Hazineden buharlaşan 128 milyar doların peşine düşen ana muhalefete karşı iktidar, topyekun bir cadı avına yöneldi.

Devletin neredeyse bütün mülki idare amirleri, kolluk kuvvetleri, savcıları, 128 milyar dolar kampanyası ile ilgili afiş ya da herhangi bir propaganda malzemesinin izini sürüp el koyma yarışında.

Bu arada başta CHP’ninkiler olmak üzere parti binaları basılıyor, gece yarıları bulunabilen afişler, itfaiye araçlarının yardımıyla sökülüyor.

Vatandaşın ve muhalefet partilerinin, iktidardan 128 milyar doların hesabını sorması, Saray yönetiminin bütün dengelerini alt üst etti.

Vatandaşına hesap vermeye alışık olmayan iktidar bir yandan, “128 milyar dolar nerede?” sorularından bunalmış vaziyette sağa sola saldırıyor, bir yandan da suçlamalara cevap yetiştirmeye çalışıyor. Diyebiliriz ki iktidar, belki de ilk kez, kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında savunma pozisyonuna geçmiş durumda.

Tabii panik halinde verilen farklı cevapların tutarsızlığı ve gerçek dışılığı iktidarı çok daha zor durumlara sokuyor.

Yalpaladıkça 128 milyar soruları üzerindeki baskılarını yoğunlaştırıyor. Çaresizliğin tetiklediği saldırganlıkla da 128 milyar dolar kampanyasının yürütücüsü CHP’ye yükleniyor.

Bir süredir iktidar, koalisyonun küçük ortağı MHP’nin lideri Bahçeli’nin de talebine uyarak CHP’ye yönelik, içinde kapatma niyeti de olan bir hamleye başlamıştı.

ŞİMDİ KILIÇDAROĞLU VE CHP YÖNETİCİLERİ HEDEFTE

Bu hamlenin en büyük hedefi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu. İktidar bir yandan HDP milletvekilleri hakkında yağmur misali fezlekeler hazırlatırken, bir yandan da ana muhalefet partisine yöneldi.

Bu planın bir parçası olarak şimdi de partinin lideri Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması talep ediliyor.

Emekli amirallerin, Montrö Sözleşmesi ve sarıklı tarikat mensubu amirale ilişkin yaptıkları açıklamanın arkasında CHP ve Kılıçdaroğlu’nun olduğuna ilişkin iddialar da bu talebin dayanaklarından birisi sayıldı.

Erdoğan ve Bahçeli bu gerekçeyle CHP ve liderine ağır eleştiriler yönelterek parti için kapatma imalı suçlamalarda bulundular.

İşte tam CHP’nin hedefe konulduğu bu günlerde başlatılan 128 milyar dolar kampanyası yaygınlaşıyor ve kamuoyunun ve CHP seçmeninin bu kampanyaya olan ilgisi hızla artıyor.

Yasaklamalar ve baskılar yoluyla bu kampanyayı engellemeye çalışan iktidar bir yandan da fezlekelerle siyaset kurumunu devre dışı bırakarak muhalefetin baskısından kurtulabilmenin hesaplarını yapıyor.

Bu amaçla Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması talebinin yanısıra partinin bir önceki MYK yöneticisi olan 7 CHP’li için de fezleke düzenlendi.

Bu da yetmedi dün 10 HDP'li milletvekili ile 10 CHP'li yönetici hakkında, 20 dokunulmazlık fezlekesi daha Meclis’e gönderildi.

Kılıçdaroğlu ile CHP milletvekillerine yöneltilen suçlamalar şunlar: “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Halkı kin ve düşmanlığına alenen tahrik ve aşağılama”, “İftira”, “Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret.”

Kılıçdaroğlu’nun fezlekesinde, CHP’nin hazırladığı ve hakkında toplatılma kararı verilen “21 Soruda FETÖ’nün Siyasi Ayağı” broşürü gerekçe gösterildi.

Görüldüğü gibi uyduruk suçlamalarla dokunulmazlıkların kaldırılma sırası HDP’lilerden sonra CHP yöneticileri ve milletvekillerine geldi.

128 MİLYAR DOLAR KAMPANYASI VE FEZLEKELERLE İLİŞKİSİ

Şimdi, başta parti lideri Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’li milletvekillerinin de saf dışı bırakılması için bir süreç başlatılıyor.
İktidarın bu saf dışı bırakma hamlesini, CHP’nin yürüteceği muhalefete göre ayarlayacağını tahmin etmek zor değil.

Parti ne kadar etkili muhalefet yaparsa, öyle görünüyor ki fezlekelerin sayısı arttırılacak ve duruma göre bu fezlekelerin bazıları komisyonda ele alınarak CHP’ye gözdağı verilecek.

Bu anlamda sürdürülen 128 milyar dolar kampanyası iktidarın tutumunun bir göstergesi olacak.

İktidar böylece yıllardır HDP’ye yaptığı muameleyi CHP’ye de uygulamaya hazırlandığını ortaya koyuyor.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılırken, belediyelerine kayyımlar tayin edilirken, “Yarın bu sizin de başınıza gelebilir HDP’nin yanında durun” diyenlere CHP kulaklarını tıkadı.

İktidar, kendisine karşı gerçek muhalefet yapanlara, kendisini zor durumda bırakanlara yönelik hukuksuzluğu, keyfiliği ve despotluğu şimdi CHP’ye de yaşatmak amacında.

CHP’nin şimdiye kadar gerçekleştirdiği en etkili muhalefet faaliyeti olan bu hamle belki de geçmişi bir tarafa bırakıp muhalefet ittifakının biraraya gelmesine de vesile olabilir. Olmalıdır…

İKTİDAR NASIL BİR SEÇİM SÜRECİNE HAZIRLANIYOR?

Bu bir temenniden öte bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Çünkü 128 milyar dolar kampanyasına karşı, iktidarın başvurduğu engelleme, önleme ve yasaklar bize önümüzdeki seçimin nasıl olacağına dair ipuçları veriyor.

İktidar besbelli, bu sefer 12 Eylül faşist cuntasının hazırlattığı 1982 Anayasası'nın referandum kampanyası benzeri bir seçim sürecine hazırlanıyor.

O referandumda, propaganda iktidara serbest, muhalefete yasaktı.

Öyle görünüyor ki ne zaman yapılacağı belirsiz olan önümüzdeki seçim de bazı safdillerin söylemlerinin aksine, çantada keklik değil.

Bu iktidar, bazı iyimserlerin sandığı gibi kendiliğinden gitmeyecek. Muhalefet şimdiden, seçim ittifakını sağlamadan da önce, seçim ve sandık güvenliği işbirliğine yönelmek zorunda.

İktidarın değişmesini gerçekten amaçlayan bir muhalefet partisinin, böyle bir zorunluluk karşısında, “ben bu ya da şu partiyle birarada olamam” deme lüksü bulunmuyor.

Bu sanıldığının aksine çok zorlu bir süreç olacak.

Demokrasi ittifakında birleşmenin yolu, şimdiden seçim ve sandık güvenliği ittifakını kurmaktan geçiyor.