Süreyya Karacabey

Süreyya Karacabey

Hukuk şenliği

Bölge mahkemesi Anayasa mahkemesini tanımıyor, farklı mahkemeler aynı durumla ilgili farklı kararlar veriyor, durum tam karnavelesk. Bir altüst oluş havası. Sadece tek bir sorun var: karnavallarda eğlenen halktır, yöneticiler değil.

BİM: Bölge İdare Mahkemesi'nin kısaltılmışı, farklı numaralarla birbirlerinden ayrılıyorlar. Kendilerini bilmesek memnun olurduk ama şu anda ihraç akademisyenler dönmesin diye özel olarak çalıştıkları için ne yazık ki kendilerini mecburen takip ediyoruz. Favorimiz 13 numaralı olan. Uzun zamandır sessizdi, şimdi uyandı, art arda iade edilenlere ret dağıtıyor. Bana “siz daha iade edilmediniz mi” diye soranlar olduğu için mecburen aynı meseleden söz edeceğim. Çünkü olay bizim işe dönmemizi çoktan aştı.

“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin yarattığı yapay fırtınanın üzerinden yedi yıl geçti. Biliyorsunuz memlekette suç üzerine suç işlenirken dünyanın en yaygın ama belki de en çaresiz protesto biçimi olan bir bildiri yayımlamak (ikincisi basın açıklaması) aniden imza atanları ülkenin bir türlü çözemediği sorunların müsebbibi haline getirdi. Öyle bir tantana yaratıldı ki bir süre kendimizi Kızıl Tugayların militanı gibi hissettik. Sanki milletin başına bombaları yağdırmışız, kırlardan inerek her gün derslere girmişiz gibi bir hava.

Adı üstünde üniversite hocası, eylem yapamaz, yasadışı bir örgütte çalışamaz, sadece özgürlükler ve haklar hakkında konuşur ve üstelik sadece konuştuğu için de eylemsizlikle suçlanır. Yapabildiği tek şey, tanık olduğu toplumsal sorunlara dikkat çekmektir, ki onu da istediği biçimde yapmasının bir sınırı vardır. Bu sınırda anayasal bir hak olarak belirlenmiş ifade özgürlüğü bulunur. Bildiri metnini bir suç unsuru haline dönüştüren mekanizma hiçbir dayanağı olmasa bile giriş kapısında, “burası benim dükkanım canımın istediğini yaparım” yazan kadı bürolarına dönmüş mahkemelerde devam etmekte.

Bu meseleyi, kapandı sandığınız bu meseleyi yeniden önünüze getirme nedenim, Anayasa Mahkemesinin açık kararına rağmen bölge mahkemelerinin bizi yeniden, beraat ettiğimiz suçlardan yargılamaya devam etmesi. Konu bir türlü kapanmıyor. Bu ifade özgürlüğü sınırları içindedir, denildikten sonra, beraat edenlerin işe dönmek için yasal süreci devam ettirmelerinin önünde bir barikat olarak duran OHAL komisyonunda yıllarca bekleyen dosyalardan peş peşe çıkan retlerin gerekçesi kurum kanaatiydi.

Kurum kanaatinin gerekçesi ise eğer bir insanı yargılayacak kadar somut bilgiye sahip olsa zaten yargılanırken mahkemelerin kullanacağı MİT, emniyet, terörle mücadelenin tuttuğu amel defteriydi. Amel defteri birbirinden tuhaf, bağlantısız, suçlananı şaşırtan, “bu sebepten bu sonucu nasıl çıkardınız” diye çığlık atabileceğiniz absürd gerekçelerle doluydu. Sadece tek bir örnek vereyim durumun vahameti anlaşılsın diye.

Çalıştığım fakültede bilmem kaç yılında bir kültür sanat topluluğuna yaptığım danışmanlık, dosyadaydı. Çocuklar topluluk kurar, kâğıt üzerinde de bir hocanın imzası görünür, pek çok topluluk böyle çalışır. Önceden tanımadığınız bir öğrenci gelir, hocam tiyatro topluluğu kurduk, imza gerekiyor der, siz de imzayı atarsınız. Bu topluluk yasadışı bir örgütün elemanlarından oluşuyor gibi rapor tutan bir memur ve burası fakülte onun izin verdiği toplulukla birini nasıl suçlarız, saçma bu demeyen bir kafa ve hooop dava dosyasında nur topu gibi bir iltisak işareti.

Durum bu, yasal bir günde, yasal bir binada, yasal bir giysiyle yaptığınız bir konuşma, hooop, bu topluluk bilmemneciler olduğu için dava dosyasına. Amel defteri, muhtemelen dedikoduları falan da içeriyordur: Evet evet onun aşırı fikirleri vardı, solcu öğrencilere destek veriyordu. Bunlar da dosyaya girerken ciddileşip, bir terörist zanlısı olarak hocanın portresini çiziyor ve eskinin polislerini güldürecek çelişkiler içeriyordu.

Eskinin polisleri çünkü onlar, yan yana gelmeyecek örgütleri bilirler, biriyle ilişkilendirdiklerinin diğeriyle ilişkisi olmayacağının altını çizerlerdi. Bunlarda bu bilgi de olmadığı için kendinizi tuhaf bir bağlantılar ağında resmedilmiş bulabilirsiniz. IRA'cı bir El Kaideci, Hizbullah sempatizanı bir Gandhi'ci, Budist bir kasap, Benim dosyada karlı bir gece vakti tren istasyonunda tesadüfen bir paket kâğıt mendil verdiğim Arapça konuşan kadını atlamışlar, kadın belki de Iraklı bir ajandı. Dilekçe yazıp bildirmeyi düşünüyorum.

