Çok ilginç günlerden geçiyoruz.

İktidarın bütün umudunu bağladığı Trump, ikinci kez ABD başkanı olamadı.

İtiraz edeceğini falan söylüyor ama Biden’in seçimi kazanıp başkan seçildiği gayri resmi de olsa ilan edildi bile. Bütün dünya liderleri, Biden’a tebrik mesajları yollamak için birbirleriyle yarışıyor.

Artık kimsenin onu dinlediği, dinleyeceği yok.

Şimdiye kadar ABD ile ilişkilerini sadece Trump üzerinden, ikili ilişkiler bağlamında kuran Erdoğan’ın, bu kez yanlış ata oynadığı ve bu nedenle Saray’da bir panik yaşadığı ortada.

Kafasında dolaşan kim bilir hangi hesaba dayanıp bugüne kadar Biden’ı kutlamakta acele etmeyen Erdoğan bile, sonunda bir mesaj göndermek zorunda kaldı.

Üstelik de “Türkiye Biden’ı resmi sonuçlar açıklanınca kutlayacak” diyen partisinin sözcüsünü ters köşeye yatırarak…

Öyle görünüyor ki iktidarı şimdiden Biden’in kuracağı yeni yönetimin Halk Bankası davası ve olası yaptırımlar gibi konuları gündeme getirebileceği korkusu sarmış. Buna ilişkin inandırıcı bilgiler ve belirtiler kendisini göstermeye başladı bile.

Biden’ın seçim öncesinde Türkiye ve Türkiye’yi yönetenler hakkında söylediği bazı sözler, değerlendirmeler muhtemelen Saray yönetiminin uykularını kaçırıyor olmalı.

Biden’ın kazandığının kesin olarak anlaşılmasından hemen sonra Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ilginç, soru işaretleri ile dolu istifa olayı gerçekleşmesinin zamanlaması moda deyimle manidar.

Ayrıntıları günlerdir medyada, sosyal medyada yazılıp çiziliyor. Senaryoların, söylentilerin, afaki değerlendirmelerin bini bir para…

Üstelik de iktidar cenahından, Saray’dan 24 saat boyunca bu konuda tek bir satır açıklamanın yapılmamış olması olayın vahametini arttıran bir başka konu.

Meseleye ciddi yaklaşan ve olgular üzerinden değerlendiren analizlerin bu istifanın ABD seçimleriyle yakın ilgisinin olduğu noktasında ortaklaştıkları görülüyor.

‘HALK BANKASI DOSYASI YENİDEN AÇILIR MI?’ KORKUSU

Bu değerlendirmeyi yaparken, Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Trump’ın damadı Jared Kushner ile kurduğu birebir ilişki ve bu ilişki çerçevesinde Şubat 2019’da Kushner’in Erdoğan’ı ziyaret etmesinin ardından Nisan 2019’da da Berat Albayrak’ın Trump’ı ziyaret ettiğini hatırlatmakta yarar var. Bu görüşmede tabii Trump’ın damadı ile ilginçtir ABD Hazine Bakanı da bulunmuştu.

Konuşulanları, nelerin pazarlık konusu yapıldığını tabii bilmiyoruz. Ama Halk Bankası davasının savsaklanmasına ve yaptırımların askıda kalmasına bakıp bazı sonuçlar çıkartabiliyoruz kuşkusuz.

Netice olarak Albayrak’ın istifası öyle sıradan bir istifa değil. İktidarın geleceği açısından çok önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmeli.

Bu istifayı ve tabii Albayrak’ın (rızasıyla ya da değil) harcanmış olmasını Biden yönetiminin Türkiye’ye yönelik muhtemel hamlelerine karşılık verilmiş bir ön diyet olarak değerlendirenler var.

Bu, kimilerinin ileri sürdüğü gibi önceden planlanmış bir senaryo mu?

Yoksa, Halk Bankası dosyası vesilesiyle ortaya dökülmesi beklenen kirli çamaşırların ve vahim iddiaların korkusu ile yaşanan bir panik mi bilmiyoruz.

Ne olursa olsun iktidarın bir korku havasına kapılmış, yönetememe hali içinde olduğu ortada.

Mesele sadece Trump’ın yenilmesi, Albayrak’ın istifası ya da Atlantik’in öte yakasındaki ilahlara kurban edilmesi meselesi değil.

İktidarın dış politikada ve attığı savaş adımlarında her açıdan döküldüğünü görüyoruz.

