İsmail Özen'in 2013 yılında kurduğu Kampf Deines Lebens (Hayatının Kavgası) vakıf, mülteciler, göçmen çocuklar, şiddet gören kadınlar, ırkçılığa karşı mücadele ve sosyal projeleriyle isminiden söz ettiriyor. İsmail Özen yani ringlerdeki adı ile “Demir Yumruk” basında, Kobanê, Kerkük ve Kandil’e yaptığı ziyaretler ve verdiği politik mesajlarla tanındı. Maçlarında toplumsal meselelere dikkat çekti, maddi kazancını ihtiyacı olanlar ile paylaştı, politik duruşu sebebi ile tehdit ve saldırılara maruz kaldı. 2019’da taşıdığı Türkiye pasaportuna el konuldu.

Özen ile hayatını, çok kültürlü olmayı, mücadelesini ve hayallerini konuştuk.

Size neden “Deli Yumruk” diyorlar?

Hafızam beni yanıltmıyorsa ilk maçlarımdan biriydi. Maçı kazanmıştım. Maç sonrası bir Alman gazetesinin muhabiri ‘Deli Yumruk’ başlığını kullanmıştı. Öylede de kaldı. Boks sektörü de medya, reklam ve sanat dünyası gibi marka değeri yaratmayı seviyor. İsim ve ün üzerinden yürür hikayeler, böyle olduğu için pek çok önlü boksöre zaman içinde bir lakap takıldığını ve o isimler ile anıldıklarını biliyoruz. Genelde boksörlerin dövüş stillerine göre, özeliklerine göre uygun isimler takılır. Futbolcular da olduğu gibi...

Dersim’den Almanya’ya gelen bir ailenin öyküsü sizin öyküsü. Çocukken kendinizi nereli hissettiniz? Yıllar içinde değişti mi aidiyet duygusu?

Hamburg’da doğdum. O dönem Almanya’ya giden ‘misafir işçi’ aileler çalışıp kısa sürede para biriktirip geldikleri yere yani memleketlerine geri dönmek istiyorlarmış. Benim de anne ve babam yeteri kadar para biriktirip geri dönme planı yapanlardan aslında. Annemin de çalışabilmesi için beni İstanbul’a dedemlerin yanına yollamışlar. Bu nedenler  çocukluğum İstanbul Ümraniye’de Dersimlilerin o yıllarda yeni yerleştikleri mahallede geçti.

Böyle olunca, çocukluluğumun ilk dönemi Dersim, Alevi ve Kürt kültürüyle şekillendi. Anne ve babamın planları diğer pek çok aile gibi tutmayınca, 12 yaşında yeniden Almanya’ya geri döndüm. Kısaca, her iki kültüre de yabancı değilim. Bu iyi mi kötü mü? Belki bunu sorgulamak lazım... Yaşarken parçalanmışlık iyi olmasa da, bugün farklı kültürleri tanıyor olmak iyi ve olumlu bence.

HAYATININ KAVGASI

Başarılı bir sporcusunuz ama sadece sporcu değilsiniz, “Hayatının Kavgası” adında bir vakfınız var. Vakfı kurmanızdaki amaç neydi? Bu ismi neden seçtiniz?

İnsanlar doğduklarında hayat kavgası ve mücadelesi başlar. Benim de öyle oldu. Vakıfı kurduğumuzda, öncelikli amacı eşit şartlara ve imkanlara sahip olmayan gençlere, kadınlara ve çocuklara yardım etmekti. “Hayatının Kavgası” isminin amaca uygun olduğuna karar verdik. İsim amaca da hizmet ediyordu.

Boks sizin için ne ifade ediyor? Özel bir anlamı var mı?

Gerçekten bilmiyorum. Pek çok insan şiddet içerdiği için bokstan hoşlanmaz ve karşı çıkar..Elbette hoşlanan insansınlar da var. Ben profesyonel bir sporcuyum. Aynı zamanda öğrenci yetiştiren bir eğitmenim. Dolayısıyla benim boksla kurduğum ilişki elbette farklı. Bana göre önemli olan boksun amacına uygun kurallar içinde yapılması. Boksörler şiddet delisi değildir. Elbette her meslekte olduğu gibi boks dünyasında da olumsuz örnekler var.

