Türkiye adeta yeni bir seçim atmosferine girdi.

AKP Genel Başkanı bunca hayati sorun arasında her gün siyasi konuşmalar yapıyor. Özellikle de CHP ve Millet ittifakı hedefte.

HDP’ye yönelik daha çok İçişleri Bakanı çalışıyor! HDP’lileri, Kürtleri, muhalifleri önce suçluyor, sonra da gözaltına aldırıp tutuklatıyor.

Ekonomik bunalımmış, korona salgını nedeniyle insanlar işlerini, işyerlerini hatta canlarını kaybediyorlarmış, 83 milyona üç milyon aşı bulunabilmiş, bunlar pek önemli değil.

AKP lideri Erdoğan, dün partisinin birkaç il kongresine sanal ortamda katılarak, baştan aşağıya bir seçim propaganda konuşması yaptı. 18 yıllık iktidarlarını övdü ve muhaliflerine ağır ifadelerle yüklendi.

AKP örgütüne de daha sıkı çalışmaları konusunda çağrı yaptı.

Tam bu günlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da Irak’ı ziyaret ederek hem Bağdat’a hem de Irak Kürdistan Bölgesi’nin merkezi Erbil’e gitti, Irak ve bölge yöneticileri ile görüştü.

Ülkenin böylesine zor bir döneminde nedir bu Irak ve Erbil ziyareti, Milli Savunma Bakanı oralarda kimlerle neler konuştu, diye merak edebilirsiniz.

Ziyaret ve görüşmeler dolayısıyla yapılan açıklamaların protokolle ilgili olanlarını bir tarafa bırakırsanız şöyle bir sonuç çıkıyor:

Türkiye, Trump’ın seçimi kaybetmesinden sonra şimdilik Kuzey Suriye’ye yeni bir Kürtleri süpürme operasyonu yapamayacağını anladı. Bu nedenle de Kuzey Irak’ta planladığı bazı operasyonları gerçekleştirmek için yoğun bir uğraş içinde.

TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri), Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin desteği ile Kandil’e kara harekâtı yapmayı planlıyor... Bu işbirliği gereğince zaten bir süredir Irak Küdistanı bölgesinin değişik yörelerinde çok sayıda (20’den fazla) askeri üs oluşturuldu.

KANDİL OPERASYONU İÇİN PEŞMERGENİN DESTEĞİ İSTENİYOR

Kandil yöresinde örgütün hâkim olduğu kritik bölgelerde de peşmergelerin, TSK’nın ve MİT’in desteği ile karakol kurma faaliyetleri devam ediyor. Bölgede her şey Ankara’nın istediği gibi yürümüyor. Bir yandan da bölgede Kürtlerin (PKK gerillaları ile KDP peşmergeleri) birbirleriyle çatışmaması ve ‘kardeş kanı dökülmemesi’ gerektiği konusunda yaygın bir görüş var.

Bölgenin batısına hâkim olan KDP (Irak Kürdistan Demokratik Partisi) yönetimi, AKP-MHP Koalisyonu ile ticari boyutları da olan yakın çıkar ilişkileri içinde ama Bölgenin diğer gücü olan KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) yönetimi aynı havada değil.

Türkiye bir süredir Erbil yönetimini kapsamlı bir işbirliği için rüşvet, baskı, tehdit, gibi yöntemlerle ikna etmeye çalışıyor.

Savunma Bakanı’nın Bağdat’tan sonra Erbil’e giderek bölge yöneticileri ile görüşmeler yapmasının temel amacı da bu.

Bölge yönetiminin desteği olmadan TSK’nın sonuç alıcı bir Kandil harekâtı yapması neredeyse olanaksız gibi.

Nitekim Akar, bu konuda Kürtlerden yardım isterken şunları söylüyor:

“Bizim Kürt kardeşlerimizle bir problemimiz yok. Bütün mücadelemiz terör örgütüne ve teröristlere karşı. Aramızdaki işbirliğini daha da güçlendirmeli ve terör örgütü PKK karşısında beraberce kararlı bir şekilde durmalıyız. Amacımız terör örgütü PKK sorununu ortadan kaldırıp sınır güvenliğimizi sağlamak ve komşularımızla huzur ve refah içinde yaşamaktır.”

