Evde kalmak tamam da, ya hayatın içinde kalmak?



Artı Gerçek

65 yaş üstü bireylere uygulanan sokağa çıkma yasağı ve bu yasağa uymakta güçlük çekenlere yönelik alaycı tutumlar bu yaş grubunu nasıl etkiliyor? Dr. Aynur Özge anlattı.


Türkiye’de Koronavirüs ile mücadele kapsamında, risk grubu olan 65 yaş üstü kişilerin sokağa çıkması yasaklandı. Yasağı çiğneyen kişilere ceza kesilirken, yasağı ihlal edenlere yapılan acımasız şakalar özellikle sosyal medyada yoğun bir şekilde paylaşıldı. Hareket alanları kısıtlandığı için zorlanan ileri yaştaki insanlara gülmek yerine, evden çıkmamanın onları nasıl etkilediği üzerine durup düşünmek gerekiyor. Yıllardır aktif yaşlanma üzerine çalışan ve Türkiye’de bir ilke imza atarak Mersin’de Demans İhtisas Merkezi kuran nörolog Dr. Aynur Özge ile salgına karşı alınan önlemlerin ve kendilerine yönelik alaycı tutumların ileri yaştaki bireyleri nasıl etkilediğini konuştuk.

- Yıllardır hem bir doktor hem de STK lideri olarak aktif yaşlanma ve ileri yaşta üretkenlik konusunda farkındalık yaratmakla kalmıyor, çok sayıda projeyi de hayata geçiriyorsunuz. Türkiye’de 65 yaş üstü kişiler için uygulamaya konulan sokağa çıkma yasağı bu yaş grubu insanları nasıl etkiledi?

Toplumlarda -çekirdek aileye geçişte zarar görmüş olsa da- aile büyükleri bilgeliği ve karar mekanizmasını temsil eder. İleri yaştaki bireylerin özgürlük alanını kısıtlamak, bilgelik ve karar mekanizmasını olumsuz etkiledi. Düşünsenize, günlük manav, bakkal, pazar alışverişi için de olsa evden çıkan annenin yerine hangi biberin uygun olduğuna başkası karar verecek. Keza, hiç olmazsa camiye, kahvehaneye gidip ev halkına bir parça olsa özgürlük alanı veren ve bir ekmek alarak eve dönen babanın tüm sorumluluğunu elinden alıp “Senin yerine ekmeği biz göndeririz” dediğimizde de aslında sorun çözülmüyor. Öte yandan, bu kesim hâlâ üretken durumda. Torun bakıyor, esnaf veya çiftçi ise bilfiil çalışıyor. Sivil toplumun ön saflarında bu kesimi, özellikle de kadınları görüyorsunuz. Koşturuyorlar, proje üretiyorlar, sosyalleşiyorlar ve işe yaradıklarını hissediyorlar.

- Sokağa çıkma yasağının ardından etrafınızdaki ileri yaşta bireylere dair gözlemleriniz neler?

İçlerinde engelli çocuğu olanlar var. O çocuklar da genellikle 40’lı yaşlarda. Bu anne babalar için özellikle zihinsel veya ruhsal engelli çocukları evde tutmak neredeyse imkânsız. Babasıyla birkaç saat dışarı çıkan engelli çocuk güvenle evine dönebiliyorken şu anda bu mümkün değil. 65 yaşının üzerinde bir baba, engelli oğluyla ilgili olarak, “Nerede gezdiğini hangi virüsleri eve getirdiğini bilemiyorum ve eve gelebilecek mi diye endişeliyim, zira daha önce kaybolduğu da olmuştu” diyor. Başka bir 65 yaş üstü çift, kızları ve damatları işte olduğu ve okullar da kapalı olduğu için, her gün eve bırakılan torunlara bakıyor. “Napalım mecburuz; evlatlarımız işteyken akılları çocuklarda kalır” diyorlar. Büyük torunun evde sıkıldığı için sıkça dışarıya dolaşmaya çıkıp gelmesi onları eve hastalık getirir diye hayli endişelendiriyor. Yine yalnız yaşayan bir başka büyüğümüz, zor hareket edebildiği için her gün ona kahve içmeye gelen komşularla sosyalleşirken, son haftalarda tamamen yalnız olmaktan oldukça dertli. Kısacası bu kesim, zannedildiği gibi ununu eleyip eleğini asmış pasif kişiler kadar, hâlâ aktif sorumlulukları olan kişilerden de oluşuyor, ki öyle de olmalı.

