Son 200 yılda insan faaliyetleri nedeniyle pek çok canlının nesli tükendi. Sadece son 40 yılda, dünya üzerindeki yaban hayvan nüfusundaki azalma yüzde 60.

Bugün dünya üzerindeki memelilerin yüzde 96’sını insanlar ve çiftlik hayvanları oluşturuyor. Bu kötü haber. Zira, insanın geleceği de dünyanın biyolojik canlılığını korumasına bağlı.

Bilim insanları içinde bulunduğumuz çağı 6. Büyük Kitlesel Yok Oluş diye nitelendiriyor.

2015’te Science Advances’da yayımlanan bir araştırmaya göre, insanoğlunun dünya üzerindeki faaliyetleri nedeniyle başlayan bu yok oluş çağında soyu tükenecek olan canlılar listesinin ilk sıralarında yine insanlar yer alıyor. Yani insanlık diğer canlıları yok ederken aslında kendi sonunu hazırlıyor.

Dünyadaki 7.6 milyar insan tüm canlıların sadece yüzde 0.01’ini oluştursa da medeniyetin başlangıcından itibaren insanlık yaban hayvanların yüzde 83’ünün, bitkilerin ise yarısının yok olmasına neden oldu. Bu arada eti, sütü için yetiştirilen çiftlik hayvanlarının sayısı arttıkça arttı. Küresel insan nüfusunu doyurabilmek için endüstriyel tarımın yaygınlaşması ve doğal kaynakları sömürme hızının artması neticesinde doğadaki insan etkisi onarılması çok zor bir yere geldi.

WWF’in Yaşayan Gezegen 2018 raporuna göre, tatlı sularda yaşayan canlı nüfusu 1970’lerden bu yana yüzde 80 oranında azaldı. 1950’lerden bu yana okyanus, deniz ve nehirlerde 6 milyar ton balık ve diğer deniz canlısı avlandı. Küresel balık ve su ürünlerinin av hacmi 1950’de 19 milyon ton iken, 2005’te 87 milyon tona çıkarak 5 kat arttı. Bu artış, birçok balıkçılık sahasının aşırı kullanımına ve tahribatına neden oldu.

BİZ ET YİYELİM DİYE HAYAT BİTİYOR
Dünya genelinde yaban hayatın yok olmasının, canlıların neslinin tükenmesinin en önemli nedeni, doğal yaşam alanlarının hayvancılık için kullanılması. Son araştırmalar gösteriyor ki, et ve hayvansal ürünler tüketilmese dünyada bu amaçla kullanılan tarım arazilerinin yüzde 75’i ‘kurtulur’. ABD, Çin, AB ve Avustralya’nın tamamı büyüklüğünde bir alanda doğal yaşam yok ediliyor. Ne için? İhtiyacımız olan kalori miktarının yüzde 18’i, protein miktarının yüzde 37’si karşılansın diye. Bunun bedeli de yok olan yaban hayatın yanı sıra, tarım sektöründeki karbon emisyonunun yüzde 60’ı, su kirliliğinin yüzde 57’si, hava kirliliğinin ise yüzde 56’sı.

Yani biz et ve hayvansal ürünleri tüketebilelim diye, ormanlar katledilip tarım arazisine çevriliyor; yaban hayat yok edilirken yüzlerce, binlerce canlının nesli tükeniyor, karalar ve denizler kirletiliyor, iklim krizi tırmanıyor.

Çözüm ortada; et yememek / et tüketimini azaltmak.

2018’de Science dergisinde yayımlanan Yiyeceklerin Çevresel Etkilerini Üreticiler ve Tüketiciler Aracılığıyla Azaltmak adlı araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi’nden Joseph Poore bireysel olarak dünya için ne yapabileceğimizi şöyle dillendiriyor: “Etsiz beslenme gezegene etkimizi azaltmanın en büyük yolu. Karbon ayak izimizi azaltmanın yanı sıra, arazi ve su kullanımını düşürmenin tek yolu da bu. Et yememek, uçağa binmemek ya da elektrikli araç kullanmaktan çok daha etkili.”

 

TEK ÇÖZÜM BESLENME ŞEKLİMİZİ DEĞİŞTİRMEK
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 2010 tarihli raporu da aynı mesajı veriyordu. Gezegenin yaşam destek ünitesini korumanın yolu iki alanda değişimden geçiyordu: Et ve hayvansal gıda başta olmak üzere tarımsal ürünler ve fosil yakıtlar.

Raporda, dünyanın tamamında elde edilen mahsullerin yarısından fazlasının ve su tüketiminin yüzde 70’inin hayvancılıkta kullanıldığı belirtiliyordu.

“Nüfus artışıyla beraber hayvancılığın etkilerinin de giderek artması bekleniyor. Fosil yakıtlardan farklı olarak burada alternatif bulmak zor: İnsanlar yemek zorunda” denen raporda fosil yakıtların tüketimi azaltılabilirken gıda tüketiminin azaltılamayacağı, tek sürdürülebilir seçeneğin yediğimiz gıdaları değiştirmek olduğu anlatılıyordu.

Birkaç ay önce Nature dergisinde yayımlanan başka bir araştırma, nüfus ve gelirde beklenen değişikliklerle 2010-2050 yılları arasında gıda sisteminin çevreye etkilerinin yüzde 50-90 oranında artarak gezegenin kaldırabileceğinin çok daha ötesine geçebileceğini ve insanlığın güvenliğini tehlikeye atabileceğini savunuyor. Bunun olmaması için Batı’da sığır eti tüketiminin yüzde 90 oranında azalması, yerine baklagillerin geçmesi gerektiği vurgulanıyor.

2050’de dünya nüfusunun 10 milyarı bulması bekleniyor. Bu nüfusu doyurabilmenin tek yolu beslenme ve gıda üretme şeklimizi değiştirmek.

Ya bitkisel ağırlıklı besleneceğiz ya da gezegeni yiyip bitireceğiz.

Başka bir yol yok.