15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın talimatıyla “şehit olan vatandaşların ailelerine ve yaralı vatandaşlara destek” amacıyla 15 Temmuz Dayanışma Kampanyası başlatılmıştı.

Kampanya sürecinde 309 milyon lira civarında yardım toplandı. Ama o para bir türlü “şehit yakınları ve gaziler”e verilmiyordu.

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, paranın izini sürdü. Defalarca “ne oldu bu paralar” diye sordu. Nihayet, 2019‘da Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, paranın “15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için kurulan vakıfta” olduğunu söyledi, vakfın adresini de verdi. Murat Emir, bazı CHP’li milletvekilleriyle birlikte o adrese gitti. Ama o adreste öyle bir vakıf yoktu. Haliyle para da ortada yoktu. Zaten vakfın telefonu bile yoktu…

Yani söz konusu vakıf “kâğıt” üzerindeydi sadece. İşte o vakfın mütevelli heyeti Aralık 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından belirlendi. Kimler mi vardı? 15 Temmuz mağduru iki isim vardı sadece heyette. Diğerleri, her zamanki gibi ‘sen, ben, bizim oğlan‘ kontenjanındandı: 

“Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, eski AKP milletvekili ve eski İlim Yayma Cemiyeti Genel Müdürü İsrafil Kışla, ATV Genel Müdürü Metin Ergen, Kanal D Genel Müdürü Murat Saygı, Vakıf Katılım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran, Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Berkan Aydın.”

Paralar toplandıktan iki yıl sonra vakıf kuruluş işlemleri tamamlanmıştı. Ama para hâlâ ortada yoktu. Üstelik kaç para olduğu da belirsizdi…

Nihayet Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 2019 Aralığında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “paralar nereye gitti” sorusuna yanıt verdi:

“Yardım toplama döneminde intikal eden bağış miktarı, Ziraat Bankası’nda nemalandırılmak suretiyle toplam 338 milyon 971 bin 731 tl olarak 2 Ocak 2019 tarihi itibarıyla tek Hazine Kurumlar hesabına aktarılmıştır.”

Yani para faizde bile değil Hazine’de duruyormuş! 

O sırada aradan üç buçuk yıl geçmişti ve Oktay’ın dediğine göre paranın nasıl değerlendirileceğine Vakfın mütevelli heyeti karar verecekti!

CHP’li Engin Özkoç, o zaman “Şehit ailelerine ait bu paranın tamamı eğer bir şehit ailesine ait olsaydı şu anda 495 milyon lira olurdu” diyordu.

Bugün aradan dört yıl geçti. Tam dört yıldır bu paranın kendilerine verilmesini bekleyen ve isteyen Gaziler ve şehit yakınları bir süredir Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı önünde eylem ve basın açıklaması yapıyordu. Ancak, bu eylemleri sonuç vermemiş olacak ki önceki akşam AKP Genel Merkezi’nin önüne gittiler. Erdoğan, genel merkezden ayrılırken seslerini ona duyurmak istiyorlardı. Ne de olsa 15 Temmuz sonrası Erdoğan tarafından hemen her ortamda el üstünde tutulmuş, neredeyse kutsallaştırılan övgülere maruz kalmışlardı.

Ama hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaştılar; polis şiddeti.

Öyle ki iki kişi yaralandı ve ambulanslarla hastaneye kaldırıldı, birçok kişinin gözaltına alındığı söylendi.

Şaşkındılar haliyle. Böyle bir şiddet beklemiyorlardı. Görüntüler sosyal medyaya düşmeye başlamıştı. Gazilerden birisi bağırıyordu:

“Her tarafım delik deşik, platinlerle yaşıyorum.” 

Bir başkası “Sizin canınız kıymetli bizim değil mi, biz insan değil miyiz?” diyordu AKP genel merkez binasına doğru. Bir başkası genel merkez binası için “FETÖ’nün merkezi” diyordu.

