Siyanürlü altın madenciliği Ordu’yu zehirliyor

20.01.2020 00:03

Fatsa’da siyanürlü altın madenciliği yapan şirket çalışma alanını 3947 dönüme çıkararak faaliyetini 14 yıl daha sürdürmek istiyor. 19 yılın sonunda 600 ton siyanür toprağa karışacak.

Ordu’nun Fatsa ilçesinde 5 yıldır siyanürlü altın madenciliği yapılıyor. Ve maden şirketi faaliyetini 14 yıl daha uzatmak istiyor. Kanadalı maden şirketi Cominco’nun bölgede sondaj ve arama çalışmaları 1996’da başladı. Ancak 2000’de şirketin Romanya’da işlettiği Baia Mare altın madeninde aşırı yağışlar nedeniyle siyanür havuzu çöküp 100 bin m3 siyanürlü çözelti Tuna nehrine akınca, bu olay Çernobil’den sonra Avrupa’daki en büyük çevre felaketi olarak tarihe geçti; siyanürlü altın madenciliğinin atıkları, nükleer santral atıklarından sonra ‘2. En Tehlikeli Atık’ sınıfına dahil edildi. Kanadalı şirket tazminatları karşılamak için elindeki maden sahalarını satınca Fatsa’daki ruhsat sahasını da İngiliz Stratex firması aldı. Stratex, yerel ortağı Bahar Madencilik ile birlikte 2013’ten itibaren, 5 km çapta 15 köy merkezinin bulunduğu, 729 dönümü tarım alanı, 1140 dönümü ise ormanlık alan olan -275 futbol sahası büyüklüğündeki- 1869 dönümlük alanda 5 yıllık işletme iznini alarak çalışmaya başladı.  

HALK HER İTİRAZDA KARŞISINDA ŞİRKET YERİNE DEVLETİ BULUYOR

Maden şirketi Fatsa’ya geldiğinde itirazlar yükseldi, kampanyalar düzenlendi, pek çok dava açıldı ama Türkiye’nin siyasi ikliminden ötürü Fatsa’da siyanürlü altın madenciliği gündem olamadı. Enerji mühendisi ve fındık üreticisi Alaaddin Yılmazer o dönemi şöyle anlatıyor: “Birçok yerde siyanürlü altın madenciliği yapılmasına rağmen, sanki gizli bir el bu tür haberleri baskıladı. Koza Holding Bergama’da işletmenin tüm hisselerini aldıktan sonra, maden kanunları hızla değişmeye başladı. Yerel halk adına açılan davalar maden şirketleri lehine sonuçlanmaya başladı.”

Bu sürecin son örneğinin Fatsa olduğunu, ÇED dosyasında birçok mühendislik ve proje tasarım hatası olmasına rağmen tüm davaların kaybedildiğini söyleyen Yılmazer, ÇED sahasındaki tarihi SİT alanının bile mahkeme kararıyla kaldırıldığını belirtiyor.

Nitekim burası, onca tarım ve orman arazisi yanında, içme suyu kaynaklarının bulunduğu çok verimli topraklara, zengin bir yaban hayata ve hatta BERN sözleşmesi ile koruma altında olan bitki türlerine sahip bir bölge olmasına rağmen, şirket hızlıca izinlerini alıp işletmeyi açtı. Bu özel bir işletme olmasına rağmen, her itirazda karşısında şirket yerine devleti gören yerel halk yorgun.  

ŞİRKET TOPRAKTAKİ ALTINI ALIP GİDECEK, GERİYE ZEHİR BIRAKACAK

Siyanürlü altın madenciliğinin iki türü var; açık liç ve tank liçi. Fatsa’da yapılan açık liç. Toprak bir membran üzerine seriliyor ve üzerine hortumlardan Sodyum Siyanür çözeltisi damlatılıyor. Sıvı içerisindeki siyanür altın bileşiği çözeltisi kanallarla bir havuza toplanıyor ve karbonlama tekniği ile altın elde ediliyor. Her 1 litre su solüsyonundaki 150 miligram Sodyum Siyanürün 50 mg’ı toprakta kalıyor. 