Gerçekten çok öfkeliyiz. Kendi mahkemeleri arasında bir bağlantı bırakmamış ülkenin üvey evlatları olarak çok öfkeliyiz. Kurum kanaati adı altında yasadışı bir fişlemeye alet olan, kendine üniversite diyen ocaklara, oralarda toplanan senatolarda el kaldıran hocalara çok öfkeliyiz.

Bu arada OHAL komisyonunun ret kararına itiraz edenlerin bir bölümüne mahkemeler iade, bir bölümüne de ret kararı vermişti. Ret kararı alanlar yeniden itiraz etti, dosyalarına yeni retler gelmeye başladı. İade alanlar ise yeniden işe başlayıp, hatta şehir değiştirip, çocuklarının okulunu falan ayarlayıp yerlerine oturmaya çalışırken yürütmeyi durdurmalar devreye girdi.

13.BİM istisnasız herkese ret dağıtıyor şu sıralar; üstelik bunu, ben sizi suçsuz bulan mahkemeyi zerre kadar tanımadan yaparım, edasıyla yapıyor. Beraat ettiğimiz ilk mahkemedeki suçlamalar kopyala yapıştır tekniğiyle dava dosyalarında dolaşıyor, sürekli başa dönmenin yarattığı bir çıkışsızlık duygusu herkeste. Tamamlanmış bir yargı, yeniden tartışmaya açılıyor, insanların sosyal medya hesapları inceleniyor ve durum benzeri olmayan bir şeye dönüşüyor. Bütün dosyalarda sanatsal tekniklerde bir anlamı olabilecek copy past ve yazılanların hepsini radikal bir metinlerarasılığa dönüştüren palimpest'in varlığını da atlamamak gerekiyor.

Yırtma- yapıştırma, kopyala yapıştır, bir sanatsal tekniktir, kolaj, ayrışık unsurların bir araya getirilerek anlamın iptalini teşhir etmek için geliştirilmiştir. Bir kolaj, dünyaya der ki, stabil, kararlı anlam yoktur, gösteren ile gösterilenler arasındaki suç ortaklığı sonsuza kadar kaybolmuştur. Heterojen unsurlar yan yana geldiğinde vuku bulan bir anlam yokluğudur. Sanatçı için bu bir uygarlık biçimini protesto etme yoluydu. Anlamın istikrarsızlığına dikkat çekip, materyalin estetiğini içeriğin önüne çıkarmaktı dertleri. Palimpest ise aynı parşömene yazılıp silinen yeniden yazılan yazıların, katmanlaştırma, yeniden yazma ve silinse bile asla eski yazıların ortadan kalkmadığını gösteren bir teknik. Eski anlamların kaybolmayacağını, yeniden yazımın altında eskinin gölgeleri olduğunu söyleyenlerin bir derdi vardı, buraya sığmayacak.

Peki sizin derdiniz ne, sayın bölge idare mahkemeleri. Anlam yokluğunu mu göstermeye çalışıyorsunuz, yoksa hep aynı kararın sonsuz döngüsüne mi çalışıyorsunuz ya da burada yasa işlemez mi demek istiyorsunuz. Aslında metaforik olarak yanlış değil ama yasalara kısa devre yaptırarak, kolaj, statik montaj ile oluşturduğunuz deneysel karar metinleri, Türkiye'de hukuk tarihindeki avangart dönem olarak mı geçecek kayda? Her anlam-dışılaştırma çabasının bir bedeli var yalnız. Bölge mahkemesi Anayasa mahkemesini tanımıyor, farklı mahkemeler aynı durumla ilgili farklı kararlar veriyor, durum tam karnavelesk. Bir altüst oluş havası. Sadece tek bir sorun var: karnavallarda eğlenen halktır, yöneticiler değil. Karnavallar onlara bir altüst oluş şakasıyla durumlarının sonsuz olmadığını gösterirdi.

Yapmayın derim, hukuk bilmiyorsam da stabil görünmesi gereken yapıların yürütücüleri tarafından bu kadar kırılgan ve kararsız gösterilmesinin finalinde gerçek bir şenliğin ortaya çıkabileceğini bilecek kadar festival tarihi bilgim var. Alt üst ediş halkın işidir. Sizin göreviniz ise ne kadar imkânsız olursa olsun, olguları bir mantık çerçevesinde hareket ediyormuş gibi göstermek.

Soranlara cevap veriyorum, hayır iade edilmedim, edilenler de edilmiş sayılmaz, bir şeyler kıpırdıyor ama sonra başlangıçla birleşiyor. Konuyu Beckett'e havale ediyorum, 13 BİM'i çılgın bir halk şenliğine.


Süreyya Karacabey: Adana'da doğdu. 1992'de Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek Lisans ve doktorasını aynı bölümde yaptı. Dramatik Yazarlık, Epik Tiyatro, Geleneksel Türk Tiyatrosu, Ortaçağ Tiyatrosu, Radyo Oyunu Yazarlığı derslerini yürüttü. 2010 yılında doçent ünvanını aldı.2017 yılına kadar çalıştığı bölümden 6 Ocak 2017 KHK'sıyla atıldı. Modern Sonrası Tiyatro ve Heiner Müller, Brecht'ten Sonra ve Gündelik Hayata Direnmek kitapları ve çeşitli dergilerde yayınlanmış yazıları vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Süreyya Karacabey Arşivi