Yaşanan şiddeti kameraya alan birisi ise “Hakkaniyetli olmak lazım 15 Temmuz gecesi demek ki bu gazilerimiz boşuna canlarını ortaya koymuşlar. Demek ki iktidar… neyse dilim varmıyor. Allahından bulsunlar inşallah” diyordu.

Yaralı arkadaşının başında bekleyen başka birisi oldukça kızgındı:

“Görün işte bakın AK Parti’nin, külliyenin yaptığına bakın, gazimize vurdular. Benimle birlikte tankın üzerinde olan, vatan, bayrak, ezan için önüne giden gazimizi vurdular. AK Parti vatan hainisiniz. Vatan hainleri burada, Pensilvanya’da aramayın. Burası vatan haininin kuyusu…”

Saatler gece yarısıydı. Olay yankı uyandırmıştı. Birden devreye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu girdi. Şehit yakınları ve gazilerden oluşan bir heyeti bakanlığına davet etti. Tam bir buçuk saat görüştü.

Görüşmenin ardından gaziler ve şehit yakınları yumuşadı!

Heyette yer alan Ahmet Önder, Soylu ile görüşmelerini şöyle anlatıyordu:

“Meselenin para değil, 3713 sayılı kanuna (vazife malullüğü aylığı bağlanmasını da düzenliyor) tabi olmak olduğunu söyledik. Cuma gününe kadar Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanıyla ve Cumhurbaşkanı’yla görüşecek, akabinde bize dönüş yapacak. İş tamamen Aile Bakanı ve Cumhurbaşkanı’na bağlı. Onay aldığı takdirde önümüzdeki hafta kabine toplantısında tasarıyı sunacak. Sürecin takipçisi olacağını ve bizim sözcümüz olacağını söyledi. ‘Bu can bu bedende olduğu sürece ben sizin yanınızdayım’ dedi.”

Mesele tabii ki paraydı. O nedenle Soylu bir anda devreye girmişti. Yoksa biz bugüne kadar hangi hak arayıcısı için gece yarısı bakanın harekete geçtiğine şahit olduk.

Üstelik karşılarındaki “şehit ve gaziler”di. “Paralarını vermedik, üstüne bir de dövdük” diyemeyecekleri için ortalığı yatıştırmaya çalıştılar. 

“Şehit yakınları ve gaziler” susmaları karşılığında istedikleri ‘hakları‘ alacaklarını söylediler. Onlar da sustular.

Ardından Emniyet Genel Müdürlüğü bir açıklama yaptı ve çok sayıdaki görüntüye rağmen “Görevlilerimiz tarafından gruba yönelik herhangi bir fiziki müdahalede bulunulmadığı gibi gözaltı işlemi de yapılmamıştır” dedi.

Bir sonraki adım olarak “söz konusu paylaşımları yapanlar hakkında adli işlem yapılacaktır” açıklamasının gelmesi kaçınılmaz.

Neyse, dediğim gibi mesele tabii ki para.

Üstelik sadece bu para da değil. Kılıçdaroğlu’nun dün anımsattığı gibi “Beşiktaş saldırısında ölen 39’u polis 8’i sivil insan için açılan kampanyada toplanan paralar da” ortada yok.

2004-2019 arası toplanan 65 milyar lira (34 milyar dolar) deprem vergisinin nereye gittiğini de bilmiyoruz. 

Sadece bunlar da değil. Daha yeni Coronavirus nedeniyle başlatılan “Biz bize yeteriz Türkiyem” kampanyasında toplanan yaklaşık 2 milyar lira?

Nerede bu paralar?

Biz soruyoruz “vatan hainliğiyle” suçlanıyoruz. Şehit yakınları ve gaziler soruyor dayak yiyor…

Saray iktidarı için tehlike çanları toplumun dört bir yanından çalmaya başladı. Alacaklılar artık AKP’nin kapısına dayanmaya başladı. Aman Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bekası tehlikeye girmesin!