Biz çantada keklik miyiz?

Bu hafta, ‘Barış ve müzakere’den söz eden oldu mu?

O zaman devam ediyoruz yine Kolombiya’yı anlatmaya. Şu anki Kolombiya devlet başkanı Gustavo Petro, sadece kazandığı bu son seçimde değil, daha önce aday olarak katıldığı üç genel seçimde ve Bogota belediye başkanlığı sırasında, Kolombiya’da ‘barış ve müzakere’ sözünü veriyordu ve şimdi bunu yaşama geçirmeye de başladı. ELN gerilla hareketi ile görüşmeye başlayalı henüz bir hafta sonra, ilk anlaşma olarak, Embera yerlilerinin, güvenle topraklarına geri dönebilmesi, karşılıklı olarak kabul edildi. Burada bir şey hatırlatmam gerek, bir önceki hükümet, ELN ile müzakereleri kestiğinde, ELN’nin yaptığı eylem, bir polis okulun basılarak, 21 polis adayının öldürülmesiydi. Yani bunu söylememin nedeni, barış ve müzakerenin yapıldığı ortamı hatırlatmak, savaşı hatırlatmak…

Bu arada Embera yerlileri, altın madenlerine karşı mücadele ediyordu. Özellikle ‘nehir kültürünün’ sahibi bir halk olarak, sularının kirletilmesi, doğrudan onların yok edilmesi demekti. Altın madeni sahipleri, ordu, para-militerler bir yandan, öte yandan daha önce FARC gerillası, daha sonra ELN çatışmaları arasında yaşamaya çalışıyorlardı. Bu yüzden müzakerenin uzlaşmaya varılan ilk maddesi oldukça önemli ve kolay da değil.

Bazılarına göre, vatan haini Gustavo Petro, ‘Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse’ tabii ki…

-Burada sevgili ‘radikal’ arkadaşlarıma da bir not düşmeliyim. Bana ‘Barış’ın çözüm olmadığını hatırlatmanıza pek gerek yok. ‘Barış’, devrim değildir ve birçok şeyi çözmez, sadece bir alandaki çatışmayı durdurur. Hatta bazen bu politik çatışmayı, sosyal bir çatışma haline dönüştürür ki şiddet, ortadan kalkmaz aksine, cepheler dışına savrularak, bulaşarak artar. Benim ‘Gerillanın Barışı’ kitabı, doğrudan yaşadığım, bunun örnekleriyle doludur. Ancak bir çatışma ilelebet süremez ve mesela 52 yıl savaşan bir gerilla hareketine, aman barış yapmayın denilebilir mi? Böyle bir şeye hakkınız var mıdır? –

BARIŞ ŞANSI…

Şimdi anlatılan bizim hikayemizdir zaten ve ona dönelim. Eğer barış istiyorsak, öncelikle barıştan mutlaka söz edilmesi gerekir. Yani burada Bourdio’nun dediği gibi; Devleti, ‘Esasen kelimelerden, örgütlenme biçimlerinden, vb. İbaret olan bu hukuki kurgu’ olarak, bir açıdan tanımlarsak, bu kurgunun, içine ‘Barış’ kelimesini yerleştirmeliyiz ve herkesin sandığının aksine böyle bir şansa bugün daha çok sahibiz. Bunun için hesap makinesine filan da ihtiyaç yoktur. Yüzde sıfır nokta, sıfırların hesaplandığı bir seçim denkleminde, barış isteyen, en az, 6-7 milyon oy, çantada keklik midir?

Aman makul faşistler ‘incinmesin’ diye neden barıştan vaz geçelim?

Ve haftaya devam edelim o zaman, ‘Burjuvazi barış istiyor mu’ diye…


Metin Yeğin: Yazar, belgeselci, sinemacı, gazeteci, avukat, seyyah... CNN-Türk, NTV, Kanal Türk, Al Jazeera, Telesur televizyonlarına 200'e yakın belgesel ve kurmaca filmler yaptı. Türkiye'de Cumhuriyet, Radikal, Birgün, Gündem; Gazeteduvar, dünyada, Il manifesto, Rebellion gazetelerine köşe yazıları yazdı. Dünyanın sokaklarını anlattığı 10'dan fazla kitaba sahip. Birçok ülkede kolektif çalışmalara katıldı, kooperatif örgütlenmelerine öncü oldu. Ekolojik direnişlere katıldı, isyanlara tanıklık etti.

Önceki ve Sonraki Yazılar