24 Haziran seçimlerine doğru Muharrem İnce çok büyük bir rüzgâr estirmiş ve büyük bir umut olmuştu.

Ancak her şey 24 Haziran akşamı sandıklar açılmaya başladığı anda bitmişti.

CHP'nin sandık sonuçlarını duyurmak için diğer muhalefet partileriyle anlaşarak kurduğu Adil Seçim Platformu çökmüş, AA her zamanki manipülasyonuyla Erdoğan'ı yüzde 59 olarak açıklamaya başlamıştı.

Saat 20.00'den itibaren başta İstanbul ve Ankara olmak üzere pek çok ilde silah sesleri ortalığı yıkıyordu. Genç, yaşlı kadınlı erkekli gruplar sokak ortalarında “kutlama“ yapıyordu ya da korku salıyordu mu demeliyim?

O gece henüz oy sayımı bitmemişken, kimi yerlerde oylar seçim kurullarına bile ulaşmamışken Erdoğan saat 22:33 sularında Tarabya'daki Huber Köşkü'nde basın toplantısı düzenleyerek "zaferini" ilan etmişti. Oysa daha birkaç dakika önce CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, seçimlerin ikinci tura kalacağını söylemişti.

Muharrem İnce ise saat 00:47'de İsmail Küçükkaya'ya attığı mesajla "adam kazandı" diyerek havlu atmıştı.

Ertesi gün basının karşısına çıkan İnce, seçimlerin adaletsiz olduğunu söylüyordu:

"Bu seçim ilan edilme biçiminden sonuçlarının açıklanmasına kadar her şeyiyle adaletsiz bir seçim olmuştur. Her şeyden önce seçime kan bulaşmıştır. Suruç'ta ve Erzurum'da yaşananlar bu seçime kan bulaştırmıştır.

Seçim sonuçlarına dönük elbette açıklanmaya dönük noktalar var. Bu seçimler hayır blokunun 16 Nisan'da alınan oyun gerisinde bir oy alması açıklanmaya muhtaçtır."

Buna rağmen sonuçları kabullendiğini söylüyordu:

"Fakat şu da bir gerçek, oy çalmışlar mıdır? Evet çalmışlardır. Doğrudur, 10 milyon çalmışlar mıdır? Hayır. Seçimin sonucunu da kabul ediyorum. Arada 10 milyon fark var."

Resmi sonuçlara göre Erdoğan 24 Haziran’da 26 milyon 330 bin 823 oy almıştı (yüzde 52.59), İnce ise 15 milyon 340 bin 321 (yüzde 30.64).

İki yıl önce 10 milyon farktan söz eden İnce’nin önceki gün düzenlediği basın açıklamasındaki CHP Genel Merkezi’ne yönelik suçlamaları arasında yer alan şu sözleri bu açıdan çok dikkat çekiciydi:

"Seçim gecesi bilgi vermiyorlar. İkinci tura kaldı mı, kalmadı mı bilmiyorum. Sabah 'bütün tutanakları aldınız mı?' diye sordum. 180 bin tutanağı. YSK'ye yazı yazdım. CHP kaç sandıkta gözlemci vermemiş. 13 bin sandıkta CHP'nin gözlemcisi yok. 4 milyon oy yapar bu. 4 milyon oyu sokağa bırakmışlar. Erdoğan kaç oy az alsaydı ikinci tura kalacaktı. 1 milyon 300 bin oy. Gece yarısı Genel Başkan yardımcıları 'seçim ikinci tura kaldı' dediler. Nereden biliyorsun? Elinde belge yok. Benden yalan söyleyip milletin karşısına çıkmamı istiyorlar.“

Bugün Kılıçdaroğlu’na çok sert eleştiriler getiren, örgütlere para gönderilmediğini bile söyleyen İnce yine o günlerde tam tersini söylüyordu:

“Sayın Genel Başkanla ilgili en ufak bir şikâyetim yok. Aradı beni sordu. Çok ciddi emek harcadılar, ter döktüler. Örgüt çok çalıştı, bir iki can sıkıcı olay oldu. Yeterince maddi destek aldım. Bağışların hepsi harcandı.“

Siyasette güven önemlidir. Muharrem İnce iki yıl önce söyledikleriyle bugün söyledikleri arasındaki çelişkileri açıklamadan o güveni yeniden kazanamaz.

Kazanamayacağı gibi “bölen“ suçlamalarına da maruz kalmaktan kurtulamaz.

Aslında İnce, yeniden Cumhurbaşkanı adayı olacağını da iki yıl önce söylemişti. Ama köprülerin altından çok sular aktı. Bugün CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkan iki isim var; Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş.

İnce basın açıklamasında soru almadı ama yanıtlaması gereken çok soru var:

Bugün söyledikleri doğruysa iki yıl önce neden bunları dile getirmedi? Yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmayı beklediği için mi sustu?

“Kazanmamam için ellerinden geleni yaptılar“ dediği partinin kendisini bir daha aday göstermesini nasıl bekledi?

Şimdi aday gösterilmeyeceği belli olmaya başlayınca mı konuşmaya karar verdi?