6 Ocak 2021, ABD ve dünya siyaset tarihi açısından önemli bir gün oldu. Seçimleri kaybetmiş Topal Ördek Başkan, taraftarlarını o gün Temsilciler Meclisi, Senato ve Yüksek Mahkeme’nin binası olan Capitol önünde toplanmaya çağırdı. Çünkü 6 Ocak günü Kongre, Başkanlık seçimlerinin sonucunu tescil ederek Joe Biden’in Başkanlığını kesin ve nihai olarak karara bağlayacaktı. Trump yanlısı göstericiler, polis engelini rahatlıkla aşarak Kongre binasına girdi ve şiddet olaylarında toplam 4 kişi öldü.

Şimdi Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi başta olmak üzere Amerikan yerleşik düzeni, 20 Ocak’tan itibaren Başkanlık ünvanını da yitirecek olan Donald Trump’ın bir an önce görevden alınmasını istiyor. Yeni bir azil süreci ya da Başkan Yardımcısı Pence’in başlatabileceği, değiştirilmiş 25. Maddeye uygun olarak Trump’ın görevden alınması söz konusu. ‘’9 gün için değer mi?’’ ya da ‘’Nasıl olsa, kendisi törene katılmayacağını açıkladığı halde, ayın 20’sinde Beyaz Saray’dan zaten çıkıyor?’’ diyenler var. Ama Amerikan yerleşik düzeni, geleceği düşünerek, Trump’ın bir an önce cezalandırılmasını istiyor. Bir daha böyle bir felaketle karşılaşmamak için. 2024’de Trump’ın bir daha aday olmasını önlemek için. 20 Ocak’tan sonra yargının Trump aleyhindeki soruşturma ve kovuşturmalarını müjdelemek için. Demokrasiye kasteden bir liderin hak ettiği karşılığı alması için.

Amerikan medyasında daha şimdiden Trump’ı cezaevinde, hücrede gösteren karikatürler yayınlandı. Bütün otokrat liderlerin evrensel korkusu…

ABD hafiften sarsıldı. Çünkü genel olarak bütün siyasilerin, uzmanların çok güvendiği sistem, Cani Palyaçonun hukuk, yasa, mantık ve gelenek dışı girişimlerini önleyememişti. Demokrasinin belki de en önemli kurallarından biri olan ‘’Seçimi kaybeden gider’’ kuralı işlememiş, işletilememişti. 6 Ocak günü gerçekleşen Capitol Hill baskını, Amerikan medyasında, ‘’darbe’’, ‘’darbe girişimi’’, ‘’faşist kalkışma’’ gibi sıfatlarla betimlendi. Bu olayın belki tek olumlu yanı, ABD’de bir çok gazeteci ve akademisyenin özeleştirel yaklaşımları oldu. 6 Ocak hadisesi, bir çok gözlemciye ABD’nin başka ülkelerde gerçekleştirmiş olduğu darbeleri anımsattı. Bir çok uzman, Trump’ın aldığı oy oranını da hesaba katarak, aşırı-sağcı popülist kesimin hiç de marjinal bir akım olmadığını hatırladı. Kısaca, genel olarak demokrasinin, demokratik kurumların özel olarak Amerikan demokrasisinin zaafları ortaya çıktı.

6 Ocak hadisesi, Washington’un eski yöneticilerinin zihniyeti ve söylemiyle Ankara’nın 12 yıllık anlayışının birbirine ne kadar yakın olduğunu gösterdi. Bu benzerlik aslında uzunca bir süredir Türk-Amerikan ilişkilerinde olmasa bile Erdoğan-Trump ilişkilerinde ortaya çıkıyordu. Siyasetten çok, küçük-orta çaplı bir tacir söylem ve tavrını benimsemiş iki lider, kamu çıkarı yerine özel çıkarlarını ön plana çıkarıyordu hep, siyasal mevzilerini kullanarak. Her iki lider de rakiplerine, insafsız bir yalan üretim mekanizmasıyla karşı çıkmaya çalıştı, damatlarının desteğiyle. Nepotizm gibi bir başka ortak yanları da vardı. Biri sınavlara bir arkadaşını sokmuştu, ötekisinin diploması tartışmalıydı. Biri sadece 4 yıl içinde kendi partisinden ve yakın çevresinden onlarca kişiyi kaybetti, ötekisi de aynı tecrit durumuna 18 yılda düştü. İkisi de Saray’da oturuyor ama Donald’ın mekanının esas ve resmi adı Saray değil Ev. Üstelik, görevde kaldığı sürece o Ev’in kirasını ödemekle yükümlü. İkisi de yargıya açıkça müdahale etti, ediyor. Biri Yüksek Mahkemeye öbürü Anayasa Mahkemesine kendine yakın insanları atayabiliyor. Başka bir çok ortak yanları da var.

