Sizin başında bulunduğunuz Kırklarî Dergâhı’nın bayan ve erkek müritlerini cennete göndermek veya cenneti kazandırmak vaadi ile kandırıp çok kereler cinsel ilişkiye girdiğiniz konularla ilgili ifadenizi veriniz.”

Badeci Şeyh Uğur Korunmaz: “…Ben Nakşibendi Tarikatı Halidiye Kolu’nda şeyhlik yaparım. Askerden geldikten sonra Bursa ilinde Hasan Burkay Efendi’nin yanında kalarak yetiştirildim.”

“…Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni badeledi. Badelemek, benim tarikatıma göre; pirin cinsel organını öpmek ve sonra gelen sıvıyı içmektir…”

“…Sır odasına benden başka gerek erkek gerek kadın tek kişi girebilir. Sır odasına gelmeden önce şahıslara zikir yaptırılır. Bu zikir esnasında şahıslar cezbelenir. Bu zikir sırasında ‘Ay Allah’ denir. El Mürselat Suresi ilk ayetleri mealinde ‘Yemin olsun Allah’ın gönderdikleri görevlilere’ ve Yunus Suresi 64. Ayette ‘Benim evliyalarıma ve razı olduklarıma korku yoktur, korumam altındadır’ şeklinde bildirilmiştir. Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir.

Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yolla cinsel ilişkiye girdim…” (10 Haziran 2011, Bursa Emniyeti’ne verdiği ifadeden)

* * *

Karısına, nişanlısına cinsel birliktelik yaşaması için baskı yapan, “pişman olmadıklarını” mahkemede de beyan eden müritler ve sadece şeyhlerin sözlerinin doğru kabul edildiği bir dünya…

Tamamına yakını mahkeme tutanaklarından, sanık ve şikâyetçi ifadelerinden aktarılmış bilgileri içeren Timur Soykan’ın Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan “Badeci Seyh’in Sır Odası” kitabını tam bitirmiş ve kitaplığıma koymuştum ki; Saadet Partisi Konya Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Abdulkadir Karaduman’ın açıklamaları internet gazetelerine düştü.

Karaduman, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında  “İstanbul Sözleşmesi adı verilen ucube, adeta aile yapımızı çökertmek için kaleme alınmış bir metindir” ifadesini kullanarak; "Kim ne diyorsa desin, hangi tarafta durursa dursun, toplumu bir felakete ve uçuruma sürükleyen, haneleri birbirinden ayıran İstanbul Sözleşmesi derhal feshedilmelidir" demiş.

Kaynağı Milli Gazete olan haberde yer alan bilgiye göre, Saadet Milletvekili Karaduman; "Mevcut iktidar eliyle hiçbir fikir alışverişine başvurulmadan aceleyle oldu bittiye getirilerek imzalanan İstanbul Sözleşmesi adı verilen ucube, adeta aile yapımızı çökertmek için kaleme alınmış bir metindir. Aileyi korumaya yönelik düzenlemeler bu sözleşmeye dayandırılarak çıkarılmış ve aileyi yıkmayı detaylandırmıştır" diye buyurmuş…

* * *

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için adı, kısaca “İstanbul Sözleşmesi” olarak da anılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” bugün siyasal İslamcı kesimin sözcüleri, tarikatlar ve özellikle de tarikat Şeyhlerinin boy hedefi haline geldi.

Bu çevreler, iktidar yanlısı Akit ve benzeri “yayın”larla birlikte her türlü yalan dolanı ve söylem biçimini kullanarak;  “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramını hayatımıza sokarak insan fıtratından uzak cinsiyetsiz türlerin peyda olmasına sebebiyet veren İstanbul Sözleşmesi” olarak niteledikleri sözleşmenin derhal yürürlükten kaldırılmasını talep ediyorlar.

Oysa 1 Ağustos 2014’de yürürlüğe giren bu sözleşme, her ne kadar hiçbir zaman hakkıyla uygulanmamış olsa da; mevcut TC. Anayasası’nın 90/5 maddesine göre; iç hukuk bakımından bağlayıcılık taşıyan bir TC. kanunu hükmünde.

Son verilere göre; bu sözleşme 45 ülke tarafından imzalanmış ve 27 ülke tarafından da onaylanmış. Tabii, bu arada Türkiye’nin imzaya açıldığı tarihte, kadın hareketinin son derece başarılı çabalarıyla sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olduğunu da unutmayalım.

* * *

Kadına yönelik şiddet, ayrımcılık ve cinayetlerin her geçen gün adeta önlenemez bir yükselişte olduğu bir ortamda bu sözleşmenin uygulanmaması gibi bir ‘keyfiliği’ talep eden yukarıda sözünü ettiğim çevrelerin zihniyeti; “insan fıtratına aykırı” diyerek özünde sözleşmenin şu tanım ve yaptırımlarına karşı çıkıyor:

“Kadına yönelik şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, ayrımcılığın bir biçimi olarak fiziksel, cinsel, psikolojik olarak ıstırap verebilecek her türlü eylem, bu eylemler ile tehdit etme, zorlama ve keyfi olarak özgürlüğünden alıkoymaktır. Ev içi şiddet, ev içinde veya hanede, aynı evde yaşıyor olma, eski veya şimdiki eşler, partnerler arasında olup olmamasına bakılmaksızın her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddettir. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınlara kadın oldukları için uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet biçimidir. Cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsel kimlik temelli tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı tedbir alınması, şiddete maruz kalan kadınların zararlarının tazmin edilmesi ve şiddet uygulayan kişilerin şiddet eylemi ile orantılı cezalar ile cezalandırılması konusu taraf devletlerin yükümlülüklerindendir…”

* * *

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması için başlatılan “yerli ve milli soslu” saldırıya karşı; mücadele bu kez uygulanmayan tüm hükümlerinin uygulanmasını da içine alacak genişlikte, daha da yükselecek demektir…