Marmara’da ortaya çıkan müsilaj sorunu, ülkenin her yanında kesintisiz süren yağma ve talan politikasının en görünür hali olduğu için gündemin ön sıralarında yerini aldı.

Bölgenin en büyük tesislerinden BAGFAŞ ise, Marmara’yı ve Marmara Denizi’ne akan nehirleri kirleten 50’ye yakın sanayi tesisinden biri. Elbette ki, büyüklüğü ile orantılı olarak müsilaja yaptığı katkı da büyük. Dikkatlerin bu tesise çevrilmesinin bir nedeni de o.

Gerçi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a göre, Marmara Denizi’ni kaplayan, Karadeniz ve Kuzey Ege’ye doğru yayılmaya başlayan müsilaj, tehlikeli değil ve toksik özellik göstermiyor. Hangi uzmanların, hangi bilim insanlarının, hangi verilerine dayanarak bu kanaate varmış acaba?

Bu açıklamaya karşı, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Yücel Yılmaz’dan, Erdek Belediyesi’nin CHP’li Başkan Vekili Hasan Yapakçı’dan ve bölgedeki çevre derneklerinden şu ana dek ağzını açan da olmadı. Belki ben görmedim.

Oysa Hasan Yapakçı üç gün önceki demecinde “ On yıllardır, Marmara Denizi’ne çevre illerin, ilçelerin kanalizasyonları ama arıtılarak ama doğrudan ama derin deşarj şeklinde boşaltılıyor. Keza deniz kenarındaki fabrikaların, enerji ve çelik imalatı yapan, kömür santrallerinin soğutma suları da doğrudan Marmara Denizi’ne pompalanıyor. Yine her çeşit tarımda kullanılan kimyevi gübrelerin kalıntıları, yağmurlarla denize akıyordu.” dedi.

Denize pompalanan bu atıkları “tehlikeli ve toksik” bulmayan Bakan Kurum’a karşın, eski Balıkesir milletvekili Namık Havutça’nın ve eski Kocaeli Milletvekili Fatma Hürriyet Kaplan’ın 2011 ve 2016 tarihli önergelerinde yer alan tespitlerin yanı sıra yerel gazeteler de defalarca tehlikeye dikkat çekmiş.

Bakan Kurum’un tehlikeli bulmadığı atıklar arasında, kükürt, hidrojen peroksit, azot ve fosfor gibi maddeler var.

Marmara’yı yutan kirliliğin kaynakları üzerine yazan Bandırma Gerçek Gazetesi yazarlarından Ramazan Narin’in, en önemli kirletici tesislerden biri olarak öne çıkan BAGFAŞ ve Eti Maden’e ilişkin yazıları epey eski tarihlerden başlıyor.     

Ama nihayet üç gün önce Balıkesir Valisi BAGFAŞ hakkında, "BAĞFAŞ Gübre Fabrikaları, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüz tarafından sürekli olarak denetim altında bulundurulan bir sanayi tesisi olup, 2018 yılı başından bu yana, fabrikada (11) adet denetim gerçekleştirilmiştir ! Bu denetimler sonucunda; tesisin sülfürik asit ünitesinin ana bacasında bulunan sürekli ölçüm cihazının, arızalı olması nedeniyle 30.11.2018 tarihinde 58.351,00 TL idari yaptırım, geçici faaliyet belgesi eksikliği nedeniyle 19.11.2020 tarihinde 88.499,00 TL idari yaptırım, işletme bünyesindeki kıyı tesisinde depolanan kükürt maddesinin denize atıldığının tespit edilmesi üzerine 01.06.2021 tarihinde 96.561,00 TL idari yaptırım uygulanmış ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur" dedi.

2018 yılından bu yana 11 denetim yapılmışsa, buna rağmen çevreye sülfürik asit yayarak eko sistemi tahrip etmeye, insanı zehirlemeye nasıl devam etti?

Ayrıca Bakan Kurum mu, Erdek Belediye Başkan Vekili mi yoksa Balıkesir Valisi mi doğru söylüyor?

Gazeteci Ramazan Narin, bu cezaların sembolik olmasının yanı sıra onu da ödemediklerini, para ve yaptırım cezalarının, daha sonradan, mahkemeler kararlarıyla ortadan kaldırıldığını iddia ediyor.

Peki neden bunca yıl bilinmesine, görülmesine rağmen, yetkililer göz yumuyor, Marmara’ya boşaltılan atıkların görüntüleri yerel basında yer alırken para cezası bile ödemiyor?

Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde kurulan, açılışını Kenan Evren’ın yaptığı, yönetim kurulunda Tahsin Yeşilkaya’nın olduğu BAGFAŞ’ın, her dönem iktidarlarla arası iyi olmuş.

Daha ilginci, sonradan kaçak yapıldığı ortaya çıkan BAGFAŞ’ın Kimyevi Gübre Kompleksi’nin açılışını da 2013 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan yaptı.