Fatsa’daki madenin ÇED raporuna göre, 4200 kg dore altın üretilmesi planlanıyor. 1 ton toprakta 1,34 gr altın var. Bu nedenle, 8 milyon ton toprak siyanürlenerek içindeki altın alındıktan sonra, diğer ağır metallerle birlikte Karadeniz’in iklimsel özellikleri olan aşırı yağış ve kış koşullarına açık halde üzerine sıyrılmış toprak serilerek kapatılması planlanıyor. 

Yani şirket her 1 ton topraktaki 1,34 gr altını alıp gidecek ama her 1 ton topraktaki 1030 gr Arsenik, 2180 gr Kurşun, 79,7 gr Çinko ve 3,93 gr Kadmiyumu kirletici madde olarak bize bırakıyor. Bunların hepsi insan sağlığı için tehlikeli ağır metaller. 

Madenciliğe bağlı ağır metaller toprakta birikerek uzun süre kalıcı olurlar, yağış yoluyla kolaylıkla bitkilere, ete, süte, yani besin zincirine girebilirler. İnsan vücudunda biriken ağır metaller ağır hastalıklara neden olurken, DNA yapısını da bozarlar. 

Canlılar üzerinde birçok tahribata neden olduğu için en çok araştırılan ağır metaller olan Arsenik, Kurşun ve Kadmiyum, tehlikeli maddeler içinde ilk 10’a girer. Maalesef Fatsa topraklarında hepsinden bolca var. 

19 YILIN SONUNDA TOPRAĞA 600 BİN KG SİYANÜR KARIŞMIŞ OLACAK!

Fatsa’daki maden şirketi şimdi de 1960 dönümlük çalışma alanını 3947 dönüme çıkarmak ve buradaki faaliyetini 14 yıl daha sürdürmek istiyor. Genişlemek istediği alanın yüzde 48’i kestane ormanı, yüzde 52’si ise fındık üretilen tarım topraklarını kapsıyor. “1 ton toprağa tek seferlik karışan 50 mg zehri toprak belki emebilir ama siz o zehri her gün verirseniz eşik değer aşılır ve toprak ölür. Bir süre sonra da, toprak hacimce kaldıramadığı bu zehri kusmaya başlar” diyor Yılmazer.

Yılda 30,800 kg Sodyum Siyanür, 172,920 kg Sodyum Hidroksit ve 352,000 kg Hidroklorik asit kullanılan bir madenin bir veya 5 yıl sonundaki etkisiyle, 19 yılda kullanacağı zehrin etkisi birbirinden farklı olacak. 19 yılın sonunda 600 bin kg siyanür toprağa karışacak!

“Bu tüm Ordu’yu zehirleyebilecek bir miktar” diyor Yılmazer, “Daha bir ay önce siyanürle vefat etmiş insanlarımızın cenaze namazları 100 metre mesafede kılındı ve naaşları kireçlenerek toprağa verildi. Bu bize Fatsa ve Ordu’nun geleceği hakkında bir fikir verebilir.” 

Yılda 100 bin m3, saatte 27,65 m3 su kullanacağını ve bu suyun 11,5 m3 buharlaşacağını savunan maden şirketi çevreye zarar vermediğini iddia etse de, daha madenin 5 yılı dolmadan ağır metaller köylerin içme suyuna karıştı. Bahçeler köyünün suyunu hayvanlar bile içmiyor. 2018’de Sağlık Bakanlığı’ndan alınan su analiz raporlarına göre, sudaki alüminyum oranı 8 kat fazla, demir de olması gereken değerlerin üzerinde. Sağlıklı su için önerilen pH değeri 7,2-8,5 arasında iken, buradaki suyun pH değeri 4,6 olarak ölçüldü. 

