Herakles (Romalıların Herkül’ü) Yunan mitolojisinde, tanrı Zeus ile Miken kralı Amfitrion’un karısı Alkmene'nin oğlu olarak geçer: Kral Amfitrion savaştayken, Zeus onun kılığına girerek âşık olduğu Alkmene’nin koynuna girer.

Çapkın ve iştahlı bir tanrı olan Zeus, habercisi Hermes aracılığıyla güneşten sorumlu Helios'a güneş ışığını söndürmesini emreder. Ayrıca saatleri dinlenmeye zorlar ve aya çok yavaş ilerlemesini, uykuya da olan bitenden kimsenin haberdar olmaması için bütün insanları uyku mahmurluğunda tutması talimatını verir. Bu sayede bu sevişme tam üç gün sürer, Alkmene Herakles'e hamile kalır.

Zeus’un eşi, tanrıça Hera ise kıskançlığıyla ünlüdür. Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayınca, Herakles henüz birkaç günlük bebekken ona iki zehirli yılan yollar. Gelgelelim doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahip olan Herakles yılanları öldürür.

Herakles, Lidya’da, antik Yunan’da ve Roma’da bu efsanevi gücüyle anılan bir kahraman ve yarı tanrıdır. Kafkas dağlarında zincire vurulmuş olan Prometheus'u işkenceden o kurtarmıştır, birçok canavarı öldürmüştür.

Ancak yaşadığı sürece tanrıça Hera’nın gazabına uğrar. Hera sonunda onu Miken kralı ve kuzeni Eurystheus'un hizmetine girip, her istediğini yapmaya zorlar. Kralın Herakles'e yaptırdığı 12 iş, mitolojide “Herakles'in 12 görevi” olarak anılır.

Kendisine dayatılan ilk dört görevinin altından kalkan Herakles’in başarıları efsaneleşmeye başlayınca, Eurystheus onu aşağılayacak yeni bir görev icat eder: Elis kentinin kralı Augeas’ın ahırlarının temizlenmesi.

Kral Augeas'ın 3.000 öküzü vardı. Ancak inşa edildiklerinden beri hiç temizlenmeyen ahırlar o kadar kirli o kadar kirliydi ki, değil temizlemek, biriken pisliğin üzerinden atlayıp bu ahırlardan içeri adım atmak, hatta koku yüzünden yakınından geçmek bile olanaksızdı.

Herakles baktı ki bu pislik olağan yöntemlerle asla temizlenemeyecek, bu yeni görevin de üstesinden gelebilmek için çok yaratıcı ve köktenci bir çare icat etti: Yakınlardaki Alpheus ve Peneus nehirlerinin yataklarına yön değiştirtti ve nehir sularının ahırların içinden geçmesini sağladı.

Güçlü bir şekilde akan bu sular sayesinde ahırlar derinlemesine temizlenebildi. Pislik gitti. Koku geçti.

Bu mitolojik kıssadan hisse sanırım yeterince açıktır.

Bir yer, mekân, kurum, kuruluşundan beri hiç temizlenmemişse, fazlasıyla biriken pislik her yere sıvaşmışsa, derinlerden fışkıran lağım artık her yerden taşıyorsa, burnunuzun direğini kıracak şiddette bir kokudan geçilmiyorsa, bilmelisiniz ki bu devasa boyutlardaki pislik toz beziyle temizlenemez.

Kökten bir çözümle topyekûn bir temizlik yapmadan rahat edemezsiniz.

Öte yandan, Herakles gibi olağanüstü güçlerle donatılmış yarı tanrı kurtarıcılar ancak masallarda bulunur. Başka bir deyişle, mitolojiden alınacak derslerin bir sınırı vardır elbette.

Toplumsal yaşamı kötülükten ve pislikten arındırmak için Herakles’e benzer bir kurtarıcı bekleyemeyiz. Yeni bir “tek adam”, olsa olsa kendi pisliğini üretir, o da gelir, önceden birikmiş pisliğe eklenir.

Temiz bir toplumda yaşamak istiyorsak, hatta bu pislikten üreyen türlü mikroplardan ve ölümcül salgın hastalıklardan korunarak düpedüz “hayatta kalmak” istiyorsak, kovalarımızı süpürgelerimizi kapıp bu pisliği kendimiz temizlemeliyiz.

Toplumun gücünün buna yetmeyeceğini düşünen ve yenilgiyi peşinen kabullenmiş karamsarlara, şair Gülten Akın’ın dizlerini hatırlatabiliriz:

Gün senin
Çünkü sen
Onu kentin haramilerinden
Dövüşerek aldın
Çalışarak aldın
Gün senin
Şimdi sen
Irmağa dökülen derecik
Girdin yoğun geceye
Güneşte kurumuş yatağın
Yorgun taşlarınla
Kendi kendine bakıyorsun
Geceyi dinliyorsun
Şimdi sen
Gün senin
Dünle gitti yitirdiğin
Ve yarın kesinkes
Bulutla yağmurla
Dirileceksin

Zaten on yıllardır katlanarak biriken böylesine bir kokuşmuş pisliği, her kesimden milyonlarca yurttaşın güçlerini birleştirmeleri ve çağlayarak akan bir nehir gibi mücadeleye ağırlıklarını koymaları dışında ne temizleyebilir ki?