İnsanlık Anıtının kaldırılması, aslında bölgesel kırılmanın habecisiydi

 

Son yıllarda Suriye’deki yıkımı, Kürt kentlerinde git gide oradakine benzer görüntüleri izlerken, Sona Van’ın “Çöl İçin Yazılmış Libretto” (*) adlı şiir kitabını anımsayıp, lanetli coğrafyada tragedya kendini yineliyor diye düşünüyordum. En son Azerbeycan/Karabağ/Ermenistan savaşından sonra yeniden tarihsel kültürel mirasa yönelik yıkım haberleri buna eklendi daha sonra..

2011 Martında gelmekte olan fırtınanın bulutları ufukta belirirken, elimde Raymond Kevorkian’ın Suriye Kamplarını ve Jenosidin ikinci safhasını anlatan, matbaa mürekkebi kokan kitabını tutup**, Der Zor’a, Megadeh’e gitmeliyim diyordum. Ya şimdi ya da belki asla... / Zaten aynı yılın Ekim ayında tutuklanıyorum… İyi ki caymamışım./ Aslında İHD’li arkadaşlar da Der Zor’a gitme niyetinde. Ama program iptal oluyor. Tek başına ilk Halep uçağına atlıyorum. Baron Otelin yakınında konaklıyorum. Halep henüz sakin ve kimse kötü şeyler olacağına ihtimal vermiyor. Ve sonra Der Zor… Çöl fırtınası… Yağmur değil çamur yağıyor… Hrant’ı düşünüyorum. Hrant da bu yoldan yürüyerek halkının bu nihai durağına erişmeyi hayal etmişti, ülkeden ayrılmaktansa. Bir anlamda gerçekleşiyor bu hayali, Metz Yeghern’in son kurbanı olarak. Megadeh’de hala çölden insan kemikleri çıkıyor, toprağı biraz deşince…  Yakında bir Arap köyünde, dedesini anlatıyor bir Bedevi, dedesiyle kıvanç duyuyor, bir Ermeni… Kız kardeşi ile, Habur ırmağında boğulmaktan kurtulmayı başaran bir oğlan çocuğu… 40 yıl birbirine ulaşamayan, kızın eline yapılan bir dövme ile birbirini buluşun öyküsü… Bir başka yetimin bir bedevi aşireti tarafından kurtarılışının öyküsünü dinliyorum başka bir yerde ve aşiretin başı olarak, 40 yıl sonra annesi ile buluşmasını…  Anıt kiliseye bırakıyorum kitabı… Birçok anı çöldeki kamptan, Sarkis Çerkesyan’ın babasının*** Halep’e kaçırdığı, tanınmamak için deli rolüne soyunan Aram Andanyon’ın sıcağı sıcağına Baron Otel’de derlediği ****, Paris’teki Nubar Paşa Kütüphanesinde bir araya getirdiği tanıklıklar… Kitap yerine vardı diye huzur duyuyorum. Irak-Şam İslam Devletinin elinde şimdi kent… Anıt kilise ile birlikte bu kitap da, çölün kum fırtınasında savrulup gidiyor. Son yetime kadar ulaşmayı başaramayan Holokaust 100 yıl sonra, Cihatizm tarafından tamamlanmak isteniyor sanki. İnsanlığın binlerce yıllık kültür mirası doğduğu coğrafyadan kazınmağa çalışılıyor. Afganistan’daki devasa Buda Heykeli, yada Mehmet Aksoy’un Kars’taki İnsanlık anıtı gibi…


 
Taliban’ın yıktığı Buda yeniden inşa ediliyor Afganistan’da

 

“Dedem keşişti” diyor Sona Van:

