ABD'den Ankara hükümetine, Rusya’dan alınan S-400 füzeleri ile ilgili beklenen ceza geldi.

Buna göre Washington yönetimi, Türkiye Savunma Sanayi Başkanlığı’na ve yöneticilerine yaptırım uygulayacak.

Kararın açıklanmasıyla birlikte yaptırımların ağırlığı, kapsamı ve siyasi etkileri tartışılıyor.

İktidar kanadı ve destekçilerinden beklenen tepkiler de değişik mecralara yansımaya başladı.

Bu gibi ‘milli’ konularda bizim muhalefet de geri kalmıyor malum… Bu hamasi tepkiler kervanına katılıyor.

Özellikle ana muhalefet partisi CHP, Türkiye’ye yönelik bu ve benzeri olaylarda bakıyoruz iktidarın yanında yer alıyor. Aynı milliyetçi ve devletçi gerekçelerle, söylemlerle saf tutuyor.

İktidara, iktidarın yanlış uygulamalarına sahip çıkıyor ve dışarıdan gelen eleştirileri ve bu gibi yaptırım kararlarını sahipleniyor.

Yaptırım kararı açıklanmadan önce 10 Aralık’ta Artı Gerçek’teki yazımda,

Kılıçdaroğlu’nun Meclis’te Bütçe vesilesiyle yaptığı sert konuşmaya atıf yaparak şu başlığı atmıştım:

“İçerde sert muhalefet başlatan CHP, yaptırımlar geldiğinde ne yapacak?”

Bu sorunun cevabını almak için fazla beklemem gerekmedi.

Yaptırımlar tahminlerden önce açıklandı ve CHP’nin yaklaşımı da kimse için sürpriz olmadı.

DIŞ POLİTİKADA İKTİDARIN YANINDA SAF TUTMAK

CHP daha önceki benzer olaylardaki tavırlarını tekrarlayıp, yine iktidarı destekleyerek kimseyi şaşırtmadı. Öyle ki, sözcülerinin açıklamaları neredeyse Saray yetkililerinin açıklamalarıyla çakışır gibiydi. Yaptırımları ve ABD’yi neredeyse aynı kelimelerle kınadılar.

İktidar kanadı ve destekçilerinden yapılan açıklamaların özü malum bir klişeye dayanıyor: “Biz bağımsız bir ülkeyiz. İstediğimiz ülkeden istediğimiz silahı alırız, bize kimse karışamaz. ABD de karışamaz.”

CHP, yapılan benzer açıklamaların ötesinde dün Meclis genel kurulunda iktidar partileriyle birlikte kaleme alınan bu içerikte bir bildiriye de imza attı.

Yine aynı hamasi anlayışla Meclis’te AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti gruplarının imzası ile yayınlanan ortak bildiri ile ABD’nin yaptırım kararı kınandı. ABD’ye ‘bu vahim yanlıştan bir an evvel geri dönme daveti’ yapıldı.

CHP’nin imza attığı, aslında bir iktidar güzellemesi sayılabilecek bu bildiriye şöyle bir göz atalım:

“ABD Yönetimi'nin 14 Aralık 2020 tarihinde Türkiye'ye karşı açıkladığı yaptırım kararını reddediyoruz. Türkiye, milli güvenliğinin gerektirdiği hiçbir adımı atmaktan çekinmez. Bu konuda tehdit ve yaptırımlar karşısında geri adım atacak bir ülke değildir. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu anlayışıyla milli menfaatlerimiz doğrultusunda adım atarken sadece aziz milletimize hesap veririz.”

‘Milli menfaat’ dedikleri şey Putin’i memnun etmek amacıyla S-400’lerin alınması olayı... Bazı CHP sözcülerinin, hatta geçtiğimiz dönem dışişlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı görevini yapan, şimdi de genel başkan danışmanı olan eski diplomat Ünal Çeviköz’ün alımını yanlış bulduğu S-400’lerin hangi ‘milli menfaat’i temsil ettiği sanılıyor acaba?

Bu olsa olsa Erdoğan’ın Putinle iyi geçinmek için, Türkiye’nin bir NATO ülkesi olduğunu ve bu alışverişin sonuçlarını hesap etmeden yaptığı 2.5 milyar dolarlık bir yanlıştan ibaret olabilir.

CHP, attığı imza ile iktidarın bu yanlışına ortak olmuş, ona destek vermiş oldu.

