Fakirlerin ve mazlumların yaşadığı bölgelerde sınırların 'büyük ağabeyler' tarafından acımasızca yeniden çizildiği, insanlığın ayaklar altına alındığı günlerden geçiyoruz.

Her geçen gün Güney Kafkasya'dan, Ortadoğu'dan, Doğu Asya'dan katliam haberleri geliyor.

Siz bunları görmüyor olabilirsiniz.

Türkiye'deki yayın organları sadece işine geleni, işine geldiği gibi kullandıkça biz de göremeyeceğiz.

Kısa instagram postları olarak görüyorsunuzdur belki. Bu bahsettiğimiz sınırlar çizilirken, iktidarlar değişirken, dünden halka kalan neredeyse hiçbir şey yok. Evinin bahçesinin sınırlarını bile koruyamayabilir. Evi bir tarafta, tarlası öteki tarafta kalanlar, kiliseleri, ya da camileri diğer tarafın kültürel cinayetlerine kurban gidenler çok.

Ben bugün size geçen haftalarda 90 yaşında Los Angeles'ta toprağını tekrar görme isteğiyle yanıp tutuşan Barkev Ghazarian'ın hikayesini anlatacağım.

Hatay'ın Türkiye'ye katılması sürecinde yaşam alanlarının yarısı Suriye yarısı da Türkiye'de kalan Kaladuran köyünden...

Ben şahsen oğlu ile tanışırım. Koca yürekli avukat ve Ermenilerin milli davasının savunucusu Garo Ghazaryan.

Kendisini hep Kesap'lı diye tanıtır.

Ben birkaç yıl önce ABD Los Angeles’taki İstanbullu Ermeniler Derneği'nin ona fahri üyelik vermesi ile aslında ucundan Türkiyeli olduğunu öğrendim.

Babası soykırımdan kurtulan Ermeni bir aileden.

O dönem tartışmalı da olsa hala Türkiye sınırlarında kalan Hatay'a bağlı Kaladuran Köyü'nden.

Barkev Ghazarian, 20 Nisan 1931'de Kaladuran'da, Giragos (1905) ve Anna (1913) Ghazarian'ın çocuğu olarak dünyaya geldi.

Barkev'in büyükbabası Arisdakes Ghazarian da 1874 Kaladuran doğumlu. Büyükbabasının ağabeylerinden Hagop, Osmanlı ordusunda görev yaptı. Ve daha önceki ataları da bu zincire katılıyor.

Hep Kaladuran...

Anlayacağınız üzere Ghazarian ailesi Kaladuran'ın yerlileri. Ancak Barkev'in çocukları Garo ve Jaques Kaladuran'ın şimdi Türkiye'de kalan parçalarını görebilmiş değiller.

'Vatanım': Gezellek, Kaladuran 1930'lar...

1930'larda Kaladuran etrafındaki diğer Ermeni köyleriyle birlikte Kessab'a kadar uzanan bir Ermeni yerleşimidir. Kessab'ın en kalabalık köyü olarak biliniyor. Kaladuran kendi içersinde o bölgede yaşayan ailelerin soyadlarına göre mahallelere de bölünmüştür.

Ghazarian ailesinin adını taşıyan mahalle Gezellek.

Ailenin geniş bir çiftliği ve tarlaları vardır. Buğday ve tütün ekip biçmektedirler. Aynı zamanda bölgedeki her çiftlik gibi hayvancılıkla da uğraşmaktadırlar.

Barkev ve ailesi Kaladuran'daki Surp Astvadzadzin (Meryemana) Kilisesi'ne mensupturlar. Köyde Mesrobian Ermeni Okulu bulunmaktadır. Barkev, babasının da öğretmen olduğu bu okulda üçüncü sınıfa kadar okuyabiliyor.

Ghazarian ailesinin tüm eski fertleri Kaladuran Ermeni mezarlığında. Barkev Kaladuran'dan hep 'vatanım' olarak bahsetiyor.

Ballum (Barlum) ve vaftiz

Barkev Ghazarian'ın vaftizi Kaladuran'daki Surp Astvadzadzin kilisesinde değil, bir inanç ziyareti sırasında Ballum'da (Barlum) yapılıyor. Şu anda Türkiye sınırlarında kalan Ballum, Roma harabeleri olarak biliniyor. Eskiden Rumlar ve Ermeniler tarafından inanç ziyaretleri için yılın belirli dönemlerinde kullanılırdı. (Noel, Meryemana yortusu, İsa'nın doğuşu gibi...)

İşte Barkev de o ziyaretlerden birinde 1931'de Ballum'da vaftiz oluyor.

Şimdi Türkiye sınırlarında kalan Barlum Roma Harabeleri olarak belirtilen yer şehirden bir iki saatlik tırmanış mesafesinde ve çoğu zaman askeri alan olarak kapalı durumda.