Yine aynı günlerde Saray’ın, büyük bir hamasi kampanya desteğinde katıldığı Azerbaycan-Ermenistan savaşında nasıl bir hüsrana uğradığı ortada.

Bakü’ye, başta silah her türlü yardımı yapan, hatta İHA’lar, SİHA’lar ve Suriye’den taşınan cihatçı paralı askerlerle savaş alanlarında destek veren Ankara, işin sonunda sürecin dışına itiliverdi.

Moskova dün yaptığı açıklama ile ateşkes sürecinde ve sonrasında ateşkesi denetlemek üzere bölgede yalnızca Rus askerlerinin görev yapacağını duyurdu.

Böylece savaşın ta içine kadar gömülen iktidar, Azerbaycan-Ermenistan anlaşması denkleminde dışarda kaldığı gibi Rusya’ya Azerbaycan’ın kapılarını sonuna kadar açmış oldu.

Bir nokta daha var; Ankara, umduğu savaşı Ermenistan cephesinde de bulamadı.

Doğu Akdeniz meselesinde olduğu gibi. Orada da NATO, AB ve ABD iktidarın karşısına çıktı.

Geriye yine Kürtler kaldı. İçerde ve sınırların ötesindeki Kürtler, bir kez daha değişmeyen hedef olarak duruyor.

İÇERİDE HDP’YE VE SINIR ÖTESİNDEKİ KÜRTLERE OPERASYON

Sınırlar içinde legal Kürt kuruluşlarına yönelik operasyonlar zaten devam ediyordu. Son Diyarbakır ve Cizre gözaltılarına baktığımızda iktidarın, HDP’yi yerel yönetimlerden tümüyle tasfiye etmek ve Kürt sivil toplumunu bitirmek için her yolu deneyeceği anlaşılıyor.

HDP’nin il ve ilçe örgütleri sürekli baskı altında tutuluyor. Yöneticiler ve çalışanlar duruma göre gözaltına alınıyor ve çoğu uyduruk nedenlerle tutuklanıyor. Yerine gelen ekiplere de bir süre sonra aynı uygulama yapılıyor. HDP özellikle Kürt bölgelerinde çalışamaz, siyasi faaliyet gösteremez ve kitlelerle ilişki kuramaz hale getirilmek isteniyor. Böylece HDP’ye yönelik oyların sahipsiz kalarak AKP’ye yöneleceği hesap ediliyor olmalı.

Bu konuda valiler, kaymakamlar sıkıyönetim komutanları gibi çalışıyor. Devletin diğer görevlileri de onların emrinde aynı amaç için uğraşıyor.

Öte yandan, bir süredir Kuzey Suriye'ye yönelik bir sınır ötesi operasyon hazırlığının olduğu biliniyor.

ABD seçimlerinden bir süre önce bu konuda Saray’ın denetimindeki TV’lerde düzenlenen açık oturumlarda iktidarın Suriye’de yarım kalan işini bitirmek zorunda olduğu vurgulanıyordu.

TSK’nın (Türk Silahlı Kuvvetler) Suriye Kürtlerini sınırdan tamamen uzaklaştırmak amacıyla bir operasyon yapması gerektiği vurgulanıyordu. Nitekim Erdoğan da birkaç hafta önce yaptığı konuşmalarda bu işin mutlaka gerçekleşeceğini açıklamıştı.

Niyetleri başkanlık seçimleri öncesinde ABD yönetiminin seçimle meşgul olduğu bir sırada böyle bir fiili durum yaratmaktı. Özellikle Kobani, Minbiç gibi bölgelere yönelerek buraları Kürtlerden temizlemenin hesapları yapılıyordu.

Ama nedense o dönemde böyle bir adım atılamadı.

Şimdi her cephede tıkanan, savaş girişimleri başarısız olan iktidarın yine Kürtlere yönelmesinin zamanıdır.

Ankara Suriye’de yarım bıraktığı işi, Kürtleri sınırın öte tarafından tamamen temizleme savaşını mutlaka gerçekleştirmek istiyor.

Böylece Saray, yine ulusalcı muhalefeti de arkasına alarak iktidarın ömrünü uzatmanın hesaplarını yapıyor.

Oysa bir iktidarın savaşla ayakta kalabilmesi mümkün değil.

Savaş, özellikle de Kürtlerle savaş olsa olsa bir iktidarın ömrünü kısaltır.