- Kurucusu olduğunuz Demans İhtisas Merkezi’ndeki gündüz aktivitelerini de kaldırmak durumunda kaldınız. Hastalar ve aileleri bu durumdan nasıl etkilendi?

Mersin’de Alzheimer Derneği’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Tarsus, Yenişehir ve Mezitli’de, sağlıklı bireylerin yararlandığı üç Aktif Yaş Alma Evimiz var. Burada, gönüllülük esası ve yoğun bir katılımla 20’den fazla aktivite programı yürütülüyordu. Katılımcılar sadece etkinliklere katılarak zihnen, bedenen veya sosyal açıdan aktif olmakla kalmıyor, bir yerde birbirlerinin yeni ailesi de oluyorlardı. Bu kişiler şimdi evlerinde ve bahsi geçen imkândan yoksunlar. Neredeyse her gün arayarak ne zaman açılacağımızı soruyorlar, zira evde sıkılıyorlar. Mesele karın tokluğu ve altında yaşanacak bir dam olmasının ötesinde... Onlar aranmak, sorulmak, üretmek ve güne uyanacak bir amaçları olsun istiyorlar. Gündüz Bakım Merkezi olarak hizmet veren, demans hastalarının gündüz kreşi gibi hizmet aldığı birimimizi de iki hafta önce kapattık. Buradaki zihinsel ve bedensel egzersizlerle aktif tuttuğumuz hastalar, evlerine dingin ve enerjilerini atmış olarak dönüyorlardı. Bu da evde bakımı sürdüren eş veya yakının işini hayli kolaylaştırıyordu. Şimdi bu hastalar mecburen evlerinde ve yakınları şimdiden yıpranma sinyalleri vermeye başladı. Birçok aile arayarak hastalarının evde durmak istemediğinden, engellediklerinde onlara tepki gösterdiğinden yakınıyor ki demans hastalarının virüs salgınını ya da sokağa çıkma yasağını algılayamayacağı düşünüldüğünde bu şaşırtıcı bir durum değil. Umarız ki süre uzamaz ve elimizdeki hasta sayısı yıpranan yakınlarla birlikte katlanarak artmaz. Derneğimizin sayfasında, üyelerimize her gün evde yapabilecekleri basit etkinlikler yayınlıyoruz. Binlerce kişiye ulaşan bir dijital ağ üzerinden, üyelerimizin evde ürettiklerini ve mesajlarını da paylaşıyoruz. Onların aralarındaki bağı güçlü tutarak bu süreci atlatmaya destek olmak istiyoruz. 

- Peki bakım evinde sürekli kalan demans hastaları ne durumda?

Kurumda hali hazırda, sürekli bakım ve palyatif bakım birimlerinde kalan 91 büyüğümüz var. Onların yakınlarına önce görece kısıtlama getirdik, salgın tedbirleri alınınca da bakanlık emri ile ziyaret yasağı uyguladık. Aileler yaklaşık 20 gündür hastalarla hastalıkları izin verdiği ölçüde yalnızca sanal ortamda görüşebiliyor. Özellikle orta evredeki hastaların bu durumdan olumsuz etkileneceğini düşünüyorduk. Ama öyle olmadı. Hastaların ajitasyonları azaldı, kurumdaki ortak etkinliklere katılımları arttı ve bugüne dek hiçbir sorun çıkmadı. Bu durumun nedenlerini uzun uzun konuştuk. Ulaştığımız sonuç şu; aileler sevdiklerini kurumsal bir bakım alanına bırakma konusunda yoğun baskı altındalar. Kararı verip hastalarını yerleştirseler de her şeyi kontrol etmek, buna mecbur kaldıklarını her seferinde kendilerine ve yakın çevrelerine anlatmak onları çok yoruyor ve geriyor. Kurum ziyaretlerinde bu gerginliği de farkında olmadan yakınlarına yansıtıyorlar. Hastaların becerilerindeki zayıflama ve onlar adına karar verme alışkanlığı onları sıkça emir cümleleriyle iletişim kurmaya itiyor ki, Alzheimer hastası da olsa hiç kimse bu davranıştan hoşlanmıyor. Birlikte geçirilen değerli zamanın keyfini çıkaracakları yerde bazen telefonları, bazen de etraftaki diğer hastaların davranışları ile ilgileniyorlar ve bu da hastaları rahatsız ediyor. Tüm bunlar ortadan kalktığında demans hastaları kendileri gibi az kelime hazinesi ile yavaş konuşan, benzer şekilde davranan diğer kişilerle ve uzmanlarla daha rahat iletişim kuruyor. Çok şaşırdık ama gözlemimiz bu, bakalım ilerleyen günlerde durum nasıl olacak...

