Irak Kürdistan bölgesinde PKK’nin 5 yıldır esir tuttuğu 13 Türk asker ve polisinin öldürülmesi kaçınılmaz olarak Ankara-Washington ilişkilerini de yakından ilgilendiriyordu. Amerikan Dışişleri Bakanlığının yazılı ilk açıklamasında Türk resmi tezi, yani rehinelerin PKK'liler tarafından öldürüldüğü tezi kuşkuyla karşılanmıştı. İlk açıklamada Amerikan hariciyesi şartlı konuşuyordu:’’Eğer bu doğruysa en sert bir şekilde kınıyoruz’’ demişti.

Türk resmi tezinin ABD tarafından çekinceyle karşılanması hatta bu teze gölge düşüren uslup Ankara’nın başına kaynar su gibi indi. Çok sinirlendiler, çok kızdılar, çok sert tepki gösterdiler. Global medya da zaten haberi verirken hep ’’Ankara’ya göre’’, ‘’Türkiye’nin resmi açıklamasına göre’’ ibarelerini kullanıyordu. Erdoğan köpürdü, Rize’de yaptığı konuşmada ABD’yi PKK yanlısı olmakla suçladı. Bir Biden kalmıştı zaten terörist damgasını yemeyen.

Amerikan Hariciyesi, ilk açıklamanın üzerinden henüz 24 saat bile geçmemişken iki bakanın, Blinken ile Çavuşoğlu’nun yaptığı telefon görüşmesinin, kamuoyuna açıklanabilecek kısımlarını yayınladı.

İşte bu bölümde ABD’nin 1 numaralı diplomatı ‘’13 Türk rehinenin ölümünden PKK’nin sorumlu olduğunu’’ söyledi. Washington’ın elinde, bu açıklamanın doğruluğunu kanıtlayacak bir delil olsaydı bunu da ilan ederdi herhalde. Keza Bakanlığın bu kadar kısa sürede neden fikir değiştirdiği konusunda da bir açıklama yok. Peki o zaman bu kadar kısa süre içinde ABD ilk açıklamadan neden geri adım attı?

Bu sorunun bir çok cevabı olsa gerek:

- Biden yönetimi, Ortadoğu’da Trump’ın bıraktığı sıkıntılı mirasta çok sayıda sorunu çözmek zorunda. İran’la ilişkiler, Suriye, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, İsrail… ve genel olarak Rusya’nın etkisini azaltmak gibi engeller var. Bu nedenle işe başlar başlamaz Ankara’yı karşısına almak istememiş olabilir. Hele konu PKK olunca…

- Beyaz Saray tıpkı Trump gibi Suriye’de PYD-YPG’den vazgeçmek istemiyor olabilir ama PKK ile PYD’yi apayrı örgütler olarak değerlendirmek amacında. Washington, PKK’yi terörist örgütler listesinde tutarken, PYD ile siyasi ve askeri ortaklığını sürdürüyor. Oysa ki…

- Washington’da Beyaz Saray’dan çok uzak olmayan bir mekanda, Foggy Bottom semtinde aslında ilk başta Savaş Bakanlığı olarak tasarlanmış binada Dışişleri Bakanlığı bulunuyor.Amerikan Başkanlık protokolünde en önemli bakanlık burası. Amerikan diplomasi aygıtında, Ankara ile ilişkiler konusunda, tıpkı Brüksel’de yani AB içinde olduğu gibi, burada da esas olarak iki eğilim var: ‘’Türkiye’yi en sert bir şekilde sıkıştırıp Erdoğan rejiminin sonunu getirmek için elimizden geleni yapalım’’ diyen Şahin kanat var. Bir de ‘’Türkiye, hem NATO’daki müttefiğimiz hem de Rusya, İran, Ortadoğu ve Kafkasya gibi jeopolitik açıdan bizim çıkarlarımızı yakından ilgilendiren bir bölgede bulunan devlet’’ olarak ‘’Ankara ile yatıştırıcı, makul bir siyaset izleyelim’’ diyen Güvercin kanat var. Trump döneminde de görmüştük: Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, FBI ve CIA’de de Ankara konusunda farklı görüş ve tutumları benimseyen yetkililer var. Buradan yola çıkıp, ilk açıklamayı yapanlarla, ikinci açıklamayı yapanların aynı kanattan olmadıkları sonucunu da çıkarabiliriz.

Blinken’in Çavuşoğlu’nu teskin etmek için katliamdan PKK’yi sorumlu göstermesi tayin edici değil hatta önemli değil. Çünkü bu açıklamanın, hiç olmazsa şimdilik, gerçek hayatta bir karşılığı yok. Türk resmi tezi kanıtlanırsa ya da tekzip edilirse bu açıklama o zaman bir anlam kazanabilir. Üstelik Washington-Ankara ilişkilerinde Suriye ve PKK meselesi, S400’lerden ya da Halkbank davasından henüz daha önemli, daha bağlayıcı bir konumda değil. Çarşamba günü bir Amerikan mahkemesinin, uğradıkları saldırılardan İran’ı sorumlu tutan davacıların Halkbank’a karşı açtıkları davayı red etmesi ana davayı etkileyebilecek bir gelişme gibi görünmüyor.

Gare hadisesi gelişirken global medyada yayınlanmış beş değerlendirmenin başlıkları da manidar:

· ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Bakanlığın Irak’da öldürülen Türk rehineler konusundaki ilk muğlak açıklamasından geri adım attı / El Monitor

· Washington-Ankara ilişkileri Irak’daki ölümler nedeniyle daha da gergin / Foreign Policy

· Biden’in ilk dış politika sorunu: Haydut müttefik Türkiye’yi ehlileştirmek / Hindistan Wion TV

· Türk-Amerikan ittifakını hırpalayan ihtilafları anlamak / Bloomberg-Washington Post

· Türkiye, yeniden ve açıkça Kürtlerle savaşa başladı / Radio France İnternationale

Öte yandan, New York Times’ın bir görevlisinin Türk devletinin iliştirilmiş muhabiri olarak Afrin’e götürülüp işgali övmesi, TSK’ye bağlı çetelerin cinayet, tecavüz, gasp gibi eylemlerinden hiç söz etmeyen bir röportaj yayınlaması meslek ve uzman çevrelerinde sert tepkilere neden oldu. Gazete bu ilk tepkilerden sonra yazının bir kaç önemsiz noktasını değiştirdi, eklemeler yaptı ama yazının tümü Ankara’yı aklamak amacıyla kaleme alındığı için bu değişiklikler bir anlam kazanmadı. Jerusalem Post gazetesi ‘’New York Times gazetesi Türkiye’nin Afrin işgalini örtbas etmekle suçlandı’’ başlıklı bir makale yayınladı.

Kısacası, Beyaz Saray, Elysee Sarayı ya da Almanya Şansölyesi ne derse desin, global medya ve demokratik ülkelerin kamuoylarında, bir çok ülkenin Parlamentosunda da Erdoğan rejimine yönelik en küçük bir sempati kırıntısı bile yok.

Bu nedenle Ankara’nın 3 satırlık telefon görüşmesi tutanağına ya da bir gazetede çıkan sipariş röportaja inanıp güvenmemesi lazım.

Ağır hastaya ölüm döşeğinde hiç kimse kötü söz söylemez.

Yine de unutmamak lazım ki, Erdoğan’ı ABD aklayıp kurtaramayacağı gibi Erdoğan’ın sonunu getirecek olan da Biden yönetimi değildir.