28-29 Nisan gösterileri sırasında babam Eminönü kaymakamı idi. DP iktidarı çatırdıyordu ve babam hoşnut değildi iktidarın politikalarından.

Tıpkı 1949 yılında CHP iktidarının politikalarından hoşnut olmaması gibi. Doğduğum Büyükada’da kaymakam iken, İstanbul Valisi Dr. Lütfi Kırdar ve diğer İstanbul kaymakamları ile birlikte hükümetin DP’lilerin takip edilmesi emrine karşı “Hayır, bizim görevimiz idarecilik, siyasi partileri takip değil” diyerek.

Bu nedenle, İzmit/Karamürsel’e tayini çıkmıştı. Düşünün o zaman Karamürsel’de ortaokul yok! Ablam bu nedenle Karamürsel’e gelmemiş, sınıf arkadaşı Aynur’un ailesinde misafir olmuştu. Moda’da oturuyorlardı. Babası avukattı.

Lise ve üniversite yıllarında 6 yıl Niksar’ın Alevi köyü Geyran’da gönüllü köy öğretmenliği yapan Remzi, idareciliğe geçtikten sonra, gittiği her yerde okul açılması için kampanya yürütürdü. Giresun kazası Bulancak’tan sonra Karamürsel’de orta okul açılmasını sağlayacaktı.

En son çabası Tokatlı öğrenciler için Beyazıd’da yurt açılmasını sağlamak olacaktı, yine kampanya ile. Daha sonra İstanbul Üniversitesi arka sokağındaki bu binaya el koydu. Yeni bir yurt açılması için Remzi Bey gibi çaba harcayan çıkmadı

Son CHP Hükümetinin İstanbul’dan sürdüğü kaymakamlar gibi Remzi de geri döndü. Remzi önce Beykoz’a sonra Bakırköy’e tayin oldu.

Ama DP’nin de biti oldukça hızlı kanlandı. Bakırköy’deki ilçe başkanı ile takıştı. Adam gittiği restoranlarda hesap ödemeyi sevmiyordu!

Bu kez vali muavinliğine terfi olunup Balıkesir’e çıktı tayini. Orada da Vali ile takışmaz mı?!

28 Nisan 1960 Zeki Şahin’in üniversite baskını

Balıkesir’de iken 6-7 Eylül olayları patlak verdi. Rütbesi tenzil olunup Şişli Kaymakamlığına tayin olundu. Azınlıkların yarası sarılacak ya. Remzi de onlarla dost ya.

Ağabeyim İTÜ’de okumaya başladığı için bu işine geldi. Ayrıca kira ödeme yükünden de kurtuldu aile.

Zaten o pogrom sırasında, annemin kuzeni ve ablam tam olayın patladığı sırada, araba içinde saldırgan güruhun arasına düşmüş, “Türk” olduklarını kanıtlayıp zor yırtmışlardı.

Tabii, Remzi Şişli’de de DP valisi ile takışmayı başardı. Gecekondu ahalisinin üstüne yürümeyi reddettiği için, Eminönü kaymakamı ile yer değiştirdi. Taşınmamak için biz Şişli’deki kaymakam evinde kalmaya devam ettik.  Eminönü’ndeki de yerinde kaldı.  Orta okul birinci sınıfı Nilüfer Hatun’da bitirdim kazasız belasız.

Üniversite’de gösteriler başladığında Remzi, Vali tarafından, burnunu sokmasın diye icat edilen bir görevle, Alibeyköy taraflarına yollandı.

Ertesi gün emniyet müdürü Zeki Şahin hayli düşüncelidir. Kendini durdurmaya çalışan İstanbul Üniversitesi rektörünü yerde sürüklediğini söyleyince, “İyi yapmamışsın Zeki” der ona.

Üniversite hala özerkti. Rektör, üniversite sahasına giremeyeceklerini söylediği için yere yıkmıştı onu.

