Stockholm. Şehriban Teyhani’nin yayıma hazırladığı, “Ateşi Çalan Yolcular/Kamer Teyhani Kitabı” sonunda Kopenhag üzeri bana ulaştı, Şilan Deniz Teyhani sayesinde. Umarım 2. kitap da arası soğumadan yayımlanır. Covid-19 ve diğer çeşitli virüsler çağında artık posta da bir alem oldu.

Gerek Şehriban Teyhani’yi, gerek Ayrıntı Yayınları editörü İlbay Kahraman’ı ve de anıları paylaşanları cesaretlerinden dolayı kutlarım. Sadece devletin mi resmi tarihleri var sanıyorsunuz, siyasal hareketlerin de resmi tarihleri olduğu gibi, kısıtlamaları var. Bu tür anılar biraz da challange, yani meydan okuma. Müesses “devrimci” nizama karşı!

Hemen de bazı homurtuları hisseder gibi oldum. Ayrıntı Yayınları anılar dizisinde okunması gereken kitaplar yayımlıyor. Belge’nin “Yaşam ve Anılar” dizisi” gibi. Biz de Maspero yayınlarının önderleri değil, militanların, halkın anılarını öne alan yaklaşımını önemsemiştik dizimizi başlatırken. ANT dergisi ve yayınları anılar konusunda ışık sunmuştu önümüze.

DY dergisi yazı kurulu, on yıllık hapisten çıktıktan sonra kendileri de şaşırmıştı, yahu ne kadar çok DY anlayışı varmış diye.

Kitabın kapağında muhteşem kitle resimlerinden biri var. Peki, ne oldu bu muhteşem kitleye?

75-80 fiili iç savaş günlerinde bu kitlenin oluşmasının temelinde, “direniş komiteleri” fikriyatı vardı. Birçok hareketin içine düştüğü karmaşık 3., 4. Dünya tartışmalarına gerek yoktu katılmak için, faşist saldırı karşısında oluşan direniş komitelerine katılmaya var mısın yok musun sorusuna yanıt vermek çok daha kolaydı.

CHP/Ecevit özelinde bir “sol” patlama yaşanmıştı, ama buna yönelik MC saldırısına karşı direnmekte acizlik söz konusu idi. Devrimci gençlik hareketinin üniversitelerde yükselişini, biraz da CHP genç tabanının faşist saldırı karşısında radikalleşmesi olarak algılayabiliriz.

ODTÜ direnişi temelinde DY dergisi okurlarında kitlesel patlama yaşandı. Ama sadece onlardan ibaret sanmayın. HK okurlarında da büyük patlama söz konusuydu… Kaypakkaya geleneğinde de… Ve İGD geleneğinde de…

Bunun kanıtı ise muhteşem 1 Mayıs gösterileri idi.

12 Eylül sonrasında da direniş komiteleri anlayışı birçok insanın kendini DY’ci olarak tanımlamasına devam etmesine neden oldu. Yazı kurulu değil, direnişçiler karar verdi kendi kimliklerine.

İşte Teyhaniler de, 12 Eylül ruhiyatına teslim olmayan örnekler sergiledi 12 Eylül sonrası, Devrimci İşçi geleneği gibi, İbrahim Sevimli örneği gibi.

Kimileri “bizi bu işlere karıştırmayın” derken, kimileri Kırşehir’den “insanlarımızı nasıl kurtarırız”a kafa yoruyordu. Kimileri ise nerede mal mülk kaldı hesabına düşmüştü. Direniş tavrını önemsemeyip es geçerek. Kimileri de Özal döneminin ekonomisi içinde parlak business başarıları sergiliyordu.

Taner Akçam gibi ODTÜ kökenliler ise mayanın artık tutmayacağını erken görenlerdendi. Kimileri de daha sonra “Kral Çıplak” tanımlaması yaptı. Kendi çıplaklığından mülhem olsa gerek!

Yine de, genç insanlar 80’lerin ortasına kadar, üniversitelerde, kırsalda direnişlerini sürdürdüler.

1984 yılında birilerinin dağdan inerken, birilerinin dağa çıkması ilginçti. Hem de DC’nin kurulmasına önce imza atıp sonra da cayarak.

Birçok genç, eski siyasetlerinden çok bu yeni meydan okumaya kulak kesildi.

Kitaptaki bazı anılarda da “ben hapisten çıktığımda, durum şöyleydi” söylemine tanık oluyoruz. Sanki Mustafa Kemal’in “Ben Samsun’a çıktığımda durum şöyleydi” söylemi gibi.

Sanki zaman durmuş, zamanın tiktakları onlar hapisten çıktıktan sonra işlemeye başlamıştı. Yazı kurulu da 1991 affı öncesi ve sonrası çıkışlarda aynı haleti ruhiye içindeydi.

Elbette bir de DAL sendromu vardı. Bir daha oradan geçmeme refleksi… Tanınan alana gösterilen rıza...

Elbette, bir de mal mülk sorunu… Demirel nasıl “ben tapulu arazime gecekondu yaptırmam” diyorsa…

Keşke, birilerinin “gecekondu yapma” heves, niyet ve cesareti olsaydı.

Şöyle kaderci bir beklenti de söz konusuydu: Parti/Cephe nasıl külleri üstünden bir hareket yükseldi ise şimdi de beklenmeyen, umulmayan yükselecek.

Bu kez de yükselivermedi.

DY içinde çok farklı inanç ve etnik kökenden insan bulmanız mümkündü. Bir Karadeniz, bir Kars/Ardahan ve nice yöre örneği… Diğer siyasal gelenekler içinde de… Sosyalizm bayrağı altında yürürken buna şaşırmamak lazım. Ama DY’nin basit direniş komitesi anlayışı birçok insanın daha kolay katılımına olanak sağlıyordu.

91 mutabakatı sonrası, bu yığınsallığın “gecekondu olmayan” apartman bölümü ise bir “Beyaz Türk” kimliğine büründü. Şehriban Teyhani’nin saptaması ilginç.

General Evren darbe sonrası Konya konuşmasında “Biz gelmesek DY gelecekti” demişti. Devlet, aynı “Genel Grev” diyen DİSK’i de ciddiye aldı ve gerekeni yaptı kendince. Ezdi geçti. Peki ya gerekeni yapamayanlar?

Maalesef direniş komiteleri fikriyatının sahipleri Mamak’ta çok geç direnebildi.

30 yıl süren DY ana davası zaman aşımından düştü. Aynı dönem başlayan “Demokrat” gazetesi davası ise 90 yılında beraat ile son buldu. “Aydınların” dik duruşu ile.

Hasılı, “DY içimizde buruk bir acı” şarkısı… Gönül Yazar dinleme zamanı. Sağ olasın Sennur Sezer.