İbretlik bir görüntüydü…

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyaret eden Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ile ortak basın toplantısı düzenleyen Çavuşoğlu’nun açıklamalarını dinlerken, ne yalan söyleyeyim, ben rahatsız oldum.

Doğal olarak, “Niçin?” diye soracaksınız.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Çinli meslektaşına, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmış Çin yönetimine muhalif Uygurlarla ilgili aldıkları tedbirleri anlatıyordu. “Ne ülkemizde ne de bölgemizde Çin’i rahatsız edecek en ufak bir harekete, en ufak bir muhalefete asla izin vermeyeceğiz” diyordu. 

Asık bir surat ve söylediklerine kendisinin de inanmadığını apaçık ortaya koyan mekanik bir ifadeyle...   

“Çin’in güvenliği bizim güvenliğimizdir” diyen Çavuşoğlu’nun adeta Çinli bakana teminat veren bir hali vardı.

Neredeyse aynı saatlerde Sağlık Bakanı da yaptığı açıklamada, aylardır beklenen 100  milyon doz Çin aşısının nihayet en geç mayıs ayı sonuna kadar geleceğini müjdeledi.

Bu iki haberi yan yana getirdiğimiz zaman, yılan hikayesine dönen Çin aşısı meselesinin gerisinde dönenler anlaşılıyor. 

Uygurlar üzerinden yapılan pazarlıkların sonuçlandığı ve Çin yönetiminin Uygur muhalefetine karşı alınacak tedbirler konusunda ikna olarak aşıların  gönderilmesini kabul ettiği ortaya çıkıyor.

Çavuşoğlu, milliyetçiliği ve hamaseti tepe tepe kullanan bir iktidarın temsilcisi olarak, elbetteki Çinli bakana utana, sıkıla verdiği teminatın aslında Türkiye’ye sığınan Uygurlar için bir satış beyanı olduğunu gayet iyi biliyor.

Çavuşoğlu’ndan önce konuşan Çinli bakan da aynı basın toplantısında, Türkiye’de Çin’in toprak bütünlüğüne saygı duymayan grupların engellenmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti. 

Ankara’nın, Uygur Türkleri’ni temsil amacıyla kurulmuş olan Türkistan İslami Partisi’ni terör örgütü olarak kabul etmesi nedeniyle duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 

ANKARA İSLAMİ HAREKETİ TERÖR ÖRGÜTÜ SAYIYOR

Türkiye’nin Türkistan İslami Partisi’ni terör örgütü sayması yeni bir durum değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2015 yılında Çin’e gerçekleştirdiği ziyarette Başkan Xi Jinping ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, Doğu Türkistan İslami Hareketi’ni iktidarının, uzun zamandır terör örgütü olarak kabul ettiğini duyurmuştu.

Çin’in ‘terör örgütü’ saydığı Doğu Türkistan İslami Hareketi (Daha sonra adını Türkistan İslam Partisi olarak değiştirdi) Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur Türklerinin bağımsızlığını kazanmasını hedefliyor. 1997 yılında El Kaide türevi olarak kurulmuş olan örgütün birçok militanı Suriye’de İdlib bölgesinde de faaliyet gösteriyor.

Ancak görünen o ki, Çin yönetimi, Ankara’nın bu partiyi terör örgütü olarak kabul etmesini yeterli bulmamış. Çin’den kaçıp Türkiye’ye sığınmış olan binlerce Doğu Türkistanlı’nın da sınır dışı edilmesi ya da iadesi konusunda da baskı yapıyor. 

Geçtiğimiz yıl Çin ile Türkiye arasında imzalanan suçluların iade anlaşmasının biran önce Meclis’ten geçirilip yürürlüğe konulmasını talep ediyor.

Belki de bir türlü yola çıkamayan Çin aşısıyla ilgili hikayenin arkasında bu anlaşmanın bunca zaman Meclis’ten geçmemiş olması gerçeği yatıyor. 

Çin yönetiminin Uygurlar meselesine ne kadar önem verdiğini Çin Dışişleri Bakanı’nın sözlerinden anlıyoruz.

Tabii muhalefetin, milliyetçi AKP-MHP ittifakını ya da doğrudan Saray’ı, ‘Uygurları satmakla’ suçlama tehlikesiyle karşı karşıya kalmak var. Üstüne üstlük, MHP için de Doğu Türkistan hamasetini, İYİP’e, yani Meral Akşener’e kaptırma tehlikesi de söz konusu. 

İşte muhtemelen bu korkularla hem milliyetçi hem İslamcı iktidarın bu anlaşmayı bir türlü Meclis’e getiremediği anlaşılıyor.

