Siyasetçiye, gazetecilere peş peşe saldırılar olmuş. Cumhur İttifakı’nın büyük ortağından doğru dürüst bir açıklama, kınama duymadık henüz. Hayır, alışkınız ya muhaliflere yönelik gümbür gümbür bağırışlarına, tehditlerine, hakaretlerine…

Küçük ortak ise yangına benzin dökmeye devam etmekle meşgul. Bahçeli bir yandan başka gazetecileri hedef göstermeyi sürdürürken milliyetçi cepheyi MHP etrafında konsolide etmeye yönelik sözler sarf ediyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Selçuk Özdağ’a yönelik saldırı sonrası önceki gün Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu ziyaret etti. Ardından iki lider kameraların önüne geçti. Kılıçdaroğlu, “tansiyon yükselir mi?“ sorusu üzerine şunları söyledi:

“Her şeyi yapabilirler, altını özenle çiziyorum her şeyi yapabilirler. İktidardan gitmemek için göze alamayacakları hiçbir şey yoktur.”

Evet, her şeyi yapıyorlar, her şeyi yapacaklar.

16 Ocak günü yayınlanan yazımda şöyle demiştim:

“AKP-MHP iktidarı muhalefete yönelik başlattığı topyekûn bir ‘terör operasyonu’nu daha da ileri götürecek. Ve bu sırada kendisini ‘yalnız’ hissetmemesi için yanına içinden çıktığı Milli Görüşü de almak istiyor.

MHP ve Milli Görüş ile birlikte toplumda bir ‘muhafazakâr milliyetçi’ bloğu ile ‘terörist kafirler‘ kutuplaşması yaratmak istiyor.

Planı tutar mı? Saadet bu oyuna gelir mi?”

Bu sorunun yanıtı için Erdoğan’ın Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ü neden ziyaret ettiğini irdelemekte yarar var. Bunun için de Saadet’te neler oluyor, ona bakmak lazım.

Çok değil birkaç ay önceye gidelim. 29 Kasım 2020’de Saadet Partisi’nin İstanbul İl Kongresi yapılacaktı. Kongreden 23 gün önce Genel Başkan Temel Karamollaoğlu’nun talimatıyla İstanbul İl Başkanı Abdullah Sevim görevinden alındı.

7 Kasım’da partinin resmi hesabından bu görevden alma duyuruldu. Sevim’in yerine atanan isim dikkat çekiciydi. Saadet Partisi Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ömer Faruk Yazıcı. Hani şu Saadet’in büyük ilgi gören videolarının, tanıtımlarının arkasındaki isim.

Peki, ne oldu? Yazıcı tam 19 gün İstanbul İl Başkanlığı’na gidemedi.

Sevim, aynı gün görevden alınmasına tepki göstermişti. Bu normal bir şey tabii ki. Ancak, Sevim koltuğu bırakmayacağını açıklamıştı. Hem de arkasına Oğuzhan Asiltürk’ü alarak.

“Bu akşam yaşanan oldu-bitti üzücü ve düşündürücüdür. YİK Başkanımızın kararı doğrultusunda görevime devam edeceğimi, 29 Kasım’daki kongrede yeniden İstanbul İl Başkan Adayı olduğumu tüm kardeşlerime ilan ediyorum“ dedi.

Bu süreçte Asiltürk’ün kendisini ziyaretini ve birlikte Cuma namazı fotoğraflarını da sosyal medya hesabından paylaşmayı ihmal etmedi.

Taa ki 26 Kasım’a kadar. 26 Kasım’da Corona’ya yakalandı Sevim. Ve “evinde istirahat edeceğini“ söyledi. İşte o gün Yazıcı, il başkanlığı binasına gitti ve koltuğa oturabildi.

Başka bir partide yaşansaydı bunlar ne olurdu tahmin etmek zor değil. Ancak Saadet Partisi, iç meselelerini dışarıya yansıtmadığı, gazetecilerin birçoğu da Saadet’e bakmadığı için pek yazılıp çizilmedi tabii.

Şimdi bütün bunlardan sonra Saadet çevrelerinde konuşulanlara gelelim.

İstanbul bu çatışmanın yaşandığı ilk il değildi, Zonguldak’ta da benzer bir olay yaşanmıştı. Asiltürk’ün istediği isim ile Karamollaoğlu’nun istediği isim vardı. Ancak parti geleneğinde hiçbir kongreye iki adaylı listeyle gidilmiyordu. Zonguldak’ta sorun büyümeden çözüldü.

Ancak, İstanbul henüz çözülmedi. Kongre Corona nedeniyle ertelendi. Sorun soğumaya bırakıldı.

Bu iş burada biter mi?

Bitmeyecek gibi görünüyor.

Karamollaoğlu, partiyi gençleştirmek istiyor. Sadece genel merkez yönetimini değil, il ve ilçe yönetimlerini de genç ve parlak isimlerden oluşturmak istiyor. Adım adım bunu uyguluyor da. Ama Asiltürk ve ekibi ise buna karşı çıkıyor.

Yani partide ikinci bir “yenilikçi“, “gelenekçi“ çatışması çoktan başlamış durumda.

