google’a “paralar nereye gitti” yazdığınızda karşınıza farklı dönemlerde yazılmış yazılar, haberler çıkıyor. kibarca ifade etmek gerekirse, türkiye’de, kamu kaynaklarının yönetiminin şeffaf olmaması üzerinde çok durulan bir mesele. bu kaynakları yönetenler bunu fitneyle açıklamayı tercih ediyor, tabiatıyla.

en son “paralar nereye gitti” yazı ve haberleri pandemi sebebiyle başlatılan “biz bize yeteriz türkiyem” kampanyasında toplanan bağışlarla ilgili. https://bizbizeyeteriz.gov.tr/ sitesinde yer alan verilere göre bugüne kadar 2.102.164.310 lira toplanmış! (siteye girdiğinizde fonda çalan kutsi’nin biz bize yeteriz parçasına umarım bizim cebimizden para harcanmamıştır.)

yalnız yiğidin hakkını verelim, paralarla ilgili topu aile, çalışma ve sosyal hizmetler bakanlığı’na atanlar haklı. çünkü bu fon, sosyal dayanışma ve yardımlaşma vakıfları’na aktarılmak üzere bu bakanlığa devredilmiş. vakıflar biliyorsunuz, sivil toplum kuruluşları. bakanlığın sitesinde türkiye çapında 1003 vakfın bulunduğu ifade ediliyor. aynı metinde, bu vakıfların gelirinin “sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik fonu’ndan aktarılan, işletme/iştiraklerden elde edilecek gelirlerden ve diğer gelirlerden” oluştuğu da açıklanıyor.

bu vesileyle stk’lar konusunda yazmak istiyorum.

“sivil toplum kuruluşu” teriminin “hükümet-dışı örgüt” olarak çevrilebilecek ngo’un karşılığı olarak türkçeye nasıl yerleştiğini bilmiyorum, uzun zaman hükümet-dışı örgüt’ü kullandım ama sonra ben de “stk”ya teslim oldum.

bu yazıda, daha açıklayıcı bulduğum “hükümet-dışı örgüt”e geri döneceğim. önce şunun altını çizeyim, her iki versiyon da son derece istismara açık. bu terimler altında işçi sendikaları ve işveren kurumlarının birleştirildiğine dahi şahit olduk, tek kelimeyle ayıp! oysa hükümet-dışı örgütler, birer hak arama aracı olarak, belli bir alanda yer alan tüm vatandaşları kapsama ve temsil etme niyetinde olan demokratik kitle örgütlerinden farklı. örneğin lambda’ya ya da kaos-gl’ye bütün lgbti+’ler üye olmayabilir ama bu örgütler lgbti+’lerin hakları, eşitliği, özgürlüğü için farklı biçimlerde çalışır. ya da erkek şiddetine maruz kalmış kadınların başvurabileceği bir danışma merkezi veya sığınmaevini işletmek için kitle örgütüne gerek yok, bu iş için hükümet-dışı örgüt modeli çok daha iyi sonuç verir.

erkek şiddetiyle mücadelenin farklı veçheleri var, cezasızlıkla mücadele ve yasalarda gereken değişiklikler kitlesel sokak eylemleriyle, yasama organına yönelik lobi faaliyetlerinin bir araya gelmesiyle sağlanabilir. kamuoyu bilincini etkileyecek faaliyetler arasında da kitlesel eylemler yer alıyor ama yayıncılıktan yazılamaya, mizahtan sinemaya kadar farklı alanlardaki çalışmalar da en az bunlar kadar önemli; duygu asena’nın kadının adı yok adlı romanının ne kadar etkili olduğunu hatırlayalım.

şiddet gören, şiddet tehdidi altındaki kadınlara ilk elden çare bulan sığınak vb. deneyimler, sosyal devlet döneminde ortaya çıktı ve avrupa’nın birçok yerinde belediyeler bünyesinde yer aldı. sosyal devlet çözünürken işlevlerinden bir kısmı ngo’lara devredildi ve kamu kaynakları tabii ki politik tercihler çerçevesinde bunlara aktarılır oldu. böylece, kamu kendi sağlaması gereken hizmetleri devretmiş oldu. bu fonların nasıl işlediği, fon almanın pek çok durumda nasıl faaliyetin önüne geçtiği, “proje mezarlığı” kavramı ve daha başka birçok veçhesi var işin. ama emperyalist kurumların parası, dünyanın her yerinde mücadele veren sendikalar, demokratik kitle örgütleri, hükümet-dışı örgütlerin hakkı olan kaynaklardır, bu fonların bir denetim ve yönlendirme aracına dönüştürülmemesi politik bilinçle ilgili bir mesele.

ngo’larla ilgili yazılacak, konuşulacak çok şey var, şimdilik burada kesip gongo’larla geçmek istiyorum. gongo, hükümet eliyle örgütlenen hükümet-dışı örgüt anlamına gelen government organized non-govenrmental organization’ın kısaltması. bazı hükümetler, hükümet-dışı örgütlerin etkisini kırmak, bu etkiden yararlanmak gibi çeşitli amaçlarla gongo’lar kuruyor, bazen de kimi hükümet-dışı örgütlerle çok yakın ilişkiler ve ortak faaliyetler içinde oluyor. türkiye’de bunun en iyi ve en tanınmış iki örneği insani yardım vakfı (ihh) ve kadın ve demokrasi derneği (kadem); ikisini de anlatmaya gerek yok. ancak şunu belirtmek isterim, ikisinin de hükümetin siyasetiyle çeliştiği anlar oldu, ihh mavi marmara davasında iktidarla karşı karşıya geldi, kadem’in bazı faaliyetleri iktidar yanlılarınca kıyasıya eleştirildi.

türkiye’de gongo’lar yeni değil. ben ilk kez 1995 yılında rast geldim. o yıl beijing’de düzenlenen birleşmiş milletler kadın konferansı’na paralel olarak toplanan ngo forumu’na, türkiye’den adı sanı hiç duyulmamış birkaç “ngo”nun temsilcileri katılmıştı. katılımcıların amacı, hem orada türkiye’den giden kimin ne dediğini takip etmek hem de türkiye’ye yönelik eleştirilere “cevap vermek”ti; birkaç toplantıda bu kadınlara rastladım, özetle “kürt sorunu diye bir şey yok” dediler, itiraz eden türkiyelilerin adlarını not ettiler.

ama gongo’lar sadece bu amaçla kurulmaz, sadece hükümet-dışı kurumlara verilen çeşitli fonları alabilmek de önemli bir sebep olabilir.   

bugün, sokakta mikrofon tutulan bazı insanların pahalılıktan şikâyet edip oylarını iktidara vereceklerini söylemelerinin sırlarından biri bu gongo’lar olabilir diye düşünüyorum. bu vakıflara aktarılmak üzere toplanan devasa meblağ yardım ve dayanışmaya dönüşürken pekala siyasi kriterlerle hareket edilmiş olabilir.

ama bu olmasa bile, devletin vatandaşından topladığı parayla vatandaşlarına yapacağı yardımın bizzat devlet kurumları üzerinden ve, örneğin belli gelirin altındakiler, işsizler vb. somut kriterlerle yapılması daha mantıklı değil mi? diyebilirsiniz ki, bu vakıflar da bu kriterlilerle hareket edebilir ama bu kadar çok vakıf binasına, personele, bürokrasiye neden gerek olsun? 

cevaplarını merak ettiğimiz bu soruları maalesef gazeteciler muhataplarına soramıyor. ama nereye gittiği belli olmayan her paranın lükse harcandığını düşünmek çok naif geliyor bana…