Newroz yaklaşırken Kandil’e operasyon hayalleri!

Türkiye, tek adama diktatörlük yetkileri veren Referandum Yasası’nı konuşuyor.

Toplumun önemli bir kesimi, bu yasaya ‘hayır’deme eğiliminde gibi görünüyor. Hükümetin, devletin bütün aygıtları ve medyanın neredeyse tamamıyla sürdürdüğü ‘Evet’ kampanyası da fazla etkili değil.

Çünkü ‘Evet’in inandırıcı bir gerekçesi yok. Kendi yazarlarının bir bölümü ve AKP’yi her seçimde desteklemiş muhafazakar kesimler bile ikna olmuş değiller.

Dün Fehmi Koru kendi sitesinde, bu referandumun yapılmayabileceğini, anayasada Cumhurbaşkanına böyle bir yetki verildiğini yazdı.

ANAP lideri Turgut Özal’ın 1989’da böyle bir referandumu kaybettikten sonra düşüşe geçtiğini ve iktidarı kaybettiğini de hatırlattı.

Başından beri AKP’yi desteklemiş olan Etyen Mahçupyan ise Karar Gazetesi’nde bu referandumun yanlış olduğunu açıkça ifade etti.

Bunlar sadece ilk göze çarpanlar. Peki Erdoğan, bütün bu belirtilere ve uyarılara rağmen referandumda ısrar edecekse -henüz yasayı imzalamadığı halde öyle görünüyor-  kazanmak için sadece 40 miting ve büyük medya desteği yeterli olacak mı?

Yoksa başka arayışlar mı var?

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada, Ahmet Türk’ün barış çağrılarına karşı açıkça savaş bildiriminde bulundu. "Maalesef geç oldu" dedi ve ekledi:

"Acımasızca terör faaliyetlerini sürdüren örgütün diz çökmesinden başka hiçbir imkan elimizde kalmadı. Önce bertaraf edilmesi, bütün 80 milyonun vazifesidir. Ondan sonrası vatandaşımızın hak hukukuyla ilgili bir husustur."

Bu "diz çöktürme" lafını biz geçmişten de biliyoruz. Birbuçuk yıl önce barış masası Erdoğan tarafından devrilip savaş konsepti devreye sokulduğunda da aynı laflar edilmişti. "Artık yeniden görüşme, barış girişimi vb. yok. Örgüt ve bileşenleri diz çökmeden barış adına hiçbir şey yapılmayacak" denilmişti.

Sonra neler olduğunu gördük. Kürt şehirleri, kasabaları, mahalleleri yakılıp yıkıldı. Yüzlerce sivil katledildi.  Yoğunluklu olarak Kürt siyasi hareketini destekleyen ve oy veren yüzbinler evsiz bırakılıp göçe zorlandı. HDP ve DBP’ye bağlı belediyeler, belediye meclis hatta il genel meclis üyeleri görevden alındı, tutuklandı çoğuna kayyum atandı. HDP ve DBP’nin  yerel politikacıları ve çalışanları büyük ölçüde tutuklandı. Bu örgütler çalışamaz hale getirildi. Yerel sivil toplum, ve meslek örgütleri üzerinde de büyük bir terör estirildi. Bu terörün tanığı gazetecilere olmadık baskılar uygulandı.

Sonra sıra HDP milletvekillerine geldi. Bazıları gözaltına alınıp bırakılsa da toplamda 12 milletvekili tutuklandı. Dün yapılan bir açıklamada HDP’li 55 milletvekili hakkında toplamda 3 bin 126 yıl ve 18 müebbet hapis cezası istendiğini öğreniyoruz.

Bütün bunlar bu diz çöktürme politikası çerçevesinde gerçekleşti.

Ama bunun da yeterli olmadığı anlaşılıyor. Referandumda istedikleri sonucu alabilmek için ne zamandır konuştukları Kandil seferini bu vesile ile yapmak, bu sefer de kendilerince ‘PKK’ye diz çöktürmek’ istiyorlar.

