“Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir ve bu tartışmalar demogoji yapanların ve despotların işine yarayacaktır.”
Alexis de Tocqueville

 
Geliyor gelmekte olan, geliyor bizleri zihnen esarete sürükleyecek yasa. Bugünkü yazımı beğenirseniz son kez paylaşmanızı rica ederek yazıma devam edeceğim. Muhtemelen sansür ve yeni medya yasası çıkıyor. Birileri beni “Affedersiniz şu Ermeni çok konuşuyor!” diyerek kafaya takar da halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma falan filan diyerek suçlarsa, sizleri riske atmak istemem. Bundan sonraki yazılarımda ya yemek tarifi ya da risk teşkil etmeyen makaleler yazmak zorunda kalacağım. Yok yok sanırım yine de susmam galiba. Neyse…

Medyada sansür yasası muhtemelen Ak Parti ve MHP işbirliğiyle Genel Kurul’dan geçecek. Böylelikle yıllardır öcü gibi gösterilen bu yasa ete kemiğe bürünecek ve tabii ki seçim döneminde iktidar yapısının en güçlü silahı olacak. Aslında sopası da demek hiç yanlış olmaz.
“Murad, zaten iktidar kendisine zarar getireceğini düşündüğü eli kalem tutan yazar, çizer ve gazetecileri bir şekilde rehin alıyor. Buna ne gerek var?” diyebilirsiniz. Bu seferkinin gerçekten bunu aşan bir durum olduğunu göreceksiniz. Özgür medyada okuduğunuz, dinlediğiniz haberlerden öğrendiğiniz gibi bu sansür ve yasaklar silsilesi daha geniş bir yelpazeyi kapsayacak.

Ben biraz bu konuyu ‘’Hele bir sor, nasıl buraya geldik?” üzerinden yazmak istiyorum. Şu nettir ki bedava bile dağıtılsa TV ve normal gazetelerin toplumun geniş kapsamında çok fazla karşılığı kalmadı.

Özellikle sosyal medya günlük hayatımızın tüm dokularına işlemiş durumda. Medyaya yapılan baskılar sonrası alternatif haber kanalları hayatımıza girdi. Teknolojinin ilerlemesiyle insanlar arzuladığı iletim şeklini oluşturdu. Bir cep telefonuyla neredeyse bir gazetenin tirajına yakın kitleye ulaşma imkânı oluştu.

Tabii bu son yasalar aslında iktidar yapısının bastırmaya çalıştığı konuların topluma ulaşmasından artık rahatsız olduğunun resmidir. Ülkenin her yanında feryat eden insanların sesini bastırma çabasından başka bir şey değil. Bu manevra geçmişte iktidarı kaybetmeye yakın olan siyasi yapıların yaptığı klasik bir hamle. Bu seferki yasa geçerse tam anlamıyla büyük bir hasara yol açacak. 

Öncelikle bu raddelere gelinmesinin esas sebebini irdelemek gerekir. Ülkede medya el değiştirirken, haber yapan gazeteciler rehin alınırken ya da internet siteleri kapatılırken ne kadar tepki verdik ki?
Diğer yandan ülkenin doğu tarafında zor şartlarda gazetecilik yapan, bir yandan da kelle koltukta yaşayan basın emekçilerinin değerini ne kadar önemsedik? Acaba kimliklerinden dolayı mı onları önemsemedik?
Özgür basın için çabalayan, her daim haklarını alamayan basın emekçilerine bize ülkenin gerçeklerini ilettikleri için ne kadar destek verdik?

Bugün başımıza gelen korku iklimi ve bunun uzantısı olan sansür yasası, bizlerin de kendi iç dünyamızda öz eleştiri yapmamız gerektiği gösteren bir netice.

Ben biliyorum ki dik duran yazarlar, basın emekçileri ya da aktivist olan insanlar yaptıkları işten bir gram geri durmayacak. Etki varsa tepki de vardır üzerinden yola çıkarsak, bu etkiye tepki yasanın içinden yeni bir dünya yaratıp alternatifini oluşturarak verilecek. Bu sefer kolay olmayacak, bedeller ödeyenler olacak ama emin olun ki alternatifini de doğuracaktır. Nasıl günümüzde sosyal medyada yayın yapma şekilleri oluştuysa, farklı yöntemler gene bulunacaktır.
Yasaklar merakı artırır. Doğru haber almanın ne kadar değerli olduğunu da göreceğiz. Geçmişte hoyratça eleştirdiğimiz durumların belki değerini önümüzdeki dönemde anlayacağız.

