Bazen dönüp yazdığım yazılara baktığımda derin bir iç çekerim. Yazdığım çoğu yazıdan hüzünler biriktirerek gelmişim bugünlere. Hala o hüzün devam eder, yürür benimle. Nasıl yürümesin ki. Durmaksızın ölüme uzanıyor sevdiklerimiz. Onlar ölümü istedikleri için değil, ölümün onları istemesinden de değil, tanrının sevdiği kulları erken almasından da değil. Planlayarak, tasarlayarak, isteyerek, bilerek, durumdan vazife çıkararak ortalığa düşen katiller tarafından yapılıyor tüm bunlar. Hep derler ya: “Tanrı sevdiği kullarını yanında ister” diye. Bu mantıkla hareket edecek olursak, tanrı en çok bizleri seviyor. Onları seven bir tanrıları bile yok. Onlara Azrail rolüne girmiş alçaklar sözü bile hafif kalır. Onlar paranın emrine giren yaratıklardır. Onlar vatanı çek senetten ibaret sayan, yoksulun parasına göz diken tefecilerin emrinde olanlardır. Onlar taşerondan devşirilmiş alt taşeronlardır.  

Katillere “abicim” zırhı örterek kurulan dünya, en fazla hamama girene kadar dayanır. Oraya girildiğinde geriye sadece kir yığını kalacak. Meraklısı Ümit Yaşar’ın Sadrazam Hamamda şiirine bakarsa ne demek istediğimi anlar ve görür.

Haziran seçimleri sonrasıydı. Ülkede bahar bitmiş, yaza dönmüştü artık mevsim. Bizim en güzel haziranımızdı. Deniz en güzel aşkken bize, ay ışığı olmuştuk bile. Gecelerimiz denizin dalgalarıyla anlam kazanmış ve güne denizin maviliği düşmüştü. O gün çocuklarımıza Deniz ismini vermiştik. Deniz umuttu, Deniz direnişti, Deniz yoldu, Deniz ülkeydi, Deniz ezilenlerin kardeşliğiydi.

Ölülerimiz toplanacaktır*
Kenar köşe kasaba hanlarından
Deniz en güzel aşkken ayışığına
Küçük ve karanlık odalarda öldürülenler
Direnerek ve akarak ölenler
Yüceltilecektir
Anılacaktır ölümleri

Tam da Turgut Uyar’ın dizesi gibidir bizim haziranımız. Ölülerimiz toplanacaktır buluştukları yerde. Ölülerimiz direnerek ve akarak o küçük odalardan fırlayacaktır aydan yansıyan ışıltıya. Ne idam sehpası ne katillerin ellerindeki kir değecektir onlara. Ne mahpushanenin puslu havası ne ülkenin korku iklimi etkileyecektir durdukları yeri. Deniz gezince, deniz poyraz olunca görün siz karanlık zebanilerinin ucube korkaklarını.

Bir canımız daha ölülerimizin toplandığı yerde. En berrak, en mavi denizlerimiz orada ses veriyor müsilajdan uzak. Kirlenmiş ne varsa, kirli ne varsa onlardan, oralardan uzak. Kir ne biliyor musunuz? Kir o “abicim” sözünün döküldüğü anda etrafa saçılan ve adına müsilaj denen şeydir. Kir katile “abicim” demekle hastalıklı bir hale doğru uzanan toplumsal ruh bozukluğudur. Kir, hasta ve katilin buluştuğu denklemin orta yerdeki görüntüsüdür. Kir, katilin katilce uydurduğu yalanları dikkate alıp ay ışığını kurşunlamaktır.

Senin yıldızların güneşlere dönüşür
En karışık en bozgun bir öğle uykusunda bile
Ve sonsuz sevinç taşıyan bir çığlıktır
Bir suyun bir başka suya karışması
Kanları çökelirken bir soylu tabaka
Bir bahar anlatıcısının
Bir mutluluk dülgerinin
-Gecelerde ve yalnızlıklarında hepsi üşür-
Ölülerimiz toplanacaktır.

İnsan kaç ezberle yürür böyle daha. İnsan kaç ezberi çantasına doldurup Deniz’e kıyar böyle. İnsan kaç ezberi masanın üstündeki bir çay fincanına doldurur. İnsan kaç ezberi taksi taksi gezdirerek “vatan” kavramına sığınır. İnsan kaç ezberine silah yükleyip poz verir. İnsan kaç ezberin yükünü yalanlarla doldurup ortalığa saçar. İnsan bu koftiden, bu ucuz ezberlerle daha ne kadar Kürtler üzerinden kendini var eder?

Aslında olan tam olarak budur. Deniz isimlerindeki birleştirici etki görülmeden Kürtlere yapılan asla anlaşılmayacak, anlaşıldığında da iş işten geçmiş olacak ve dünyaya kala kala utanç kalacak. Deniz sadece bir isim değil. Deniz evrensel hümanizmanın yeşerdiği dev bir insanlık dersidir. Deniz hep gülen, omzunda kemanı düşmeyen bir başkaldırı ruhudur. Saldırının nereye yapıldığı mı? Halkın ısrarla arkasında durduğu bir partinin büyüyen kararlığına ve o partinin ruhuna…Yapılan tam da budur. Şer bahçesinin dikenli otları, gül bahçemize saldırıyor. O otları birlikte tutuşturup kül edeceğiz. Ölülerimizin toplandığı yerde ormanlarımıza sığınacağız. Yakındır.

Biraz daha kan, kan ve suyun akışı
Ey suyun güvenli akışı
Sana bir yamaç gerekmez mi
Ki sonun özlemine hızlı varsın
Ki sen varsın, akıtılmış kanlarla varsın
Ve kan ve akışın o soylu tabakta
Ormansız bir halka sunulacaktır
Bir orman olarak
Ona sığınılacaktır.


*Dizeler, Turgut Uyar’ın Biraz Daha şiirinden alınmıştır.