Hükümet sözcüsünün açıklamasıyla birlikte dün hükümetin resmi halkla ilişkiler memuru A. Selvi de Hürriyet’te bunu müjdeledi. Hükümet, bahar operasyonu için hazırlık yapıyormuş. Suriye’ye yönelik Fırat Kalkanı operasyonu benzeri bir harekatla Kuzey Irak’ta da kalıcı olmak için planlama yapılmış ve eğer Erdoğan Trump’la görüşürse onun da onayına sunacakmış. Hükümetin memuru bir de itirafta bulunuyor. Diyalog değil, savaş konseptinin  geçerli olduğunu söylüyor.

Ve ekliyor; "Öcalan devreye sokulmayacak. Çünkü PKK’nin Irak ve Suriye’de ABD başta olmak üzere uluslararası güçlerle girdiği ilişkilerin boyutunun Öcalan’ı aştığı düşünülüyor. ABD’nin YPG’ye açıktan verdiği desteğin dengeleri altüst ettiği görüşü hâkim."

O nedenle Trump’ın onayının alınması şart tabii.

Onay alınırsa ya da Trump ikna edilirse diyelim, operasyonun Nisan ayında yapılacağı söyleniyor. Karlar erimeye başlayınca yani… Böylece operasyonun rüzgarıyla referanduma gidilecek ve Kandil Fatihi olarak Erdoğan da ‘evet’lerin kazanmasını sağlayacak.

Bunlar hayaller, şimdi gerçeklere bakalım:

Türk ordusu, 5 aydır Bab önlerinde saplanıp kaldı, ağır kayıplar veriyor ve şu sıralar  Esad güçleriyle karşı karşıya gelme riski hiç de az değil.

Reuters Haber ajansı Cumartesi günü, Türkiye’nin kabusu haline gelen Demokratik Suriye Güçleri’nin Rakka operasyonunun 3’üncü aşamasını başlattığını duyurdu. Haberde, ABD öncülüğündeki koalisyonun SDG güçlerine hem havadan hem de karadan zırhlı araç ve özel kuvvetler de dahil desteğini arttırdığını yazdı.

Erdoğan’ın referandum hayallerinden büyük, Trump’ın100. gün hesaplaşması var. Nisan sonuna kadar Trump, Suriye konusunda etkili bir adım atmak istiyor. Bir telefonu bile esirgediği Türkiye’nin cumhurbaşkanının başkanlık hayalleriyle ve onun Kürt paranoyasıyla kaybedecek zamanı yok yani.

Bir yandan da unutmayalım, Nisan’dan önce Mart ayı var. Mart’ın 21’inde Newroz kutlamaları olacak. Son uygulamalara ve açıklamalara baktığımızda kontrollü birkaç toplantı dışında Newroz kutlamalarına izin verilme ihtimali pek yok gibi. Kürtler ve Kürtleri destekleyenler ise bütün bu baskılara rağmen Newroz’u kutlamak ve bu vesile ile refaranduma ‘hayır’ demek isteyecekler.

Bir yandan da barış ve demokrasi çağrılarını dile getirecekler.

Kimsenin diz çökmeye niyeti yok. 90’lı yıllarda da Newroz gösterileri kanla bastırılmak istendi. İnsanlar katledildi. Ama sonrasında milyonların katıldığı Newroz’lar gerçekleşti.

Diz çöktürme ve savaş politikaları şimdiye kadar yürümedi. Bundan sonra da yürümeyecek. Ağzınızı açtığınızda kendinizden önceki iktidarları incelettiğinizi ve onların düştüğü yanlışlara düşmeyeceğinizi söylüyorsunuz. Öyle anlaşılıyor ki, sadece yükselme dönemlerine bakmışsınız. Zamanıdır, bunların nasıl düştüklerine de bakın ya da baktırın.

Yakındır, sizin döneminiz de tarihin çöplüğüne gidecek, sonunda bu topraklarda barış, adalet ve demokrasi yeşerecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi