Uluslararası Basın Enstitüsü temsilcileri: Dezenformasyon Yasası sadece medyaya değil tüm topluma tehdit

Uluslararası Basın Enstitüsü temsilcileri: Dezenformasyon Yasası sadece medyaya değil tüm topluma tehdit
Yayınlanma:
A+ A-
Uluslararası Basın Enstitüsü Başkan Yardımcısı Griffen ve Türkiye Koordinatörü Akyavaş, 'Sansür Yasası'nı Artı Gerçek'e yorumladı: Yasa sadece gazetecilere değil, haber alma hakkına da yönelik bir saldırı. Seçimle ilişkili olduğunu düşünüyoruz.

Mühdan SAĞLAM


Türkiye basın özgürlüğü endekslerinde alt sıralarda yer alıyor, yüzlerce gazeteci haberleri nedeniyle hapishanelerde. Öte yandan medyayı sınırlandırmaya dönük hazırlıklar hâlihazırda Meclis’te görüşülen Dezenformasyon Yasası'yla yeni bir boyuta taşınıyor.

Muhalefetin "Sansür Yasası" olarak nitelendirdiği bu yasanın amacı ne? Hükümet bu yasayı seçim hazırlığının bir adımı olarak mı görüyor? Yasa yalnızca medya ve gazeteciler için mi tehdit oluşturuyor? Hükümetin hazırlığı içinde olduğu "İnfaz Yasası" düzenlenmesi gazetecileri nasıl etkileyecek?

Bu soruları ve Türkiye’de medyanın durumunu Uluslararası Basın Enstitüsü Başkan Yardımcısı Scott Griffen ve Uluslararası Basın Enstitüsü Türkiye Koordinatörü Renan Akyavaş ile konuştuk.

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ne göre; Türkiye 180 ülke içinde 149’uncu sırada yer alıyor. Benzer biçimde Türkiye’de 100'e yakın gazeteci hapiste. Şimdi Dezenformasyonla Mücadele Yasası parlamentoda görüşülüyor. Verili koşullara eklenen bu girişim sizce Türkiye’de basın özgürlüğünü nasıl etkileyecek?

Scott Griffen: Türkiye’de basın özgürlüğünün durumunu yakından takip ediyoruz. Siyasallaşmış dayanaklarla gazetecilerin yargılanması en büyük endişelerimizden biri. Türkiye bazı kanunların, örneğin terörle mücadele gibi, istismarına tanıklık ediyoruz. Bu noktada korkumuz benzer bir durumun bu yasayla da yaşanacak olması. Bu yasa, hükümetin gazetecileri hedef alan araç setine yenisini ekliyor. Hükümete eleştirel yaklaşan, araştırmacı gazetecilik yapan insanları hedef alıyor. Bu çerçevede özellikle yasanın 29’uncu maddesi dikkat çekici. (ilgili madde: Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak.”)

Burada dezenformasyon diyor ancak bunun ne olduğu söylenmiyor. Burada ayrıca bir niyet okuma var. Bir insanın yaptığı haberde toplumda panik yaratma, kaos yaratma amacı olup olmadığı nasıl ölçülecek. Burada doğrudan artırılmış bir hapis cezası olduğunu da görüyoruz. Bu biraz önce söylediğim gibi hem gazetecileri hem de medya kuruluşlarını doğrudan hedef alan bir yasa. Üstelik yapılan tanım çok muğlak. Bu, yasanın yalnızca basını değil sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi partileri de hedef alan genel bir araç olduğunu düşündürüyor. Bunun çok tehlikeli bir madde olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu madde, gazeteciler ve diğer kişileri cezalandırmanın yanında bireylere oto-sansür oluşturarak konuşamaz hale getirmeyi hedefliyor.

'YASA GAZETECİLER KADAR TOPLUMUN GENELİ İÇİN TEHDİT OLUŞTURUYOR'

Türkiye'de sosyal medya, belki de diğer ülkelerden daha fazla bir biçimde haber alma, bilgi alma kaynağı. Bu yasal düzenlemeyle bu platformlara da sınır gelmesi ihtimal dahilinde. Örneğin ana akımda kendine yer bulamayan, dışlanan pek çok gazeteci topluma bilgiyi Youtube kanalları üzerinden aktarıyor. Bu alanlara gelen sınırlama toplumun doğru bilgiye ulaşma hakkı açısından ne ifade ediyor?

Renan Akyavaş: Bunun toplumun genel olarak serbest bilgi dolaşımı hakkına erişmesi açısından büyük bir tehlike olduğunu düşünüyoruz. Twitter ve diğer sosyal platformlar, bireylerin bilgi almasına, özgürce tartışmasına, hükümet yetkililerini eleştirmesine olanak sağlıyor. Bu platformlar hem sembolik hem de pratikte insanların fikirlerini beyan edebildiği son yerler. Bu nedenle; evet, yasa gazeteciler için olduğu kadar toplumun bilgi alma, fikir edinme ve fikir belirtme hakkına da tehdit oluşturuyor. Yasa geçtiğinde hükümet zaten yüzde 95’ini kontrol ettiği medya kuruluşlarından kalanlarının da etkisini, gücünü azaltabilecek.

Aslında daha önce kabul edilen Sosyal Medya Yasası'yla, Twitter, Youtube gibi platformların Türkiye’de temsilci bulundurması zorunlu kılınmıştı. Bu adımla hükümet, haber/bilgi akışını kontrol edebiliyordu. Örneğin belirli içeriklerin kaldırılmasını, hesapların kapatılmasını istemek gibi. Şimdi kontrol edilemeyen diğer alanlara da yöneliniyor.

'DEZENFORMASYON YASASIYLA SEÇİMLERİN KESİNLİKLE İLİŞKİLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM'

Dezenformasyon Yasası, seçim hazırlığı başladığında TBMM’ye geldi. Bu noktadan hareketle sizce hükümetin zamanlaması seçim süreci ve sonuçlarıyla ilgili mi?

scott-griffin.jpg

Scott Griffen: Türkiye’de hükümet zaten medyanın yüzde 95’ini kontrolü altından tutuyor, bu yasa ve önceki sosyal medya yasasıyla beraber kalan yüzde 5’i üzerinde de kontrol kurulmaya çalışıldığını söylemek mümkün. Kalan bu alanlar insanların fikirlerini ifade edebildiği, alternatif ve çeşitli bilgi akışına ulaşabildiği, sadece medya değil, siyasi partilere de erişebildiği adreslerdi. Buraları sınırlandırmak ve kontrol altın almak için bu yasanın çıktığını ve bu yasanın da kesinlikle seçimle ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bu aynı zamanda demokrasinin kendisine de büyük bir tehdit. Zira demokrasi aynı zamanda farklı fikirlerin özgürce ifade edilmesini de esas alıyor. Zaten Türkiye’de çok az kalmış bu alan şimdi yeni bir girişimle sınırlandırılıyor. Aslında bu daha önce Rusya, Macaristan gibi pek çok ülkede seçim öncesi veya sürecinde gördüğümüz bilinen bir taktik. Rusya’da bunun Ukrayna Savaşı öncesinde başlamış olduğunu söylemek gerekiyor.

Ancak şunu da söylemem gerekiyor; Türkiye aynı zamanda medyadaki direncin de yüksek olduğu ülkelerden biri. Gazeteciler hâlâ bir yolunu bularak topluma bağımsız biçimde haber/bilgi aktarmaya çalışıyor.

'BU YASA İLE HÜKÜMETİN KONTROL ALAMADIĞI KÜÇÜK ALAN DA KONTROL ALTINA ALINACAK'

Renan Akyavaş: Türkiye’de neredeyse tüm muhalif partilerle ve MHP hariç iktidar partisiyle bir araya geldik. Uluslararası kuruluşların Türkiye’de medyanın büyük bir devlet kuşatması altında olduğunun farkında olduğunu biliyoruz.

Zaten RTÜK, muhalif kanalları yüksek para cezalarıyla ve program durdurmayla cezalandırıyor. Benzer biçimde Basın İlan Kurumu üzerinden muhalif medya kuruluşlarına reklam gitmesi engelleniyor yani gelirlerine set çekiliyor. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu üzerinden bazı sitelere, haberlere erişim engeli konuyor. Bu yapılar sistemli ve mekanik denebilecek şekilde çalışıyor. Sosyal medya, hükümetin Sosyal Medya Yasası'na rağmen kontrol altına alamadığı tek alandı. Şimdi bu yasayla istisna kalan bu alan da kontrol altına alınmaya çalışılacak.

Griffen: Bu konuda şunu da söylemem gerekiyor; aslında hem değindiğimiz kurumlar hem de yargı sistemi gazetecileri ve toplumun haber alma ve habere erişme hakkını korumalı ancak görüyoruz ki bu kurumlar da zaten hükümet tarafından kontrol altına alınmış.

'İNFAZ YASASINDAKİ DEĞİŞİKLİK CEZASI ERTELENEN GAZETECİLER DÜŞÜNÜLÜNCE ENDİŞE VERİCİ'

Bu yasa görüşülürken hükümet aynı zamanda İnfaz Yasası'nda önemli bir değişiklik yapmaya hazırlanıyor. Planlanan yeni düzenlemeye göre suç işleyen, bir gün de olsa cezaevine girecek. Bu planlamayı şu an parlamentoda görüşülen yasayla beraber düşünürsek sizce bu Türkiye’de gazetecileri nasıl etkileyecek?

Renan Akyavaş: Adalet Bakanı’nın bu konuşmasını duyduğumuzda doğrusu bu konuda endişelendik ve hâlâ da öyleyiz. Türkiye’de aslında yasaların kendisi değil, bunların uygulanış şekli büyük sorunlara neden oluyor. Yargının iktidar ve ortakları tarafından kontrol altına alındığını dikkate aldığımızda yeni herhangi bir yasanın adil bir zeminde uygulanabileceğini söylemek zorlaşıyor. Bu girişimle bir yandan medyaya göz açtırılmaması, bir yandan da toplumun ve vatandaşların sindirilmesi ve oto-sansüre gitmesi hedefleniyor. Yani işlenen küçük suçlar ya da işlendiği iddia edilen küçük suçlar için dahi hapis cezasının getirilmesi durumu var. Bu durumda cezası ertelenen gazetecileri dikkate aldığımızda bu durum gelecek konusunda bizi endişeye sevk ediyor.

Öne Çıkanlar