Resmi açıklamaların söylem tahlilini bile yapmaya gerek yok. Cümleleri, kelimeleri, sesleri şiddetle dopdolu. Bas bas bağırıyor, böğürüyor. İğrenç, tiksindirici. Akıllarınca bizi korkutmak için sarfediyorlar bu cümleleri, oysa ki bütün bu meydan okumalar kendi korkularını gizlemek için. Kendi suçlarını örtmek için. Elden düşme efe havaları, uzak da olsa cezaevi manzaralı.

Örnek mi? ‘’Murat Karayılan’ı yakalayıp bin parçaya bölmezsek bu Millet ve Şehitlerimiz yüzümüze tükürsün...’’. Korku filmi senaryosu yazmış gibi. Bu arada imla kuralları yengen.

İşin kan donduran vahşi yanı ayrıca bir aptallığı da sergiliyor: Şeyh Said’i, Seyid Rıza’yı astınız da ne oldu? Kürt Meselesi bitti mi?

Yüzbir boyutlu devasa siyasi, toplumsal, ekonomik, ideolojik, tarihi bir meseleyi mezbahadaki kasap kafasıyla çözmek denir bu yaptığınıza. Bu nedenle de çözemiyorsunuz işte 1925’den beri.

Kürt Meselesi bir yana, bu anlayış hiç bir meseleyi çözemiyor. Boğaziçi Üniversitesi konusunda, çıkmaza girince, ‘’tane’’ dediğinize göre, eşya gibi saydığınız öğrencilerin ailelerine de bir kulp bulmuşsunuz: İdeolojik aile! Kih kih kih… Engels’in bile aklına gelmemişti bu formül, ‘’Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’’ başlıklı çalışmasını yazarken.

Hem sonra öğrenciler sizin kanunlarınıza göre bile reşit yurttaşlar. Ailelerini ne karıştırıyorsunuz ki işin içine. İdeolojik ailelerden biri iyi cevap vermiş: ‘’Siz karışmayın bu işe!’’.

Hem sonra, siz şimdiye kadar bin kez saçma sapan açıklamalar yaptınız, yasadışı ve gayrımeşru eylemlerde bulundunuz. Biz hiç gidip sizi ailenize şikayet ettik mi?

Boğaziçi Üniversitesi, sizin cahil eş-dost tüccarlarla yapay olarak kurduğunuz eğitim şirketlerine benzemez. Boğaziçi ile başa çıkabilmeniz için Boğaziçi’nden bilgi, kültür, vicdan ve ahlak konusunda daha üstün olmanız gerekir. O da bugünkü koşullarda sizin için hiç mümkün görünmüyor. Üzgünüm Corç!

Saray rejiminin bilime, eğitime, akla karşı savaşı devam ediyor: Şimdi de Galatasaray Üniversitesine musallat oldular. Fransa’ya gönderilen imamlar ile Türkçe öğretmenlerinden talep edilenler ile Macron’la kapışmalar, Fransa’yla ebedi ihtilaflar aslında tamamen bahane.

Ben herhalde en az 10 yıl bu güzide kurumda İletişim Fakültesinde ders verdim. Yapısını, işleyişini, Fransız devleti ve eğitimi ile olan ilişkilerini az çok bilirim.

Saray rejiminin bir sözcüsü resmi muhatabına ne demiş bu konuda biliyor musunuz? ‘’Biz kolonyal eğitime son vereceğiz!’’.

Bunu duyan bir doktor teşhis koydu: ‘’Bu kadar çok ‘Diriliş:Ertuğrul’ ve ‘Payitaht:Abdülhamid’ dizisi seyrederse bir insan, bu tür sözler sarf edebilir. Tedavisi yoktur. Eğlenmeye bakın’’.

Burada da aynı çıkmazın, aynı çaresizliğin, aynı yoksunluğun içinde çırpınıyorlar. Fransız eğitim sistemi herhalde mükemmel değildir. Eleştirilecek bir çok yönü, yanı vardır. Ama senin İmam Hatipli, bilimsel makalesiz intihalci profesörlü eğitiminden kat be kat üstündür. Bu saptama sübjektif değil. Avrupa ve dünya çapında yapılan değerlendirme ve sınıflandırmalarda Türkiye çok uzun zamandır hep Fransa’nın çok çok altında. Akademi ve bilim dünyasında, Fransa’da eğitim almış insanlarla Türkiye’de eğitim almış insanların bugünkü konumları, başarıları da bir başka kıyaslama mecrası.

Senin doğru dürüst bir eğitim sistemin yokken, laikliği, Kemalistliği, modernliği nedeniyle gıcık olduğun bir Üniversiteye karşı çıkarken, inandırıcı/güvenilir bir gerekçen de olmadığı için ‘’kolonyal eğitim’’ diye bir cevher yumurtluyorsun. Afrin’de açtığın okullardan öğrendin herhalde bu deyimi!

Uğraşmayın boş yere. Boğaziçi’ni de Galatasaray’ı da fethedemezsiniz. Çapınız yetmez. Oraları zorla ele geçirseniz bile, artık oraları Boğaziçi ve Galatasaray olmaktan çıkmıştır.