Aslında sistemin iyi bir örneği olan BAGFAŞ konusunu Gazeteci Ramazan Narin 14 Haziran 2021 tarihli yazısında gayet net ifade ediyor:

“Ulusal basını BAGFAŞ’a ilk taşıyanlardan olan ama sonradan ortadan kaybolan, Uğur Dündar niye sustu? En önemlisi de 1/100.000 ÇDP Planlarında bile dava açmayıp sessiz kalan, sisteme ve patronaja ortak olan ve BAGFAŞ a karşı hiç bir davası olmayan, yeni faillerin gizli toplantılarının patronu Bandırma Belediyesi’ni de…”

Biz daha müsilajı temizlemekle uğraşırken, iktidar yeni müsilaj alanları açmaktan da geri kalmıyor.

İşte bunlardan biri olan ÇDP, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından kabul edilen, Balıkesir-Çanakkale 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı. Plana göre, 48 bin hektarlık alanda, kimya fabrikaları ve ana metal ihtisas organize sanayi bölgesi oluşturulması öngörülüyor.

Bölgedeki arazilerin şimdiden bazı siyasiler tarafından toplandığı duyumlarının geldiği Erdek’teki çevre örgütleri ise Erdek Körfezi’ni ve Manyas Kuş Cenneti’ni öldürecek projeye karşı mücadele edeceklerini söylüyor.

Yani bir yandan göstermelik müsilaj temizliği yapılırken diğer yandan doğayı tahrip edecek yeni rant projeleri devreye sokuluyor.

Kaldı ki BAGFAŞ’ın tek kaynak olmadığı, Marmara Denizi’nin çevresinde toplanmış irili ufaklı pek çok sanayi tesisinin arıtmaya, filtreye yatırım yapmaması nedeniyle bölgeyi zehirlemeye devam ettiği biliniyor.

‘ÇÖKME’ OPERASYONU MU? 

Neresinden tutsan elinde kalan sistemi örnekleyen bir diğer unsur daha var ki, iktidar basınının sorunu BAGFAŞ’la sınırlamasının nedeni konusunda ciddi soru işaretlerine neden oluyor.

Örneğin Son Kurşun gazetesine yazan Engin Arıcan BAGFAŞ’ın günah keçisi edilmesinin ardında bir “çökme planı” olduğunu ileri sürerek, şöyle diyor:

“BAGFAŞ A.Ş.’ ye müsilaj yani çevresel sorunlar bahane edilerek ekonomik operasyon yapıldığı ve bunun arkasının geleceği iddia ediliyor.! Yine Bandırma’da deniz kenarında konuşlu bir kimya tesisinin, aynı gerekçelerle ‘birileri’ tarafından konu edilip kamuoyu gündemine taşınacağına da dikkat çekiliyor.

Çevresel olumsuzluklara karşı toplumsal ve kurumsal duyarlılık bir yana, vakanın perde arkasında yaşananlar var! Oyunu kurgulayanlar iyi kurgulamış ama bir çok konuda kızsak da, öfkelensek de, acımasızca eleştirsek de BAGFAŞ, Bandırma’nın bir kimyasal sanayi kuruluşudur. BAGFAŞ; karanlık ve kirli sermaye oyunlarına peşkeş çekilemez, çekilmemeli.!”

Aynı iddiayı BAGFAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Gencer de Sözcü gazetesine yaptığı açıklamada “Bu işin arkasında şu 5'li şey var deniyor. Çökme operasyonu bilmem ne, bir süre şey konuşuluyor” sözleriyle tekrarlıyor.

Bu iddiayla BAGFAŞ’ın Reza Zarrab’a uzanan ilişkileri arasında bir bağlantı olur mu bilinmez ama BAGFAŞ’ın sahibi olan Gençer Holding’in üst yönetiminde olan Kemal Gençer’in kızı Çiçek Mehlika Gençer Eromi’nin, NAB Holding Yönetim Kurulu Başkanı Behram Eromi’nin oğlu Amir Mohaglegh Eromi ile evli oluşu ilginç bir ayrıntı. Çünkü Reza Zarrab, Amir Eromi’nin dayısı.

NAB Holding Zarrab’ın akrabaları tarafından kurulan, kimilerine göre Reza Zarrab’ın doğrudan ortaklığı olan bir şirket. 2017 yılında Reza Zarrab hakkında başlatılan ‘casusluk' soruşturması kapsamında 23 kişinin mal varlıklarına el konulmuştu. Mal varlıklarına el konulanlar arasında NAB Holding vardı.

Daha sonra el konulanlar iade edildi mi bilmiyoruz ama internet sitesinde halen NAB Yönetim Kurulu Başkanı değişmemiş ve yine bugünlerde gündemde olan Azerbaycan’da geniş bir faaliyet alanı olduğu anlaşılıyor.