Koalisyonun, sadece aşı meselesinde değil, kredi, yatırım konularında da Çin’le pazarlık ilişkisi içinde olduğu biliniyor. Fakat bu meseleleri de Meclis’te tartıştırmaktan yana değil. 

Muhalefetin Çin’le kurulan ve mahiyeti açıklanmayan ticari ilişkiler ile karşılığında verilen tavizler konusunda verdiği önergeler, milliyetçiliklerine toz kondurmayan iktidar partileri AKP ve MHP’nin oylarıyla hep reddedildi.

Bu arada salgına karşı korumasız bırakılan halk, Çin aşısı vaadi ile avutulmaya çalışıldı. “Çin aşısı geldi, geliyor, yolda, yola çıkıyor” denilerek sürekli yalan söylendi.

Geçtiğimiz Ekim’de, sonra Aralık ayında, geleceği açıklanan aşılar bir türlü gelemedi. Nihayet Ocak ayında ilk parti 10 milyon doz aşının ulaşmasından sonra aşılamaya geçilebildi. 

Arkası gelmeyen aşı, tabii sonunda tükendi ve şimdi 14 gün arayla yapılması gereken ikinci doz uygulaması pek çok yerde elde aşı olmadığı için yapılamıyor. 

Son günlerde Biontech’ten 1.5 milyon doz aşı gönderildi, o kadar. 

Bakanın açıklaması, salgının iyice zirve yaptığı, ölüm sayılarının üçlü hanelerde dolaştığı ülkede, mayıs ayının sonuna kadar aşılama yapılamayacağı gerçeğini ortaya koyuyor.

HAMAS, İHVAN DERKEN SATIŞ SIRASI UYGUR TÜRKLERİNDE

Biz yine dönelim Uygur Türklerinin durumuna...

Çin Dışişleri Bakanı’nın Ankara ziyareti sırasında, Çin Büyükelçiliği önünde protesto eylemi yapmak isteyen Uygur Türkleri her konuşmasında milliyetçiliğine vurgu yapmayı seven İçişleri Bakanı’nın talimatı ile polis tarafından engellendi. 

Daha önce de Doğu Türkistan Milli Meclis Başkanı ve Türkiye’deki Uygurların siyasi lideri Seyit Tümtürk, COVID 19 bahanesiyle karantina gerekçesiyle ev hapsine alındı.

Evinin önünde polis bekletilen Uygur lideri, düzmece bir operasyonla evde tutulduğunu, dışarı çıkmasına izin verilmediğini söylerken hasta olmadığını da açıkladı.   

Türkiye’de sürekli Türklük kavramını ön plana çıkarıp milliyetçi hamaseti kabartan koalisyon iktidarı, Çin’in hatırını kırmamak için Uygur Türklerini sindirmeye çalışıyor. Hatta yaptıkları anlaşmayla muhalif Uygurları Çin’e teslim etmeye hazırlanıyor.

Buna karşılık Avrupa TV’lerinde neredeyse her gün Uygurlar’a yönelik Çin zulmünden söz eden haberler, programlar yayınlanıyor. Örneğin önceki gece İngiltere merkezli Kanal 4’ün ana haber programında Çin’de Uygurlara karşı sürdürülen ceberrut asimilasyon uygulamalarına ilişkin ayrıntılı bir belgesel habere yer verildi.Milliyetçilik denilince mangalda kül bırakmayan AKP-MHP koalisyonunun Türkiye’deki Uygurlar’a uyguladığı baskılar da uzun uzun röportajlarla anlatıldı. 

Milliyetçi koalisyon partileri ise, Çin’le girdikleri çıkar ilişkisi uğruna, öğündükleri milliyetçilik ilkelerini, sık sık atıf yaptıkları geçmiş değerlerini(!) çiğneyerek Uygurları satmanın peşindeler.     

Kuşkusuz bu yolda Uygurlar ilk örnek değil, son da olmayacak. 

Hatırlayalım, yakın bir geçmişte iktidar, ilişkileri normalleştirme adına İsrail’in isteği ile yıllardır, koruyup kolladığı, her türlü desteği verdiği bazı Hamas terör örgütü mensuplarını sınır dışı etti.

Yine bugünlerde, Mısır’la yeniden ilişki kurabilmek adına da, Kahire’nin talepleri doğrultusunda İhvan terör örgütünün İstanbul’dan Sisi yönetimi aleyhinde yapılan yayınlarını frenliyor. İhvan’ın bazı mensuplarını da sınır dışı etmeye hazırlanıyor.

Milliyetçilik, hamaset denilince en keskin sloganları atan iktidar koalisyonunun satış listesine bu kez de Uygur Türkleri ekleniyor.    

Herkes ve her kesim bu listeye sokulabilir.

Yeter ki iktidarın devamına hizmet etsin...