Muhammed Ali gibi çok sayıda boksör otoritelere karşı yoksul halkın yanında yer almışlardır. Boks aynı zamanda dünyanın en eski sporlarından biri. Çıkış hikayesi ve tarihsel süreç içinde geçirdiği evreler var. Ancak değişmeyen bir gerçek de var; yakın zamana kadar çoğunlukla yoksul ailelerin çocukları boksör olmuş. Hikayelerine baktığımızda çoğunun başlangıç noktası düzene isyan etmek ve ailelerine daha iyi bir yaşam sunmak...

Benzer hikayeyi İspanya arenalarında kızgın boğalara karşı dövüşen matadorlarda da görürüz. Yoksullar dövüşür, zenginler eğlenir - bu doğru ancak ring verilen bir mücadeleninin egemen olana karşı bir isyan olduğunu da eklemek lazım.

CİZRE, SUR VE ŞIRNAK’TA İNSANLAR DİRİ DİRİ BODRUMLARDA YAKILDI

Müsabakalarınıza siyaseti de taşıdınız “Cizre, Sûr, Nusaybin, Şırnak, ve daha bir çok yerde yaşananlara sesiz kalmadınız, HDP Eş Başkan’ı Demirtaş’ın maçınıza gelmesi tartışmalara da neden olmuştu. Siyaset neden önemli sizin için?

Dünya da kurulu egemen düzen sporculardan, sanatçılardan ve sahnede olanlardan hep bir şey istedi; “Siz sporcusunuz, sanatçısınız siyasetten uzak durun...” Türkiye gibi ülkelere baktığımızda da toplumu etkileme gücüne sahip sporcu ve sanatçıyı siyaset dışına ettiğini görürüz. Bir çeşit adı konmamış siyaset yasağı getirilmiştir. En makul sporcu, sanatçı ve yazar, devlet ve hükümetlere karşı konuşmayan, eleştirmeten ve hatta tersine destekleyendir.

Efrin saldırısı döneminde sanatçı adını kullananların sınıra gitmesi, son ekonomik krizde Hülya Avşar’ın yaptığı açıklamalar hükümetin makul gördüğü sanatçı tipidir. Hatta bazı sanatçıların hükümet yanlısı yaptıkları açıklamalar siyaset kapsamında değerlendirilmiyor. Benim bir sporcu olarak şiddetle ret ettiğim budur.

Hayır diyorum ben bu tutuma - bir sporcu, sanatçı, yazar ve bilim insanı her şeyden önce ahlaklı ve vicdanlı olmak zorundadır. Bir yerde zulüm varsa, hukuksuzluk varsa, haksızlık varsa demokrasi sınırları içinde buna karşı çıkmak insani, ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur.

Cizre, Sur ve Şırnak’ta insanlar diri diri bodrumlarda yakıldı. Sebep? Kürt oldukları için. Buna sessiz kalmak bana göre yapılan kötülüklerin bir parçası olmaktır. Sayın Demirtaş ve arkadaşları da bu haksızlıklara karşı çıktıkları için hapisteler. Sezen Aksu bir şarkı yaptı başına gelmeyen kalmadı, Tarkan bir tweet attı aynı şekilde ‘düşman’ ilan edildi. Bunlar ne olup bittiğini anlamak için önemli örmekler.

DEMOKRATİK DEĞERLER ÇIKARLARA KURBAN EDİLMEMELİ

Hem sporcu hem de politik olmanın bedeli var mı? Almanya’da sorunlar yaşıyor musunuz?

Evet var. Kötüye boyun eğmeyip yüksek sesle ‘kötüsün’ dediğiniz zaman kötülüğün sahipleri bundan hoşlanmazlar, çünkü onlar ikiyüzlüdür. Almanya eksikleri olmasına rağmen demokratik bir ülke ve bir hukuk düzeniyle yönetiliyor. Tabii ki Türkiye ile kıyaslanamaz ancak Türkiye’nin sorunlu politikalarına yeteri kadar tepki vermedikleri için Almaya’yı da eleştiriyoruz. Demokratik değerlerin çıkar ilişkilerine kurban edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

Kişisel olarak Almanya’da sorun yaşamıyorum. Almanya’da kendimi özgür ve güvende hissediyorum. Ancak Türkiye’nin Almanya makamları üzerinde baskı yaptığını biliyorum. Bunun sadece benimle ilgili yapmıyorlar. Avrupa’da yaşayan pek çok muhalif isime yapıyorlar bunu...