Barlum (Ballum)'da yapılan bu inanç ziyaretleri Kaladuranlılar için çok önemli bir geleneği simgeliyor. Roma harabelerinde çadırlar kuruluyor. Dinadamları ayini gerçekleştiriyorlar. Oraya getirilen hayvanlar kurban ediliyor, (madağ), sonrasında sevgi sofraları kuruluyor ve hep birlikte eğleniliyor.

Barkev en son ziyaretini 8 yaşında gerçekleştirebiliyor Ballum'a. O çadırlarda gecelediklerini hatırladığını anlatıyor.

1930'lar bölgedeki Hristiyanlara karşı cinayetlerin ve şiddetin halen yüksek olduğu dönemler. Soykırım Suriye sınırında henüz şiddetini azaltmış değil. Hele ki Hatay'ın Türkiye'ye katılımı tartışmaları sürerken.

1939 yılında Kaladuran yeni bir sınırla ikiye bölünüyor. Türkiye ve Suriye arasında bölüştürülen toprakların Suriye tarafında kalıyor Barkev'in ailesinin yaşadığı alan. Ama çiftlik, tarlalar ve en önemlisi Kaladuran'lıların inanç ziyaretlerini yaptığı ve Barkev'in vaftiz olduğu o koca harabeler, Ballum Türkiye'de...

Türk askeri sınırda ve öteki tarafa gitmelerine izin vermiyor ve Barkev'in bu anılarını canlı olarak çocuklarına aktarma şansı da burada bitiyor...

Modern bir fedai

Barkev bu anılarını ve kültürel kimliğini en azından çocuklarına aktarmak istedi. Çeşitli sıkıntıların ardından yerleştiği Lübnan'daki Burj Hamud Ermeni kasabasında, Lübnan iç savaşında savaştı.

Modern bir Ermeni fedaisiydi. Sırt çantalarına doldurduğu kumla kendilerine iç savaş sırasında miğfer yaptı, çocukları savundu. Özellikle de Ermeni çocuklarının sporda ve eğitimde başarılı olması için tüm topluma yardım etti.

Oğlu Garo onu anarken “Hiçbir zaman Hayır demedi” diyor.

70'lerin sonunda Barkev daha iyi bir gelecek için çocuklarını ABD'ye eğitim için göndermeye karar verdi. Evini barkını, altınlarını sattı onlara verdi. Garo'nun cebine 81 dolar koyabildi ve kulağına şunu fısıldadı: “Yolun güllerle döşeli değil ama dayanmalısın ve yükselmelisin. Hep yükselmelisin”

Kısa bir süre sonra o da çocuklarının yanına yerleşti. Geldiği yerden her şeyi kaybetmişti ama yılmadı. ABD'de ayakkabı imalatında çalıştı. 3. sınıftan terk olmasına karşın İngilizce ve akıcı olarak Fransızca öğrendi.

54 yaşında üşenmedi, Fresno'daki Ermeni Olimpiyat Oyunları'nda, koşu ayakkabılarını giydi ve maratona katıldı. Team Armenia adına katıldığı iki koşuyu da kazandı...

Ghazarian Türkiye'ye karşı ABD mahkemesinde

Barkev'in içinde uhde kalan bir şey vardı bunları yaparken. Çocuklarına geleneklerini canlı olarak gösterip aktaramayacaktı.

Suriye'de savaş çıktı, Burj Hamud'u belki gösterebilecekti ama Kaladuran'ı, Ballum'u, tarlalarını, çiftliklerini gösteremeyecekti...

88 yaşına geldiğinde Barkev rahatsızlandığında karar verdi.

Son bir işi kalmıştı bu fani dünyada.

Çocuklarını Türkiye'ye götürmek.

2017'de Türkiye'ye gelmeye karar verdi.

Barlum'da eskiden yaptığı gibi Noel kutlamak için inanç ziyareti yapacaktı.

'Vatanım' dediği yer Türkiye topraklarındaydı şimdi.

Türkiye Konsolosluğu'nun websitesinden vize başvuru formunu doldurdu.

Ziyaret amacını yazması gereken yere de “öteki” seçeneğini işaretledi ve kendisini anlattı.

Karadulan yerlisi olduğunu bu yüzden de aslında talebinin kendi memleketini tekrar görmek olduğunu belirtti.

Bir hafta geçti.

İki hafta geçti.

Bir ay geçti.

Cevap gelmedi.

60. gün

Bu sırada vize başvurusundan çok sonra 8 Ekim 2017'de Türkiye tüm ABD vatandaşlarına vize işlemlerini dondurdu. Kasım 2017'de vize işlemleri revize edildi ve tekrar başladı. Ancak Bakev zaten tüm bu kararlardan çok daha önce vize başvurusunda bulunmuştu.

Konsolosluğun web sitesinde yer alan 30 günlük cevap süresinde de olumlu ya da olumsuz bir yanıt alamamıştı.

