Geçenlerde Metropoll halkla ilişkiler şirketinin Ağustos 2020 araştırmasının sonuçları yayınlandı.
AKP’nin oy oranı yüzde 31.3 olarak görünüyor. CHP ise yüzde 21.2’yi gösteriyor. HDP yüzde 7.6 ile üçüncü, İyi Parti yine aynı oranla dördüncü parti. İktidar ortağı MHP ise 7.5 ile beşinci sırada yer alıyor. AKP’den kopanların kurduğu iki partiden biri olan DEVA yüzde 0.8, Gelecek Partisi ise yüzde 0.7 oranında. AKP oy kaybetmeye devam ediyor ama yüzde 30 seviyelerinde tutunmayı sürdürüyor. Ortağı MHP’de oy kaybediyor ama hala yüzde 7-8 bandında tutunmaya devam ediyor. CHP ise aynı istikrarlı oy çizgisinde ne uzuyor ne de kısalıyor. 
Böyle giderse -Ki gideceğe benziyor- iktidar partileri oy kaybettiği halde oyunu bir türlü artıramayan ana muhalefet partisi olarak siyaset bilimi derslerinde ilginç bir örnek olay olarak öğrenim programlarına girecek gibi görünüyor. Araştırmanın en ilginç bulgularından biri, kararsızların yüzde 11.2 seviyesinde olması. Ayrıca protesto oyları da yüzde 7 gibi yüksek bir oranda bulunuyor.  Böylece seçmenin yüzde 17.2’sinin oy verecek bir parti arayışı içinde olduğunu görüyoruz. Ama bu oylar muhalefete de gitmiyor.
Bu sonuçların yayınlandığı gün sosyal medyada siyaset bilimci Prof. Doğu Ergil’in araştırma ile ilgili bir tweeti gözüme çarptı. Ergil’in yaptığı değerlendirme, benim muhalefetle ilgili eleştirilerimi destekler nitelikte. Şöyle diyor:
1- AKP erimiyor ve Türk siyasetinin en somut siyasal örgütü olarak duruyor.
2- Muhalefet dağınık ve sağlam bir ittifak oluşturmada etkisiz.
3- Yeni kurulan partiler (DEVA, Gelecek) birer tomurcuk olmaktan öte gidememişler.
4- HDP’yi dışarda bırakmak muhalefete yaramayacak.

MUHALEFET ULUSAL KONULARDA İKTİDARIN ARKASINDA 

Tabii bunlar genel değerlendirmeler. Doğu Ergil dağınık ve etkisiz olarak nitelendirdiği muhalefetin (özellikle de ana muhalefetin) başarılı olamayışının ayrıntısına girmiyor. Ama önemli bir konuya dikkati çekmeden de edemiyor. 4’üncü maddede muhalefetin en büyük hatalarından birini, belki de en önemlisini dile getiriyor. HDP’nin muhalefet cephesinden, ittifakından dışlanmasının muhalefete yaramadığını vurguluyor.
Kuşkusuz muhalefetin başarısız olmasında ve iktidarı desteklemekten vazgeçen hatırı sayılır bir seçmen kitlesinin en azından bir bölümünü kendisine çekememesinin başka birçok nedeni var. Bunların başında muhalefetin ülkenin belli başlı meselelerine ilişkin somut politikalar üretmemesi geliyor.
Başta ana muhalefet, özellikle AKP-MHP Koalisyonu’nun ulusal konular olarak gündeme getirdiği meselelerde devletçi bir yaklaşımla iktidarı kayıtsız şartsız desteklemeyi adeta bir görev sayıyor. Son günlerde iktidarın provokasyonlarıyla körüklenen Doğu Akdeniz ve Yunanistan krizlerinde bunun çok somut örneklerini gördük. İktidar bilinçli olarak kendisine iç politikada prim sağlayacağını umduğu konularda, ne zaman milliyetçiliği ve hamaseti köpürterek uluslararası ilişkilerde gerginlik politikası izlese, CHP çıkıp iktidara destek oluyor. Savaş tezkerelerine oy veriyor. İktidarın Kuzey Irak, Suriye, Libya’daki operasyonlarını tartışmasız destekliyor. Baştan aşağıya yanlış Doğu Akdeniz politikalarını  milliyetçi, ulusalcı sloganlarla savunuyor. Daha da ileri giderek Ege adalarının askeri güç kullanarak alınmasını talep ediyor.
Meselenin Yunanistan’la çatışma boyutunda tırmandırılması üzerine, başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP sözcülerinin açıklamaları evlere şenlik.
Kılıçdaroğlu, yaptığı konuşmalarda adeta iktidarı savaşa teşvik ederek, milliyetçi sloganlar ve hamaset eşliğinde yangına körükle giden bir lider görünümündeydi.
CHP lideri, hatta AB, NATO ve ABD’nin araya girmesi ile gerginliğin yatışmasına karşı çıktı ve sondaj gemisi ile savaş gemilerinin geri çekilmesini taviz olarak kabul edip iktidarı suçladı.

SAVAŞ POLİTİKALARINI DESTEKLEYEN ANA MUHALEFET

Hatta daha da ileriye gidip, S-400'lerin alınmasına karşı çıktığını da unutarak "Amerika kalkıp da orada tatbikat yaparsa, sen de kalkacaksın S-400'leri aktif hale getireceksin." diyebiliyordu. Lafa bakın!
Oysa iktidarın amacı gayet basit.
Dışarda uyguladığı gerilim ve savaş politikaları ile Metropoll araştırmasında da çok net bir şekilde görüldüğü gibi, kendisinden uzaklaşan oyların hiç olmazsa bir kısmını geri kazanmak…
İşte, iktidarın bu politikalarına ayak uyduran ulusalcı, milliyetçi muhalefet bu nedenle oylarında anlamlı bir artış sağlayamıyor.
İktidar bloğunun oyları düşüyor ama muhalefetin oylarında iktidar değişikliğini sağlayabilecek bir artış sağlanamıyor.
İktidar, Doğu Akdeniz’de Yunanistan’la bu amaçla giriştiği tehlikeli oyundan AB ve diğer yaptırımların da etkisi ile vazgeçip masaya oturmaya razı olduğu halde  bakıyoruz muhalefet adeta savaş ister bir ruh hali içinde.
İktidarın savaşçı yüzünü seçmene göstermek yerine, yoksulluğun en büyük nedeni olan savaş ve gerginlik politikalarının arkasında durmak, bir muhalefet partisini iktidara taşımaz. 
Biz, AKP-MHP Koalisyonu’nun iktidarını sürdürebilmek için savaş istediğini zannediyorduk meğer savaşa ihtiyacı olan muhalefet, özellikle de ana muhalefetmiş.