​​​​Yer, Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Meclis, fazla bir yetkisi olmasa da Saray’dan gönderilen Tarım Bakanlığı bütçesini tartışıyor.

Milletvekillerinin, Afrin’den getirilen zeytin ve zeytinyağlarının piyasayı olumsuz etkileyebileceğine ilişkin eleştirilerine Bakan Pakdemirli cevap veriyor:

"Afrin’de biz gelirlerin bir şekilde bize geçmesini istiyoruz, bu hâkimiyetimizde olan bölgede. O sebeple Tarım Kredi Kooperatifleri'ne 5 bin tonluk bir görev yazılmıştır ve bu görev için 8’inde kapılar açıldı ve şu ana kadar giren 600 ton ürün var arkadaşlar. 200 bin tonluk zeytinyağı rekoltesinde bunları konuşuyor olmamız hakikaten çok ayıp ve çok komik arkadaşlar. Yani Afrin’de biz hükûmet olarak PKK’nin eline gelir geçsin istemiyoruz, çok net.”

Siyasi sorumluluğu bulunmasa da sıradan bir memurdan farkı olmasa da sıfatı bakan olan bir yetkilinin belge niteliğinde, tutanaklara geçen açıklamaları bunlar.

“Bunları konuşuyor olmamız çok ayıp ve çok komik arkadaşlar” diyor.

Komik ve ayıp olan, bu zeytinlerin, zeytinyağlarının kaynağı, nereden hangi şartlarda getirildiği falan değil. Bu ürünlerin ekonomik olarak Türkiye zeytin piyasasında çok önemli bir oran teşkil etmiyor oluşu…

Böylece zeytin üreticilerini ve onların Meclis’teki temsilcileri olan bazı AKP ve CHP milletvekillerini rahatlatmayı amaçlıyor.

Kaynağı hakkında yapılan eleştiriler de var kuşkusuz, HDP’li milletvekilleri tarafından yapılan. Ama bakanın bu eleştirilere önem vermediği anlaşılıyor.

Bu konuda şunları söylüyor:

“Bu hâkimiyetimizde olan bu bölgede (Suriye’nin Halep’e bağlı Afrin bölgesinden söz ediyor) biz gelirlerin bize geçmesini istiyoruz” diyor. Yani zeytin gelirlerinden söz ediyor. Sonra daha da açık konuşuyor:

"Afrin’de biz hükümet olarak (zeytin ve zeytinyağı gelirlerinin) PKK’nin eline geçmesini istemiyoruz, çok net.”

Hakikaten çok net! Bravo bakana…

Zeytin Dalı Harekâtı için işgal tanımında bulunan gazeteciler, politikacılar, sivil toplum örgütü mensupları için çeşitli davaların açıldığı, hatta mahkûmiyet kararlarının verildiği bu süreçte bu itiraf çok değerli.

Birincisi TC, en yetkili ağızlardan başka bir ülkenin toprağını işgal ettiğini kabul ediyor. Zaten daha önce başta Cumhurbaşkanı olmak üzere birçok yetkili de benzer açıklamalar yapmışlardı. İşgal ettik, ele geçirdik laflarından geçilmiyordu.

İkincisi, işgal edilen topraklardaki zenginliklerin PKK’nin eline geçmesi ihtimali ileri sürülerek Afrinlilerin, Afrinli Kürtlerin sahip oldukları değerlere el konulduğu itiraf ediliyor.

Ve bir bakan, PKK’yi gerekçe göstererek bunun hak olduğunu, hiç sıkılmadan, herhangi bir sorumluluk duymadan Meclis’te açıklayabiliyor.  

Üçüncüsü, işgalin de işgal edilen yerlerdeki zenginliklere, orada yaşayan halkların malına mülküne yönelik gasp ve yağmalama eylemlerinin de uluslararası bir suç olduğunun farkında değillermiş gibi davranılıyor.

Ya da farkındalar ve biliyorlar ama nasılsa bize bir şey olmaz havasındalar.

Eğer böyle düşünüyorlarsa yanıldıklarını söylemek zorundayım.

Çünkü Türkiye’nin Suriye içinde gerçekleştirdiği uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere aykırı her eylemi, uygulamayı sahada belirleyip, delilleri ve tanık ifadeleri ile belgeleme çalışması yapan örgütler var.

Tarım Bakanı’nın Meclis’te uluorta itiraf ettiği gerçekler de hiç kuşkusuz o dosyalara girmiş olmalı.

Sonrasında ne olur, onu zaman içinde göreceğiz.

