Deli Kral, Aptallar ve Salaklar



Artı Gerçek

Bu kadar kötülük ve felaket, insanlığın kaderidir desek, doğru değil. Toplumda kader değildir tayin edici faktör. Kral deli, çevresi aptal olsa bile yine de salakların bir şansı var hala…


"Bugün size "Annemin Mektubu"ndan bahsetmeyeceğim. Bakkaldan da söz etmeyeceğim. Organlar da değil mesele. Başka bir konuya girmek istiyorum şimdi. Size Deli Kralları anlatacağım: Dünya bugün devasa bir psikiyatri hastanesine dönüştü. Deliler burada ellerini kollarını sallayıp serbestçe dolaşıyor. Her ülkenin bir Reis’i var, kendisi Deli Kral. Krallar, geceleri sıkılmasın diye onların eline oyuncaklar vermişiz: Küçük askerler, kamyonlar, toplar, tüfekler… Dünyadaki Deli Krallar, kendi aralarında oyuncaklarını kıyaslar:

  • Benim denizaltımı gördün mü?
  • Peki sen benim topumu gördün mü? Ne kadar iyi atış yapıyor biliyor musun?

Geceleri geç saatlere kadar oynarlar. Bombardımana tutarlar dünyanın dört bir köşesini. Askerciklerini gönderirler cepheye. Onlar da kurşunlanır ve düşer. Asker kalmayınca yenilerini gönderirler.

Deli Krallar arada bir değiş-tokuş yapar oyuncaklarını.

  •  Ben sana petrol vereyim sen de bana nötron bombanı ver
  • Tamam
  • Sen bana biraz uranyum gönder ben de sana bir kamyon askercik vereyim

Ama bir de değişip tokuşacak hiçbir şeyi olmayan Krallar vardır. Onların oyuncakları yoktur. Hatta ağızlarına koyacak bir lokma ekmekleri bile yoktur. Akşamüstü onlara minik bir kahvaltı verirler, üçe bölerek yiyebilirler, azıcık. Onlar 3. sınıfta yaşar. Üçüncü Dünyanın insanlarıdır. Onların sadece boynuna ip bağlayıp sürükledikleri bir tavşanları vardır. Tavşan da trampet çalar. Bu tavşanlı adamlar geçit resmi yaparken, dünyanın Deli Kralları onları izler ve küçük nükleer zeytin çekirdekleri atar önlerine.

Arada sırada Deli Kralları tedavi etmek için bir doktor çıkar ortaya. O doktora, Nobel Barış Ödülü diyoruz. Bu kişinin göğsüne, tam kalbinin üstüne kocaman bir madalya takılmıştır. Madalya güneş ışınları altında parlar. Parlasın ki iyi nişan alıp vursunlar onu.

Bir yandan da hayat sürer gider…

Bütün dünyadaki Deli Krallar kendi çevrelerini sarmaları için çok sayıda aptalı seçer ve onlara mevki makam verir: Baş Aptal, Maliye ve Hazine Aptalı, Savunma Aptalı… Bu gruba da hükümet ya da Bakanlar Kurulu deniyor. Ve bütün dünyada aptallar, Deli Krallara, salakları yönetmeleri için danışmanlık yapar. Salakları uzakta aramayın. Salak dediğim biziz, hepimiz… Ama dünyadaki bütün salaklar bir araya gelse bu Deli Kralların oyuncaklarını kırsa, tanklarını, toplarını imha etse, işte o zaman biz yeryüzünde barış içinde yaşayabiliriz. Savaş olmasa, dünyanın bahçelerinde gezinmek çok güzel bir şeydir."

Bu satırları, Fransız tiyatro, sinema oyuncusu, stand-up sanatçısı Roland Magdane’ın 2 dakika 52 saniyelik bir skecinden tercüme ettim.

Aslında metinde geçen “Deli” (Fou) sözcüğü bir Foucault okuru olarak beni biraz rahatsız etti. Çünkü kimin deli kimin veli olduğu ilk bakışta hiç belli olmaz.  Magdane, psikiyatri hastanesinden söz etmeseydi deli sözcüğü yerine budala, meczup ,zıvanasız, dingo ya da hıyar diye çevirecektim.

Magdane, Polonya asıllı, Grenoble doğumlu, 71 yaşında. Tıp tahsiline başlamış ama yarıda bırakmış. Tiyatro sahnelerine, film setlerine gitmiş. Stand-up komedyenlik yapmış. ABD’de sürdürmüş kariyerini. İşin en ilginç tarafı Magdane bu skeci 1981 yılında sahneye koymuş. Yani tam 39 yıl önce. Olağanüstü bir öngörü mü yoksa durum zaten Habil’le Kabil’den bu yana, teknolojik ayrıntılar hariç, hep aynı mı?