12 köyün sularının içilemez olduğuna dair halk sağlığı raporları olduğunu vurgulayan Yılmazer şöyle diyor: “Bu köylerin 8 tanesinde suları köylülere OSKİ ulaştırmış, su saatleri var ve faturasını köylüler ödüyor. Maden şirketi ‘Bu su zaten içilemezdi’ diyor. Peki OSKİ içilemez sulara mı saat takarak faturalandırdı? Sondaj öncesi tertemiz olan sular nasıl birdenbire ağır metal yüklü ve PH’ı asidik hale geldi? Kaymakamlık, belediye veya kurumlar bu konuda ne bir soruşturma açtı ne de çözüm üretti. Yani şimdiden, içtiğimiz suya ve yetiştirdiğimiz ürünlere su yoluyla ağır metaller girdi.”

3,5 MİLYAR DOLARLIK FINDIK MI, 9,2 MİLYON DOLAR GETİREN MADEN Mİ?

Ordu ve Fatsa’nın neden madenciliğe kurban edilmemesi gerektiğini anlamak için bölgenin tarımsal gücüne bakmakta fayda var. Dünyada üretilen 1 milyon ton fındığın 700 bin tonu Türkiye, bunun yüzde 30’u (214 bin ton) Ordu çıkışlı. Sadece Fatsa Ünye havzasındaki yıllık üretim miktarı 107 bin ton. Fındığın ülkemize ihracat getirisi 2 milyar dolar civarında. Yani Ordu tek başına, yılda 700 milyon dolarlık bir katma değer üretiyor. 5 yılda fındığın getirisi 3,5 milyar dolar. 

Ordu bal üretiminde ise Türkiye’de ikinci sırada. Balın sağladığı katma değer 510 milyon TL, yani yaklaşık 100 milyon dolar. Bu verim ancak kestane ormanlarının ve arıların muhafaza edilmesiyle mümkün. 

Ordu’da ayrıca, yılda 7336 ton kivi (30 milyon TL), 13,500 ton sebze-meyve üretimi var. Balıkçılıktan 40 milyon TL gelir elde ediliyor. Ordu’daki 142 bin sığır ve 128 bin koyun da et ve süt endüstrisi için önemli kaynaklar. 

Bu altın madeninin ise 5 yılda devlete sağladığı katma değer sadece 9,2 milyon dolar, tüm işletme boyunca gelir 180 milyon dolar. Bir şirket için bu bölgenin tarımsal değeri riske atılabilir mi?

Zira maden çalışmaya başladığından beri köylüler kirlenen suları dışında, fındık ve orman ağaçlarında kurumadan ve meyvelerin hızla çürümesinden şikâyetçi. Bahçelerdeki sebzeler ve tarla bitkileri olgunlaşmadan çürümeye başlıyor. Arıcılar bölgeyi terk ediyor, yaban kuşları ve sucul canlılara artık rastlanmıyor. Fatsa’da tarla ve bahçeler kuruyor, mahsuller çürüyor, hayvanlar hastalanıyor; köylü halk pazarında ürünlerini satamıyor. İnsanlar artık maden bölgesinden gelen sebze, meyve, süt ve yoğurdu satın almak istemiyorlar. 

“Maden için çalışan kamyonların yarattığı toz ve su kirliliği yüzünden köylüler köy yollarını kapattılar ama şirket yetkilileri olay medyaya yansımadan asfalt sözü vererek konuyu kapattı” diyor Yılmazer, “İşin ilginci, Ordu Belediyesi, maden şirketinin yaptığı yolu kendi yapmış gibi, web sayfasında ‘Asfalt çalışmalarını bitirdik’ diye duyurdu ama çalışan maden şirketinin kepçeleriydi.”

Fatsa’daki altın madenciliğinin insan, doğa ve canlılar üzerindeki yıkıcı etkisi sadece Orduluların değil, hepimizin sorunu. Zira, Fatsa’da avlanan bir balık veya toplanan fındık Türkiye’nin her yerinde soframıza geliyor. “Bu ürünler sadece Ordu’da değil, tüm dünyada tüketiliyor” diyor Yılmazer, “Suya karışan her şey besin döngüsüne giriyor. Daha iki ay önce Rusya, ihraç ettiğimiz balıkları ağır metallerden dolayı geri gönderdi. Geçtim siyanürle zehirlenmeyi, fındığımız ve diğer ürünlerimiz yenilemeyecek seviyelere gelirse, bunun hesabını kim, nasıl verecek?”