Bir ukalalık!

Bugüne kadar hiç yapmadım, yapana da sevecen bakamadım. "Ben yazmıştım" cümlesi nedense itici gelmiştir. Belki içindeki o baskın ‘ben’ egosundan! Süleyman Seba’yı aramızdan ayrılışının 6’ıncı yılında sevgi, saygı ve özlemle anarken bir ukalalık da ben yapmaya karar verdim ama üzülerek. 27 Ocak 2006’da Radikal’de Asena Özkan imzasıyla yayımlanan yazıyı bir kez daha paylaşma gereği duydum affınıza sığınarak… Niye mi? Haklı çıktığım için değil, ‘Süleyman Seba gitsin Ahmet Dursun’ tezahüratı yapanların başkanın ölümünün ardından Süleyman Seba’ya methiyeler düzmesi geçmişe tanıklık edenlerin çok ağrına gidiyor da ondan… Süleyman Seba ile hiçbir zaman aynı masada oturmayanların kendilerini ‘efsane’ başkanın yakın arkadaşı olarak pazarlamaya çalışmalarından… Kongrelerde Süleyman Seba’ya karşı bayrak açanların şimdi yaşadıkları pişmanlıklarından…  

Kurtarırsa Süleyman Seba kurtarır!..

27 Ocak 2006

Beşiktaş hiç bu kadar 'aciz' duruma düşmemişti, en azından benim anımsadığım dönemler içinde. Serdar Bilgili ile başlayan Yıldırım Demirören ile hız kazanan erozyonu durdurmanın olanağı yok gibi gözüküyor. Önüne kim ve ne çıkarsa çıksın sürükleyip götürüyor...

Beşiktaş tribünlerinden yükselen, 'Ahmet Dursun, Seba gitsin' sesleri hâlâ kulağımda. Şu andaki manzara da herkesin karşısında!

'Altı kaval üstü şeşhane…' Beşiktaş'ın borcu aldı başını gidiyor, ödenmesi gereken tutarın 100 milyon dolar sınırına dayandığı iddia ediliyor. Beşiktaş tribünlerinde yaşanan olaylara kimse engel olamıyor ya da diyet ödendiği için olmak istemiyor! Transferde hata üzerine hata yapılıyor. Beşiktaş değerlerini bir bir yitiriyor. Sıradan Anadolu kulübü olma yolunda ciddi ve büyük adımlar, hızla atılıyor. Sorumluluk kime ait? Önce Serdar Bilgili, ardından da Yıldırım Demirören'e elbette ki... 

Trabzonspor'dan son anda alınan, Bordo-Mavili formayla hiç gol atamayan ama kendi ülkesinde 'gol kralı' olan futbolcunun transferinden teknik direktör Jean Tigana habersiz. Daha da ilginci Fransız teknik adam Ailton'un gidişinden de habersiz! Ne yazık ki, Yıldırım Demirören, Beşiktaş'ı kendi şirketi gibi yönetiyor. 103 yıllık geçmişe sahip anlı şanlı Beşiktaş gibi değil. Ancak ilginçtir kendi şirketi kazanıyor, başkanlığını yaptığı Beşiktaş ise battıkça batıyor. Sormak gerekli Demirören'e, "Kendi şirketinde çalışanlara, Beşiktaş Kulübü'ne alınan 'profesyonel'ler(!) kadar maaş ödüyor mu?" 

Beşiktaş'ta durum 'vahim'in de ötesinde. Artık Demirören'in Beşiktaş'a vereceği hiçbir şey olmadığı ortada. Ama bırakmaya yanaşacak gibi de gözükmüyor. Üstüne üstlük ilerisi içen söylevler veriyor, tabii inanıp dinleyene! Yıldırım Demirören ve ekibi eninde sonunda gidecek de, sonra ne olacak? İşte Beşiktaş için sorun burada başlıyor. Fikret Orman, şu anda 'muhalif' olarak tanımlanan başkanlığın güçlü adayı. Ne var ki, Fikret Orman da Serdar Bilgili ve Yıldırım Demirören gibi Süleyman Seba dönemi sonrası yöneticilik yapmış bir isim. Daha öz anlattığım şekli ile; Bilgili ve Demirören'in jenerasyonundan. Peki, bu durumda Beşiktaş'ı kim, nasıl hizaya sokacak? 'Halkın takımı Beşiktaş', eskisi gibi nasıl olacak?

Şurası açık ve net ki, adı telaffuz edilen aday ya da adaylardan hiçbirisi, bu ağırlığı kaldıracak niteliğe sahip değil. Demirören sonrasında görevi devralacak 'Beşiktaş kulübü başkanı' önce inandırıcı, ardından birleştirici ama daha önemlisi inanılan ve işini bilen, güven veren bir isim olmalı.

Ara ki böyle bir isim bulasın.

Benim aklıma gelen tek isim ise Süleyman Seba... Çok mu yaşlı? Çağın gerisinde mi? Beşiktaşlıları önkoşulsuz Beşiktaş'ın çıkarları için Seba'dan başka kim bir araya getirebilir? Burada devreye girmesi gerekenler tartışmasız 'eski tüfekler!..' Ne yapacaklar, ne edecekler Beşiktaş'ın eski günlerine dönebilmesi için Süleyman Seba'yı ikna edecekler. Seba böyle bir şeyi ister mi? Kesinlikle 'hayır' ama onun kıramayacağı insanlar da var!

Yıldırım Demirören yolun sonunda ama Beşiktaşlılar daha başında...
 

Önceki ve Sonraki Yazılar