Yılmadı.

Tekrar başvurusunu Washington Konsolosluğu'na yeniledi.

11 Ekim 2017'de Türkiye'ye gelmek istediği 28 Aralık'tan 73 gün önce tekrar başvurdu.

6 Aralık'ta vize işlemlerinin durumunu sormak için tekrar bir mektup yolladı.

Cevap yok...

Cevap yok...

11 Aralık'ta nihayet kendini “konsolosluk yetkilisi Güner” olarak tanıtan birisi Barkev'i değil oğlu Garo'nun Los Angeles'taki avukatlık ofisini aradı.

Oysa Barkev'in iletişim numaraları kendilerinde vardı.

Garo o sırada ofiste bulunmadığından sekretere bir not bırakmakla yetindi.

Barkev'in başvurusunun alındığını ancak kendisinin hangi tip vize istediğinin anlaşılmadığını belirtti.

Oysa Barkev 'Öteki' olarak işaretlediği seçenekte derdini ve ziyaret sebebini açıkça belirtmişti. 'Kısa süreli vize' idi. Bu görüşme sırasında hiçbir şekilde vize başvurusunun reddedildiğini söylemedi Güner.

Bu görüşmenin ardından 18 Aralık'ta konsoloslukla irtibata geçilmesine karşın hiçbir yazılı ya da sözlü cevap alınamadı.

Birçok acil kurye mesajlarının gönderilmesinden sonra Türkiye Konsolosluğu 22 Aralık akşamı bir email’le Barkev dayday'ın bir pasaport ile tekrar başvuru yapmasının gerekli olduğunu yazdı.

İstenen ziyaret 28 Aralık'taydı. Barkev Ghazarian ABD vatandaşıydı ancak pasaportu yoktu. Oysa pasaporta da gerek olmaması gerekiyordu. Kendi yerlisi olduğu ülkeye dönüyordu. Teknik olarak 1931'de Kaladuran'da doğmuştu...

Konsolosluk sitesinde pasaport ile başvurulması zorunluluğu da yazmıyordu.

7 gün içerisinde pasaport alınması ve vizeye başvurulması gibi bir ihtimal de yoktu.

Yani aslında vize verilmemek için elden gelen her türlü bürokratik engel çıkarılmıştı.

Barkev dayday (Erm. Amca) tüm bu süreçte kendini küçük düşürülmüş hisseti, aşağılanmıştı. O ilerleyen yaşına rağmen formu doldurmuş, onlarca kez mail atmış ve hastalığına yenik düşmeden önce Ballum'u (Barlum) son bir kez çocuklarına göstermek istiyordu. Böylelikle geleceği devam ettirecekti. Çocuklarına elle tutulur bir anı bırakacaktı.

Oğlu ile birlikte Türkiye devletine karşı ABD mahkemesinde yaşlı vatandaşların suistimal edilmesi, aşağılanması ve hakaret sebebiyle, hem ABD'nin kendi vatandaşının çıkarlarını ulusal hem de uluslararası alanda savunması için dava açtı.

California mahkemesi geçen yıl davayı kabul etti. Ghazarian ailesinin aile geleneklerini ve dini inançlarını yaşatabilmeleri için giriştikleri bu mücadelenin haklı olduğuna karar verdi.

Mahkeme, Türkiye makamlarının bu konuda uyarıldığını ve davadan haberdar edildiğine karar verdi.

Ancak Türkiye hiçbir şekilde davada varlık göstermemişti. Ne bir açıklama yolladı, ne de bir avukat.

Barkev Ghazarian'ın vize başvurusunu görmezden geldiği gibi bu davanın da bürokrasinin dehlizlerinde kaybolacağını düşünerek görmezden geldi.

Barkev dayday zaten rahatsızdı. Artık vize verilse bile hem bir Noel daha bekleyemeyecekti, hem de seyahati kaldıramayabilirdi.

Dolayısı ile Türkiye devleti amacına bu anlamda ulaşmıştı. 1931 Türkiye'sinde doğan bir Ermeni'nin geri dönüşünü engellemişti.

Barkev dayday iki hafta önce hayata gözlerini yumdu.

Şu anda iktidardakilerin birçoğundan daha fazla bu topraklara ait olan Osmanlı bir Ermeni ailenin çocuğu. Osmanlı, Suriye ve Lübnan topraklarında yaşadı ve ABD sınırlarında hayatını noktaladı.

Şimdi bayrağı Garo Ghazarian devr alıyor.

Dava sonuçlanmış değil.

Koca yürekli dev cesur dev adam Barkev Ghazarian'ın hikayesi bitmedi.

Ama sanırım size diasporalı Ermenilerin ruh halini ve bu mücadelenin neden bitmeyeceği ile ilgili somut bir anı bırakabildim.

Şimdi siz şu TC'nin yaptığına bir bakın ve gelin de hak vermeyin...