Karamollaoğlu’nun ikinci kez genel başkan seçildiği kurultayında da liste tartışması olarak ortaya çıkan kavganın geçmişini 2017 referandumuna bağlayanları da unutmayalım.

Saadet Partisi prensip olarak başkanlık sistemine karşı değil. 1970’li yıllarda ilk gündeme getiren de Milli Görüş’tü. 90’larda konu gündeme geldiğinde de olumlu yaklaşmışlardı.

Ancak Erdoğan’ın getirmek istediği başkanlık sistemine tek adama büyük bir güç ve dokunulmazlık vereceği için başta Karamollaoğlu olmak üzere parti içinde bir kesim karşı çıkmıştı. Karamollaoğlu, “Biz dokunulmaz bir başkanlık sisteminden yana olamayız” diyordu. Meclisin güçlendirilmesi gerektiğini, başkanı denetlemesi gerektiğini söylüyordu.

O dönemde parti içinde büyük tartışmaların yaşandığını anımsatanlar Asiltürk’ün ise referandumda “Evet“ demekten yana olduğunu söylüyor.

Sonuçta anımsayacağınız gibi Saadet, referandumda “Hayır“ dedi. Ancak hiçbir propaganda yapmayacağını açıkladı.

Hayır bloğunda yer alan partiler nedeniyle (özellikle CHP ve HDP) tabanına yönelik çekinceleri vardı. Onlarla bir ittifak içindeymiş gibi görünmek istemedi.

İşte bugün partide yaşanan ikinci yenilikçi-gelenekçi kavgasının ilk kıvılcımları o zaman atılmıştı.

Erdoğan’ın gömleğini çıkardığını söylediği Milli Görüş’ün önde gelen isimlerinden Oğuzhan Asiltürk’ü ziyaretini bütün bunlarla okumak lazım.

CHP ile ittifaktan da rahatsız olan Asiltürk, Karamollaoğlu’nun gitmesini istiyor. Erdoğan da bunu biliyor. Eğer Karamollaoğlu giderse Milli Görüş’ü yanına çekebileceği bir ortam yaratma hesapları yapıyor.

Ancak bu süreçte Saadet tabanında yaşanan değişimi çok da iyi okuyamıyor Erdoğan.

Onu da Karamollaoğlu’nun gençleştirmeye çalıştığı partideki bir “genç“ten dinleyelim:

“Asiltürk ve ekibi Karamollaoğlu’nu değiştirmek istiyor ama çok da bir şey yapamıyorlar. Çünkü taban Karamollaoğlu’nu çok seviyor. Eskiden Asiltürk’e biat edenler bile Karamollaoğlu’na bağlandı.

Saadet Partisi Karamollaoğlu ile ikinci baharını yaşıyor, ilk baharı Erbakan ile yaşamıştı. Kamalak döneminde Saadet çok düşmüştü. Ancak Karamollaoğlu, söylemleriyle politikalarıyla teşkilatı ayağa kaldırdı, heyecanlandırdı.”

“Bir başka yanılgı ise Saadet tabanının ikinci tercihinin Ak Parti olduğu yönündeki yargı” diyor “genç”:

“Saadet seçmeni Ak Parti‘ye daha yakın gösteriliyor ama İstanbul seçimlerinde kendi adayı olmasına rağmen İmamoğlu’na oy veren insanlar oldu. Karamollaoğlu’nun başkanlığıyla birlikte yavaş yavaş seçmen de AKP’ye olan duygusunu kaybetti. CHP kazanmasın da Ak Parti kazansın duygusunu kaybetti. Elbette biz CHP ile ittifak yapmayalım diyenler var ama onların büyük bölümü de AKP ile de yapmayalım diyor.”

Erdoğan’ın Asiltürk’ü ziyaretinin ardından söylediği sözleri yeniden anımsayalım:

"Sayın Asiltürk benim bir büyüğümdür. Benim ziyaretim hem bir nezaket ziyareti hem de bu ittifak meselesinde yani bir seçim ittifakı mı olur veya geleceğe yönelik biz bir terörle mücadele verirken her türlü desteğin bizim yanımızda olması lazım. Yalnızlığı hissetmememiz lazım."

Evet, Saray’daki hesap açık. Erdoğan, çıkardığı gömleği bugün muhalefete yönelik başlattığı “terör operasyonu”nda yanında görmek istiyor.

Böylece toplumda yaratmak istediği “muhafazakâr milliyetçi” bloğu ile “terörist kâfirler” kutuplaşmasında eli güçlenecek diye hesaplıyor.

Hadi yine “genç”in sözleriyle bitirelim yazımızı:

“Evet, partide ikinci bir yenilikçi-gelenekçi kavgası var diyebiliriz. Üstelik bu kez yenilikçilerin başkanı yaşlı. Ancak bu kez kimse partiden ayrılmıyor.”

Yani Erdoğan’ın planının tutup tutmayacağını parti içindeki bu kavga netleştirecek. Şu an için Karamollaoğlu’nun eli güçlü görünüyor.

Son bir kulisle de bitirelim. Bir ay içinde bir Erdoğan-Karamollaoğlu görüşmesi olursa şaşırmayın.