Evdeki sohbetlerde, “eski eşkıyadan polis çıkarsa böyle olur” demişti bir keresinde. Büyükada’da görev yaparlarken de beraberlermiş. “O zaman İsmet Paşa yalakasıydı” demişti. Paşa’nın Heybeliada’da yazlığı olduğu için, elbette daha bir sık bir araya geliniyordu “Milli Şef” ile.

Eşkiyalık hikayesi ise, Zeki Şahin, Niksar yöresindendi. Orada Rum köyleri ile çatışan çetelerden birine mensupmuş. Herhalde onun için polisliğe terfi olunmuş.

28 Nisan olayları sırasında Eminönü’nde görevli olduğu halde, 27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada’yı boylamadı Remzi.

Cunta, bütün kaymakamları, valileri azledip yerine subaylar atamıştı. Biz de sığındık mı, statüsü siyasi sürgüne dönüşüveren eniştemin Maltepe’deki yazlığına, ma’aile 3 kuşak?

2010 yılında en iyi arkadaşlarımdan biri beni onun öğretmenlik yaptığı Geyran köyüne götürmüştü.

Yörenin en kültür merkezlerinden biri olmuştu Geyran. Kültür festivali bile yapılan. Çok yaşlı eski bir öğrencisine bile rast geldik.

Bu arada öğrencilerinden birinin orman muhafızı olan oğluna rast geldik.  Babanın 60 darbesinden tutuklanmasını biz engelledik demez mi? Hangi kanaldan yaptılarsa!

80 darbesinden sonra 6 ay gözaltı yaşamıştı orman muhafızı. ”DY ile bağınız var diye bir binbaşı kök söktürdü bize” diyecekti. Sonra bir kadın çoban ile tanışacaktık yaylalarda dolanırken. O da o dönem gözaltı yaşamıştı. Hey gidi Perşembe yaylası.

Darbe yönetimi, “DP döneminde İstanbul’da çok görev yapmış” deyip onu Tarsus’a sonra Hendek’e tayin etti. Ve içişleri bakanlığının tasfiyeci müsteşarlarından biri onu “görülen lüzum üzerine” erken yaşta emekli etti.

Bu sürgünler sırasında ben de orta 2’yi Ankara’da ablamın evinde tamamladım.   1961 baharında okulcak yeni anayasayı destekleme mitingine katıldık. Orta 3’ü ise Kabataş Ortaokulu’nda bitirdim. Liseyi ise şimdiki Kabataş’ta. Zaten amcam, abim, emmmioğlu Nejat (Ölçen) de oradan mezun.

Abdülhamit’in Kürt ağalarının, beylerinin çocuklarının asimilasyonu  için açtığı Kabataş İdadisinin ilk binasında da, Boğaz kıyısındaki sonraki binasında da okudum. . Belki de “Kürtçülük” o binanın duvarlarından bulaştı!

Lise yıllarında yatağımın duvarında resimler falan, mesela Sartre’ın sisli bir köprüde pipolu olanı.

Bir de duvara erken yaşta ölen Muzaffer Tayip Uslu’nun şiirinin dörtlüsü:

Hayret Remzi Bey / Nasıl yaşamışsın bugüne kadar dünyadan habersiz? / Hayret Remzi Bey, hayret!”

Oda da bu yazıyı görünce” cık sık” deyip hiçbir şey demeden çıkacaktı. Belki de hak vererek.

TİP’in 1965’deki başarısından sonra “seninkiler başardı” diyecekti.

1968 sonbaharında kalbi durdu Remzi öğretmenin. O sırada İktisat Fikir Kulübü Başkanı olduğum için, İstanbul Sekreterliği NuruOsmaniye Camii’nin duvarına çelenk yollayacaktı.

Zorunlu emeklilikten sonra üye olduğu İlim Yayma Cemiyeti’nden birkaç tanıdığı ise hayretle bakacaktı FKF çelengine.

Hayatta kesişen yollar işte!