- Salgınla birlikte maske, bone, eldiven gibi malzemeleri piyasada bulmak zorlaştı. Türkiye’nin her yerinde sağlık çalışanları yeterli koruyucu malzeme olmamasından yakınıyor. Sizin merkezinizde çalışanlar için böyle bir sorun var mı? Yoksa nasıl çözdünüz?

Bizim merkezimizde çoğu ağır ve çok ağır evrede, 35’i mide tüpü ile beslenen 91 hastamız sürekli bakım hizmeti alıyor. Bakım merkezi olarak hizmet versek de özellikle palyatif bakım biriminde bir nevi hastane yoğun bakımı gibi çalışıyoruz. Buradaki personelin ve en yüksek risk grubunda olan hastalarımızın sağlığı için koruyucu ekipman ve sosyal izolasyon koşullarına harfiyen uymamız gerekiyor. Bu ekipmanlardan öncesinde bir miktar depolamış olsak da stoklarımız hızla eridi. Biz de maskeleri fabrikasyon üretimle kaynağından alıp lastiklerini evlerindeki gönüllülere diktirerek 4’te biri fiyatına mal ettik. Öte yandan bone, koruyucu önlük gibi giysilerin kumaşını toptan aldık, kalıplattık, gönüllülerimizin evlerine dağıttık, onlar da dikip bize haber verdiler, uygun donanımlı aracımız gidip giysileri evlerden topladı, anlaşmalı bir hastanede sterilize ettirip kullanıma aldık. Keza bazı gönüllülerimiz evlerinden büyüklerimizin kurumda iyi vakit geçirmesi için ihtiyacımız olan bez bebek, pozisyon yastığı, yıkama önlüğü, kumaş veya ahşap yapbozları yapıp bizlere ulaştırdılar. Bu sayede hem biz kendi yağında kavrulan bir kurum olarak bu sürecin ekonomik yükünü azaltıyoruz hem de gönüllülerimizle devam eden bağımız sayesinde onlar evdeyken de işe yaramanın hazzını yaşıyorlar. Bu model, belediyeler ve diğer STK’lar tarafından yaygınlaştırılabilir. İngiltere’de, Japonya’da, Amerika da mahalle Whatsapp grupları üzerinden ihtiyaçların ve kaynakların etkin paylaşımı sağlanıyor. Evden çalışan beyaz yakalıların desteği ve sosyal medyanın gücünü kullanarak biz de apartman, site, mahalle vb grupları kurabiliriz. Balkonlarda yetiştirdiğimiz nane, maydanoz vb paylaşabiliriz örneğin. Ya da markete gitme işini sıraya koyup tek kişi sokağa çıktığında, birden fazla kişinin ihtiyacını alıp getirebilir. Evde sıkıntıdan yapılan bir kalıp kek, bir tepsi börek izolasyon kurallarına uyarak paylaşılabilir. 

- Bu süreçte ileri yaştaki bireylere yönelik alaycı tavırlar arttı. Bu toplumumuza dair bize ne söylüyor?

Güce saygı duyan, kusurları kullanan ve eğlence anlayışını mahremiyet-kusur çukurundan çıkaran bireyler için ne yapılabilir, bunu konunun uzmanlarına bırakıyorum. Büyüklerimiz açısından bakarsak, bu çok incitici bir durum. Dünya buhrandan geçiyor, birlik ve dayanışmaya en çok ihtiyaç duyulan günlerdeyiz ama eğlence anlayışımız bu seviyede mi yani? Herkesin büyük sorumluluğu var. Önce kendisi hayatta kalmayı becermeli. Bunun için bilim insanlarının sözlerini işine geldiği kulağı ile değil, her iki kulağı ile gönül penceresini de açarak dinlemeli. Sonra sevdiklerini hayatta ve olabildiğince kendi normalleri içinde tutmak için gayret sarf etmeli. Ve kalan enerjisini de toplumun, ülkenin ve dünyanın refahı için yapabileceklerine yöneltmeli. Yapılacak onca önemli iş varken ‘acımasız şakalar’ bence listede yer almıyor.

YAZARIN TÜM YAZILARI