Türkiye’nin Kuzey Irak’ta tek hedefi Kandil değil. Yeni Kandil dedikleri Ezidilerin yurdu Şengal de Ankara’nın hedefinde.

Çünkü bu bölge Irak ile Kuzey Suriye, yani Rojava’ya geçiş açısından stratejik bir noktada bulunuyor. İktidar PKK’nin denetiminde olduğu iddiasıyla bir süredir Bağdat yönetimini bu bölgeye operasyon yapması için ikna etmeye çalışıyor.

KAZIMİ’NİN ANKARA GÖRÜŞMESİNDE ŞENGAL DE KONUŞULDU

Biraz da bu amaçla Irak Başbakanı Mustafa-el Kazımi geçtiğimiz günlerde Ankara’ya gelerek Erdoğan’la görüştü. Ele alınan konular arasında muhtemelen Şengal ve Mahmur kampı meselesi de yer alıyordu.

Görüşmenin ardından Kazımi, bir süre önce Erdoğan’ın, Irak’ın savaşta yok edilen alt yapısının yeniden yapılabilmesi için toplanacak bağışlara 5 milyar dolar ile katıldığını açıkladı.

Bu ilginç görüşme, ele alınan konular açısından değil ama Saray’da verilen çalgılı türkülü ziyafet nedeniyle kamuoyuna yansımıştı.

Bağdat yönetimi, geçtiğimiz Ekim ayında Şengal’in yabancı güçlerden temizlenerek (PKK ve İran yanlısı milislerin oluşturduğu Haşdi Şabi’yi kastediyorlar) denetimin Bağdat güçlerine geçmesi için Kürdistan Bölge Yönetimi ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma ile Şengal Savunma Birlikleri (YBŞ) dağıtılacak, yeni bir savunma gücü oluşturulacaktı.

Bu anlaşmanın nasıl uygulanacağı konusu hâlâ belirsizliğini korurken Ankara’nın da hedefinde olan bu bölge için de Akar, Irak yönetimine birlikte çalışma mesajı verdi.

İktidarın bir diğer hedefi de sınırın 100 kilometre kadar içinde, Kerkük’e 80 kilometre uzaklıktaki Mahmur’da bulunan Türkiyeli Kürtlerden oluşan mülteci kampı.

Bu kampın, 1994’te Uludere’ye bağlı köyleri yakılarak Türkiye’den adeta zorla göç ettirilen 17-18 bin civarındaki sakinini, onların çocuklarını hatta torunlarını devlet PKK militanı olarak kabul ediyor.

Kampı PKK’ye asker devşiren bir odak olarak görüyor. Oysa bu kamp, Birleşmiş Milletler’in denetiminde. İdari olarak da Mahmur kaymakamlığına bağlı. Yani sürekli denetim ve gözetim altındaki bir yerleşim yeri.

Bağdat ve Erbil’e yaptığı ziyaretler sırasında Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “terör örgütünün Türkiye’ye yönelik tehditlerinin önlenmesi için gerekli tüm adımları atacaklarını, terör örgütünün Irak topraklarından, özellikle de Sincar’dan (Şengal) çıkarılması için Irak yönetimi ile işbirliği içinde hareket etmek istediklerini” söylediği bildiriliyor.

Iraklı yetkililerin açıklamalarına göre de Akar, “Bu konuda hızlı hareket edilmemesi halinde bundan Irak’ın da zarar göreceği uyarısı yaptı, vakit geçirmeden harekete geçilmesini istedi.”

Öyle anlaşılıyor ki AKP-MHP koalisyonu, Biden yönetimi göreve başlayıp yerine yerleşene kadar bir Kuzey Irak operasyonu yaparak bunu erken seçimde oya dönüştürmenin hesaplarını yapıyor.

Erdoğan’ın fiilen seçim kampanyasına benzer bir sürece girmesi ve Savunma Bakanı Akar’ın Bağdat ve Erbil ziyaretlerinde yaptığı temaslar ve konuşmaları, bu tahminleri doğruluyor.

İktidarın artık bu başaşağı gidişi engelleyecek çaresi kalmadı.

Erdoğan, Kandil fatihi olarak tarihin akışını değiştireceğine inanıyor olmalı.

Olabilir…

Peki, evdeki bu hesap çarşıya uyar mı?