıktan intihar edebilir, yoksulluktan sürünebilir.

Servet ve güç uğruna sergilenen gözü karalığın, bu servet ve gücü kaybetmemek için topluma ve tabii ki seçimlere nasıl döneceğini varın siz düşünün.