O Tanrı’ya inanırdı / sabah saat dokuzdan akşam saat altıya kadar /  altıdan sonra ise dinlenir… babam ise fizikçiydi / o da dokuzdan altıya dek inkar  ederdi Tanrı’yı / altıdan sonra imana gelirdi gizlice / halam aşk mektuplarının tümünü saklardı / aşınmış İncil’in arasında / vahiylerin sıranalışına göre / o aynı yüz ifadesiyle okurdu / Tanrı buyruğu ile mektuplarını / ve yarımdı onun imanı... her ikisine de / annemin (az kalsın unutuyordum) yoktu ayıracak vakti / iman edip etmemeye / o sürekli meşguldü / yoktan bir şeyler var etmekle / başkalaşmışçasın hamur teknesinde…

 

Bir başka şiire geçiyorum:

Dönmekteyim kumun üzerinde / daireler çiziyor eteğimin ucuyla… dairenin ne başlangıcı var ne de bitimi / sonsuzluktur eteğimin ucuna asılı /beni alt etmek kolay değil... imkansız hatta / gelmekteyim ben soyundan... dans edenlerin…   

Ya da “Der Zor” şiiri:

Dikkat et .../ dikkatli at adımını çölde / buranın kumu sıradan değil / bu kum beyaz sargı bezidir adeta / bir buçuk milyonun rüyasını kaplayan… ilgini mi çekti ayrıntılar / onların rüyasındaki.../ merak etme.../ koy kulağını kuma / ve oda orkestrası gibi / seslendirsin / milyonlarca kemik kavalın ezgisini…

kulak ver requiem’ine / gece yürüyüşe geçen / şair ordularının…
 


DAEŞ’in Zer Zor’da yıktığı anıt kilise

Selam olsun çöldeki bacılarıma /çöl gelinlerine selamlar / dişi bir şair kepçeyle karıştırmakta / Der-Zor’un cehennemi ocağını / ve belirmekte parlak yüzleriniz / katı dumanlar arasından art arda…

“Sona Van sanki buğulanmış bir cam üzerine parmaklarıyla dokuncasına sıralıyor dizelerini… Sırlarını okurlarıyla paylaşıyor…” diyor Hakob Çakıryan.
 


Nahçivan’da, Kadim Culfa kentindeki tarihi mezarlık. 2005 yılında yok edilmeden önce…

“1915’in asıl kurbanları bizleriz. Onlar öldüler ve bugün onların yeri azizlerin katıdır. 1915’ten sonraki nesiller maalesef kültüründen uzaklaştı ve çoraklaştı” diyor, bilge kültür ve inanç insanı Levon Zekiyan. Kıyımlardan etnik arındırmaya, asimilasyondan soykırıma, tehcirden kadim coğrafyadan kültürel kazınmaya ve dünyanın dört köşesine savrulmaya  uzanan bir katastroftur Ermeni gerçekliği. Yükü ağırdır ve kuşaktan kuşağa geçer, farkındalık yada farkında olmayış ile. Unutmak isteği ile kabus arasındaki gelgitler ile… Yaşama tutkusu ve yeis, hüzün  ve nostalji dolu bir gülümseyiş, hayata teğet tutunuşlarla. Gerçekliğin bir çeşit gerçeküstülüğe dönüşmesi ile… İnkarın hoyratlığının sizi bitmeyen tacizi ile… Acı ve çığlığın coğrafyanın her köşesine, her molokülüne sinmesi ile… Tarihin ha bire kendini tekrarlaması ile…

Sona Van’ın şiirleri bana bütün bunları hatırlattı yeniden, peşpeşe gelen çağrışımlarla.


*Sona Van, Çöl İçin Yazılmış Libretto, Türkçesi: Hakob Çakıryan, Belge Yayınları 2016
**Raymond H. Kevorkian, Soykırımın İkinci Safhası / Sürgüne Gönderilen Osmanlı Ermenilerinin Suriye-Mezapotamya Toplama Kamplarında İmha Edilmeleri / 1915-16, Belge Yayınları 2011.
***Sarkis Çerkezyan, Bu Dünya Hepimize Yeter, Hazl. Yasemin Gedik, Belge Yayınları 2003.
****Aram Andonyan, Gomidas Vartabed İle Çankırı Yollarında / Naim Beyin Anıları, Belge Yayınları 2012; O Kara Günlerde, Pencere Yayınları 2015.