ABD ile Türkiye, farklı ülkeler olduğu için, orada mesela Başkan medyanın yüzde 95’ini ele geçiremiyor. ABD’deki Başkanlık sisteminin özünde/yapısında denetim ve denge olduğu için, mesela yasama yürütmenin bir çok faaliyetini sınırlandırabiliyor. Oranın Başkanı, Harvard Üniversitesine akademik geçmişi tartışmalı, seçimlerde iktidar partisinin milletvekili adayı olup başarısız kalan kıytırık birini Rektör diye atayamıyor. Keza, eski suç ortaklarını oraya buraya Büyükelçi olarak görevlendiremiyor. Çünkü bu atamaların gerçekleşmesi için yasamanın onayı gerekiyor. İki ülkenin siyasi rejimleri konusunda başka bir çok benzemezlik de var tabi.

Beştepe’den bakınca olaya, suratlar buruşuyor biraz. Çünkü Trump da sonuç olarak bir Reis. Saydığımız, sevdiğimiz bir Reis. Bizim stratejik müttefikimiz. Bize yardım eden, zora düşünce yanımıza gelen bir abimiz sonuç olarak.

Trump bir rol modeldi. Ne rol kaldı ne de model. Trump’ın başına gelenler bizim de başımıza gelir mi?

Çok hoş ve komik muhabbetler oluyordur bu aralar iktidar mahfillerinde:

- Vay be, koskoca Amerikan başkanını da götürdüler

- İsrail yaptı değil mi?

- Var Hocam var, onların da parmağı var!

- Dış güçlerin işi bu…Ben öyle okuyorum.

- Hocam hangi dış güçler bunlar? Dış güç zaten Amarika değil miyidi?

- Bizden biri de, okudun mu, Facebook, Twitter, İnstagram yarın öbürgün bizim Reis’in de hesaplarını bloke eder diye yazmış…

- Okudum yaa…Maalesef… Ne denirdi buna? Çam dikerken çam devirmek mi?

- Bu iş hiç iyi olmadı…Istanbul seçimlerini yenilemekten beter oldu yani…

20 Ocak’tan sonra arabuluculuk yapacak damat ya da iş adamı filan kalmadı. Biden’ın Erdoğan hakkında daha önce söylemiş oldukları ortada. Stratejik ortaklık filan da artık tek yanlı olabilecek bir konum değil. Biden’ı tebrik etmekte geç kalan biri ile ilişki nasıl olur acaba? Hele Capitol baskınında ‘’tarafları itidal ve sükûnete çağıran’’ bir Hariciye’ye ne gözle bakar Amerikan diplomasisi? Taraflar dediği çapulcu sürüsü ile seçilmiş Kongre üyeleri! TRT de ne güzel gitmiş bulmuş Proud Boys liderini…VOA yarın öbürgün ‘’Sayın Fetullah Gülen’’le uzun bir söyleşi yayınlar mı?

Burada bir rezerv: Erdoğan’ı yola getirecek olan esas güç yeni Amerikan yönetimi değildir. Üstelik devletlerarası ilişkiler çoğu zaman halkların ortak talebine uymaz.

Telaştan olsa gerek, Suriye’de bombardıman devam ediyor, yeni Navtext’ler yayınlanıyor ama aniden bir AB yanlılığı peydah oldu resmi cenahta. Washington’a da şirin gözükmek için Moskova ve Tahran aleyhinde açıklamalar yapılıyor son dönemlerde. Fransa’ya göz kırpmalar filan…Oh mon Dieu! Kaptan rotayı kırıyor ama aks bozuk olduğu için hantal gemi eski seyrini sürdürüyor. Washington ve Brüksel’in karnı tok olsa gerek bu tür açıklamalara. Onlar Demirtaş’a, Kavala’ya, Altan’a dahası Diyarbakır’a, Kamışlı’ya, Doğu Akdeniz’e bakıyor.

Trump zaten seçimleri kaybetmiş yenilmişti. 6 Ocak yenilgiye itiraz ve acaba olur mu denemesiydi…Olmadı.

Beştepe, şimdi 6 Ocak’a gerek kalmayacak düzenlemeleri tasarlıyor alel acele. Daha fazla ve daha büyük yalanlar, daha fazla baskı, daha fazla keyfi idare… Artık nereye kadar idare edebilirlerse…