Artık gazetecilere yapılan baskı tüm sosyal medya kullanıcılarına yapılacak. Yani ülkemizde hepimiz fail olarak kabul edileceğiz. Yapılan bir paylaşım belli maddelere dayandırılarak 1 ile 3 yıl arası bir ceza alabilecek. Muallaklık ve kime göre neye göre konusuna hiç girmiyorum.

Bu yasak ve sansürün sadece haber yapanlar üzerinde bir etkisi olacağı algısına kanmamak gerekir.
Bu yasa ceza verme tehdidi ile yandaş olma halini güçlendirme imkanı sağlıyor.

Sansür yasasına baktığımız zaman dijital medyayı destekleme içeriği hemen dikkat çekiyor. Bunun anlamı çok açık; artık TV’lerde izlemeye tahammül edilemeyen programların çok daha fazlası ne acıdır ki sosyal medyada beslenen trol yayıncıların da desteği ile gözümüze sokulacak. Özellikle bu yasa Resmi Gazete ’de yayımlandıktan sonra seçim süreci artık tam teşekkülü başlamış olacak. Sabrımızı ve sinir kat sayımızı bu süreçte umarım iyi kontrol edebiliriz.

Bu yasanın Meclis Komisyonu’na geldiği andan itibaren ne yazık ki gerekli tepkinin verilmesi adına muhalif partilerin yeterince ses çıkarmadığını bir eleştiri olarak saklı tutmamız da gerek. “Her yasa nasılsa geçiyor ve seçime kadar Meclis’teki sandalye dağılımından dolayı yapacak pek bir şey kalmadı” psikolojisi net olarak partilerin, dolayısıyla da vekillerin zihnine yansımış durumda. Bu yasa değişikliğinin ülkedeki eksen kaymasının daha da artmasına sebep olacağı malum.
Bu nedenle özellikle Genel Kurul’da kısa bir oylamaya dönüştürülmesini engellemek adına her yapının kendi mecrasında halkların, sınıfların tepkisini artıracak enerjiyi yaratması elzemdir.
Dezenformasyon gibi süslü bir kelimeyle toplumda algı yaratılmaya çalışıldığı çok net. Dezenformasyon olup olmadığını kimin neye göre belirleyeceğini güçlü sesle dillendirmek gerek. Yakın geçmişte Erol Mütercimler’in doların 10 TL olacağını söylemesi bile mahkeme konusu oldu. Bu hafta mahkemesi görüldü. Bu tekil örnek bile bu yasanın yakın gelecekte bireylere ne kadar vahim sonuçlar getireceğini gösteriyor.
 
Bu yaşananların nasıl aşılabileceğini merak eden dostlar olacaktır. İnanın çok kolay. Biz çoğuz, onlar tekler. Biz haklıyız ve onlar haksız. Gerekiyorsa iş edinip dostlarımızı evlerinde ziyaret ederek geçmişte yaşananları kan davası haline getirmeyen bir dille usanmadan izah etmeliyiz. Özgürlükler için bedel ödeyen dostlarla dayanışmada kalmaya devam etmeliyiz. Destek verdiğimiz muhalif yapıların halk toplantılarına, ilçe örgütlerine giderek daha fazla ses çıkarmaları için talepte bulunmalıyız.
Hepimize şimdiden kolay gelsin. Yazımın başında söylediğim gibi bu makaleyi olumlu bulursanız son defa bile olsa paylaşmanızı rica ediyorum.

MUTLAKA KAZANACAĞIZ!

Her hafta yazımın sonunda bir selamla makale konumdan bağımsız gündem olan bir konuyu buraya taşımaya çalışıyorum. Bu hafta kiracı-ev sahibi meselesine dikkat çekmek istiyorum. Geçen gün kira artışlarıyla ilgili kiracıların Kadıköy’deki bir basın açıklamasına denk geldim. Tabii bu durum ülkenin ekonomik ikliminin yansıması. Muhalif yapıların olası seçim için bu konuyu yol haritalarında çok fazla dillendiremediklerini görüyorum. Kira ödemekte zorlanan tüm ailelerin taleplerini buradan hatırlatmak isterim…