2019’da pasaportunuza el konuldu, sebebi ve süreci anlatır mısınız? Şu anda durum ne?

Doğru, 2019 yılına kadar Türkiye pasaportu taşıyordum. Pasaportumun süresini uzatmak için Türkiye’nin Hamburg konsolosluğuna gittim. Pasaportumun süresini uzatmadıkları gibi, gerekçesini açıklamadan el koyduklarını bana bildirdiler. Avukatım aracılığıyla öğrendim ki pasaportuma el koymalarının nedeni; sosyal medya paylaşımlarım ve medyaya yaptığım açıklamalarmış. Hatta birisi için hakkımda tutuklama kararı çıkarttıklarını da öğrendim. Davalara konu olan paylaşımlarımda sadece hükümete karşı yaptığım eleştiriler var. Almanya pasaportum var. Yani oturumla ilgili bir sorunum yok.

HÜKÜMET KENDİNİ, ÜLKEYİ HERKESİ FELAKETE SÜRÜKLÜYOR

Türkiye’nin hükümeti ve muhalefetinin Kürt sorununa bakışını nasıl görüyorsunuz?

Her ikisini de yaklaşımını sorunlu görüyorum. Hükümeti konuşmaya gerek yok. Durum ortada.

Sezen Aksu’nun değimiyle ‘Binmişler bir alamete gidiyorlar kıyamete.’

Kendileriyle birlikte herkesi felakete sürüklüyorlar. Ellerinde bir tek şiddet ve baskı kalmış. Burada sorun muhalefet bence. Ne Türkiye’nin gidişatından, ne de dünya deneyimlerinden sonuç çıkartmıyor. Hiç olmazsa ‘demokrasiye’ ve ‘hukuka’ sahip çıkıyoruz diye, yan yana gelmeliydiler. Tabii ki bunun olabilmesi için muhalefetin de demokrasi, çoğulculuk ve farklılıkları özümsenmesi gerekir. Ne yazık ki bunun olmadığını görüyoruz. İş sandığa havale edilmiş. Yani gücü elinde tutanların sorunların sebebi olanların vicdanına bırakılmış.

Benimde hemşerim olan Sayın Kılıçdaroğlu’nun daha cesur adımlar atmasını bekliyorum. Elbette HDP’yi bu denklemin dışında tutmak lazım. Onlar başından beri tavırlarını açıkca ifade ettikleri için bedelini ödüyorlar. Türkiye’nin düze çıkmasının yolu HDP’nin savunduğu çizginin hayata geçmesiyle mümkün olacağına inanıyorum.

Bu nedenle HDP ve CHP tabanlarının yakınlaşmasını doğru buluyorum. Özelikle Kürt ve Alevi sorunu konusunda CHP’nin geçmişle yüzleşip, sorunların kalıcı çözümü için nihai adımları atması lazım. Sonuç olarak muhalefetin Kürt sorunun çözümüyle ilgili sahici bir demokratik çözüm programa sahip olması gerekir. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye düze çıkamaz.

Gelecek planlarınız ne? Hayatta, sporda, siyasi mücadelenizde ne gibi yeni planlarınız var?

Elbette gelecekle ilgili pek çok insan gibi benimde hayallerim ve planlarım var. Bunların başında; adil, eşit, özgür ve demokratik bir ülke ve bir dünya görmek istiyorum. Gücüm oranında bunun mücadelesini sürdüreceğim.

Eşit şartlara ve imkanlara sahip olmayan gençleri sporcu olarak yetiştirmeye devam edeceğim. Dersim’le ilgili bir film projemiz var. Bu filmin çekilmesi için uğraşacağım. Bütün dünya için direnen ve bedel ödeyen Rojavalı kadınlar için bir boks maçı düzenlemek planlarımın başında geliyor. Bakalım, hayat bu şansı bize tanırsa yaparız. Değilse de hayallerimizi iyi insanlara bırakıp günün birinde gideceğiz...