HDP: S-400 YAPTIRIMLARININ SORUMLUSU AKP’DİR

Bildirinin geri kalanında da ABD'nin attığı bu yanlış adımın müttefiklik ruhuyla bağdaşmadığı belirtiliyor ve Türkiye’nin, dış politikasında barış ve istikrara katkıda bulunmak için üzerine düşeni yapan bir ülke olduğu söyleniyor. Bu kararın NATO'nun müttefiklik ruhuna aykırı olduğu belirtiliyor. ABD, bu vahim yanlıştan bir an evvel geri dönmeye davet ediliyor.

Bu durumda CHP, iktidar koalisyonunun yürüttüğü dış politikadan oldukça memnun, Türkiye’nin dış politikasında barış ve istikrara katkıda bulunmak için üzerine düşeni yapan bir ülke olduğuna inancını ele güne ilan ediyor.

Tek bir adamın kararıyla S-400’lere 2,5 milyar dolar ödeyen iktidara, bu kararın bağlı oldukları NATO’nun müttefiklik ruhuna aykırı olduğunu nasıl hesap edemediğini sormak yerine, böyle bir bildiriye imza atması bu kararı desteklediği anlamını taşıyor.

Bu bildiriye Meclis’te grubu olan partilerden yalnızca HDP imza atmadı.

“Yaptırımların sorumlusu AKP’dir” diyen HDP, Rusya’dan askeri malzeme alan ülkelere 2017’den beri otomatik olarak uygulanan CAATSA yaptırımlarının Türkiye’ye uygulanacağı en başından beri biliniyorken, beklenmeyen bir gelişmeymiş gibi yaklaşım sergilenmesini doğru bulmadıklarını belirtti.

Konuyla ilgili olarak yapılan açıklamada, yaptırım kararlarına karşı çıkmanın yolunun, iktidarın ülkeyi uçuruma sürükleyen politikalarının arkasında hizalanmak değil, böylesi politikaların karşısında durup halka bir alternatif çıkış yolu göstermek olduğu ifade edildi. Ve bu tartışmalar, “hükümetin yanlış politikalarından müteşekkil bir militarist oyun olarak nitelendirildi.

10 Aralık tarihli yazımda, CHP’nin özellikle bütçe görüşmelerindeki sertleşen muhalefet anlayışının yaptırımlar ilan edildiğinde nasıl olacağını sorgulamış ve şöyle demiştim:

“Bu yaptırımların en önemli nedeni malum, ABD’nin ve NATO’nun bütün itirazlarına rağmen Putin’i memnun etmek için satın alınan S-400 füzeleri.

Bu uğurda iktidar koalisyonu, ortağı olduğu halde F-35 savaş uçağı projesinden çıkartılmayı ve olası yaptırımları göze aldı.

Artık ABD ve NATO, S-400’lerin kullanılmayarak bir kenara konulmasına da razı değil. Ankara’nın tümüyle bu projeyi çöpe atmasını istiyor.

Bakalım, CHP bu yaptırımlara karşı yine iktidarın yanında mı yer alacak yoksa sert muhalefete devam mı edecek göreceğiz.”

Gerçekten de şaşırmak isterdik ama yine benzer tavrı gördük.

Böyle bir yaklaşımla CHP iç politikada sert muhalefet yapsa ne olur?

Dış politikada iktidarı destekleyip iç politikada arkasında duran bir muhalefet partisine kim güvenir?

Kaldi ki, seçmen bile dış politikada muhalefet partilerinin iktidarı desteklemesini artık hoş karşılamıyor.

Metropoll’ün yaptığı son araştırmaya göre, muhalefetin dış politikada hükümeti sorgulamadan desteklemesine karşı çıkanların oranı yüzde 55’ler civarında. CHP seçmeni içinde bu oran, yüzde 71.6.

Genel seçmenin sadece yüzde 32’si muhalefetin dış politikada iktidarı desteklemesinden yana tavır almış.

Görüldüğü gibi seçmenlerin çoğunluğu dış politikada ulusalcı, hamasi söyleme pek iltifat etmiyor.

İktidarın dış politikadaki keyfi tutumuna, ideolojik saplantılar nedeniyle yapılan vahim yanlışlarına muhalefet sahip çıkamaz.

Sahiplenmek doğrudan iktidarı desteklemek anlamına gelir.

CHP sert muhalefete yönelecekse, en azından kendi seçmeninin eğilimini dikkate almak zorunda.