İŞGALLE BAŞLAYAN YAĞMA VE GASP OLAYLARI

20 Ocak’ta başlatılan Suriye’nin kuzeyindeki Türkiye’ye sınır Afrin’e yönelik işgal harekâtı Mart ayı sonlarında tamamlandı.

Zeytin Dalı adı verilen bu harekât henüz tamamlanmadan bölgeden gelen ilk haberler, harekâta TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) ile birlikte katılan ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) militanlarının giriştiği yağma ve hırsızlıklara ilişkindi.

Yetkililer gelen haberleri önce yalanlansa da uluslararası haber ajanslarının, gazete ve TV muhabirlerinin çektiği fotoğraf ve videolar yayınlanmaya başlanınca bu vahim durumu kabullenmek zorunda kaldılar. Yağma olaylarını engellediklerini ve bazı yağmacılar hakkında soruşturma başlattıklarını açıkladılar.   

Buna rağmen ÖSO içindeki cihatçı militan gruplar yağmaya, talana, mallara el koyma, fidye için adam kaçırma eylemlerine devam ettiler. Bu nedenle sık sık birbirleriyle de çatışmalara giriştiler. Bu çatışmalarda ölen ve yaralananlar oldu.

Afrin’in en önemli ekonomik ürünü olan zeytinlerin hasat zamanı gelince bu çatışmalar daha da sertleşti. Üretim bölgelerinin cihatçı çeteler arasında paylaşıldığı ortaya çıktı.

Çünkü Suriye’deki zeytin ağaçlarının yüzde 20’si, yani yaklaşık 15 milyonu bu bölgede bulunuyor. Suriye’deki zeytin üretiminin yüzde 30’u, nüfusu büyük oranlarda zeytincilikle uğraşan Afrin’de gerçekleşiyor. İç savaşa rağmen Suriye 2016’da yaklaşık 20 bin ton zeytinyağı ihracatı yapabilmiş.

Zeytinyağı, sabun fabrikalarının çoğu da bu bölgede.

Bu nedenle Türkiye’nin desteklediği cihatçı çetelerin gözleri de Afrin’in zeytinlerinde ve zeytinyağlarında.

CHP’NİN DERDİ AFRİN DEĞİL, AFRİN’DEN GELEN ZEYTİN

Bu yıl zeytin ve zeytinyağı üretiminde rekorlar gerçekleşiyor.

Sadece Afrin’de değil Türkiye’de de rekor bir hasat dönemi yaşanıyor.

Bu nedenle fiyatların düşmesi beklenirken Afrin'deki zeytin hasadından elde edilen 600 ton kadar zeytinyağının Türkiye'ye getirildiği haberleri de piyasada bir tartışmayı başlattı.

CHP, Türkiyeli üreticinin bu durumdan olumsuz etkilendiğini savundu. Bazı iddialara göre iç piyasaya giren Afrin zeytinyağı 35-50 bin ton civarında. AKP’ye göre ise, Türkiye’de bu yıl 200 bin tonluk bir üretim bekleniyor. Afrin’den beş bin ton zeytinyağı getirme hesabı yapılsa da şimdiye kadar 600 ton getirildiği ve toplam üretim içinde bu rakamın önemli olmadığını söyleniyor.

Mesele yukarıda alıntı yaptığım Meclis’teki bütçe görüşmelerine yansıdı.

Saray medyasında da, tabii ki sadece ekonomik boyutuyla tartışıldı.

Bu tartışmaları buraya taşıyacak değilim.

Bu tartışmaya katılan çevrelerin neredeyse tamamı Afrin zeytininden, zeytinyağından çok rahatça söz ediyor. Sanki Gaziantep zeytininden, Hatay zeytininden ya da zeytinyağından söz edermiş gibi bir halleri var.

Hatta bir CHP milletvekili iktidara akıl bile veriyor:

İktidarın Afrin’den zeytinyağını getirip hasat sonuna kadar stoklamasını öneriyor. “Daha sonra isterse piyasaya versin” diyor.

“Bu Afrin zeytinyağı kimin malı?”, “Türkiye, kendisinin olmayan, Afrinlilerin zeytin ve zeytinyağı ürününe nasıl el koyar ve kendi malıymış gibi nasıl Türkiye piyasasına sürer?” diye soran yok.

Suriye’de Kürtlerin el konulan, talan edilen değerleri üzerinden yapılan tartışma ahlaksız bir tartışmadır.

Afrin’deki zeytin ve zeytinyağı talanı yakın gelecekte kaçınılmaz olarak Türkiye’nin başını ağrıtacak bir konu haline gelecektir.