Biz çok zengindik

Cambridge otobüsü 7 pound’tu. Biz iki kişiydik ve sadece 8 pound’umuz vardı. 7-8 ay gezmiştik Latin Amerika’da galiba o seferinde. İngiltere’ye dönüp, çalışıyor, sonra yine dünyanın bir taraflarına yola düşüyorduk. Çok gezdiğimiz için herkes bizi çok zengin sanıyordu. Öyleydik bence, iyi işçiydik. 3-4 ay çalışıp, yine bir yerlere gidiyorduk. Fakat önce Cambridge gitmemiz gerekiyordu. Şoför çantaları aşağı koymak için eğildiğinde içeri girdim. Ortalara bir yere oturdum. İngiltere’de daha kolay oluyordu böyle şeyler. Pek kimse yapmadığından olmalı ve 25-30 yıl kadar önceydi.

Cambridge’de hala 1 pound’umuz vardı. Kalacak yerimiz filan yoktu ama. Böyle durumlarda Üniversite’yi arıyorduk. Anlaşmalı evlerinden bir oda tutuyorduk. Biraz pahalı oluyordu ama kirasını hafta sonu alıyordu. O zamana kadar kirayı kazanmak gerekiyordu. Çok zengindik, iyi işçiydik.

Bir İngiliz sandviçci dükkanı vardı. Ne zaman gitsem hemen işe alıyordu. İşçiye ihtiyacı yoksa bile alıyordu. Avukat olmamın yararıydı bu. Şaşırtıyordu onu bu. Halbuki ekmeğin karnını yarıp, ne isterlerse içine koymayı biz de yapabiliyorduk, ince dilimlenmiş salatalık ve ton balığı mesela biraz mayonez çok değil, diğerlerinin tadını bastırmayacak… Okullar herkesi hadımlaştırmıyordu o günlerde ve cezaevinde kalmanın yararları da vardı. Ona gittim ertesi sabah başladım, 120 pound’tu haftalık.

4-5 ay sonra 3-4 bin pound’umuz oluyordu. İki kişi çalışıyor aynı odada kalıyorduk. Sevgili olmak iyi bir şeydi. Ekonomik ve keyifli. Sandviç’çide çalışmak da iyi bir şeydi. Aç kalmıyorduk. Sevgilim de barda çalıştığından şarabımız da oluyordu. Daha ne ister ki insan.

Gitmeden Türkiyeli arkadaşlarla oturuyorduk. Ne kadar paranız var diye soruyorlardı. Türkiyelilerin ata sorusudur ‘kaç paran var ya da maaşın ne kadar’ sorusu. Hemen söylüyorduk. Saklamak için bir nedenimiz yoktu. Neden olsun ki ?

Hemen ‘gitmeyin’ diyorlardı. ‘Bize hemen döner-kebap karavanı almaya kalkıyorlardı. 5-6 bin pound kadardı. Akşamları bir pub’ın önüne çekip, döner satıyordun. İyi para kazanılıyordu. Sonra dükkan da açabilirdik. “Önce ekonomik kurtuluş” diyorlardı.

-“Benim babamın bir planı vardı” diyordu Bukowski “Bütün hayatı boyunca çalışıp, bir ev alacaktı. Ölünce bana bırakacaktı. Ben de bütün hayatım boyunca çalışıp bir ev alacaktım. Çocuğuma iki ev bırakacaktı”.-

Biz aldırmıyorduk, yola çıkıyorduk. Boşverin, “Biz çok zenginiz” diyorduk.

Önceki ve Sonraki Yazılar