Corona virüsünü yazayım o zaman, haftanın gündeminde beni en az bunaltan şey o yine de. Minicik Corona, tüm dünyaya diz çöktürüyor, insanlığın aptallığını, dev devletlerin zayıflığını, korkaklığımızı, bencilliğimizi ifşa ede ede dünyayı tavaf ediyor.

Çin yeni virüsü resmi olarak ilk vakalardan en az 2 hafta sonra kabul etti. O arada ne olduğu net değil. Çin gibi halkın devletten habersiz öksüremediği bir yerde bu uzun, çok uzun bir süre. Zeynep Tüfekçi bunu Çin‘in son yıllarda iyice otoriterleşmiş olmasına ve otoriterizmin körlüğüne bağlıyor şahane bir yazısında. Yerel yönetimler merkezden o kadar korkuyor ki, vakaları huzur kaçmasın diye raporlamamış olabilirler. Çünkü Çin aslında bu tip salgınlara çok hızlı ve kapsamlı tepki veren bir devlete sahip. Ancak muhtemelen merkezi hükümetin ilk başlarda salgından haberi olmamış. Her şeyden haberleri olsun diye o kadar sıkı bir sistem kurup insanları o kadar susturmuşlar, kötü şeylerin üstünü örtmeye itmişler ki, en önemli haberi kaçırmışlar, cesur doktorlar insanları uyarmaya başlayıp, huzuru kaçırana dek. Ah o huzur kaçıran saydamlık, her şeyin görünür, konuşulur olması, ah o hesap soranlar, bağıranlar, işte onlar olmayınca felaket ne kadar rahat ilerlemiş.

Ama orada bitmiyor ki aptallığımız. Almanya‘da, Amerika‘da insanlar tuvalet kâğıdı ve makarna alıyor Corona salgınına hazırlık olarak. Maske bulmak zor. Hijyenik el jelleri tükendi, bulunmuyor. Bu bana çok yabancı gelmiyor. Amerika‘da ne zaman tornado, kasırga olacak olsa, marketler sanki kıyamet geliyormuşcasına boşalır. Avrupa ve Amerika‘da işe gitmeyip evden çalışanlar, seyahat etmeyenler, iptal edilen toplantılar, neler neler... Oysa uzmanlar ne diyor en iyi hazırlık olarak? Elinizi sık sık ve çok iyi yıkayın. 

Son günlerde salgının hızlanması sonunda seyahati azaltıp, toplantılardan mümkün olduğunca uzak durmak artık makul tedbirler oldu, bu konuda hükümetler çekince gösterse de, Avrupa ve Amerika'da pek çok özel kurum bu hafta daha sıkı tedbirler almaya başladı ve evden çalışmaya ve online derslere geçiş yapıyorlar, kongrelerin bir kısmı iptal ediliyor.

Fazla basit. Bu kadar basit bir şey gerçek bir çözüm olamaz. Ama işte iyi el yıkama hastalığın bulaşma ihtimalini yaklaşık beş kat azaltıyormuş. O kadar da iyi bir çözüm. Evet, dünyanın bütün teknolojilerinden ve maskelerinden iyi bir çözüm. İnsan aklı bunu kabul edemiyor. Elinizi yıkayın, yüzünüze dokunmayın, elinizdeki mikroplar burnunuza ve ağzınıza girer, insan böyle hasta olur, diyorlar. Gerçi bunu yıllardır her türlü soğuk algınlığı için diyorlardı. Bu bahaneyle oğlumu uzun uzun el yıkamaya ikna ediyorum nihayet. Okulda da sürekli uyarılıyor. Parmak araları, tırnak içleri, iyice ovalım, sabunu köpürtelim! Hasta insanları öpmemeye çalışırım, hastayken de kimseyi öpmem. Bazen bozulur insanlar. Neden bozulurlar bilmiyorum ama artık kimse bozulmuyor.

Almanya‘da Corona hastası birisiyle temasınız olduğu anlaşılırsa, test ediliyorsunuz. Test pozitif çıkarsa karantinaya alınıyorsunuz ama negatif çıkarsa da sizin kendinizi 2 hafta karantinaya almanızı rica ediyorlar. Makul miktarda yiyecek stoklamak bu nedenle mantıklı. Eviniz ya da sokağınız bu nedenle karantinaya alınırsa, 2 hafta kadar yetecek yiyecek olsun diyorlar. Kuru gıdalar, konserveler, içecek su, vs. Tuvalet kâğıdı nereden çıktı, bilmiyorum. Kıyamet filmlerinde tuvalet kâğıdı stoku detayı atlanmamalı bundan sonra, diye yazmış bir Amerikalı Twitter‘da. Dünyanın sonu gelirken belli ki insanların derdi tuvalet kâğıdı olacak. En azından Batı‘da. Ama bunlar tatlı salaklıklar. Daha büyük aptallıklar var anlatmam gereken.

Tayvan Corona karşısında ilk ve en kapsamlı tedbirleri alan ülke olmuş. Çin‘le dip dibe olmasına, nüfusunun yoğunluğuna ve toplu taşıma kullanımının yaygınlığına rağmen, salgını çok erken durdurmuşlar. Tek bir ölüm var. Nasıl mı? Devlet tedbir almış. Ah o tedbir alan devlet, aradığım, özlediğim, temel görevinin ne olduğunu bilen devlet. Her ülkeye lazım. Nasıl mı tedbir almışlar? SARS salgını sırasında salgın hastalıklara karşı bir merkez kurup, belirli protokoller oluşturmuşlar ve bu salgında da o protokolleri uygulamışlar. İlk adım gerçekten şaşırtıcı. Çinlilerden yeni bir hastalığın söylentisi yayılmaya başlamış. Aralık ayında, henüz Çin devleti yeni virüsün insandan insana bulaştığından bahsetmezken, Tayvan devleti durumu ciddiye almış ve hemen Wuhan bölgesinden gelen uçaklara sağlık ekipleri göndermiş. Herkesi tarayıp, soğuk algınlığı/grip belirtisi gösterenleri test etmişler. İyi de nasıl? Henüz hastalık ne tam bilinmiyor, dolayısıyla testi de yok. O zaman bilimsel yöntemi izlemişler. Eleme… Bilinen solunum yolları virüslerini test etmişler. Eğer bunlardan birisi çıkarsa, sorun yok, klasik hastalıklar. Ama testlerde bilinen hastalıklar çıkmazsa, yolcuları karantinaya almışlar ne olur ne olmaz diyerek. Daha sonra ise Wuhan’dan gelen herkesi karantinaya almaya başlamışlar.

Halkı bilgilendirmeye erken başlamışlar. Şeffaflık önemli diyorlar. Şeffaflık! Kimin aklına gelebilirdi? Önemliymiş. Maske satışlarını kısıtlamışlar. Ha bakın, burası çok önemli. Almanya‘da eczanelerde “maske bulunur” ilanları asıldı hemen salgın çıkınca. Halk da aldı maskeleri. Halbuki maskelerin gündelik hayatta kullanılmasının salgını önleyici özelliği yok diyor uzmanlar. Önemli olan sağlık personelinin ve ihtiyacı olan hastaların kullanması. Kapitalizmin çöktüğü anlardan birisi daha. Bireysel olarak çok akıllıca bir iş yaptığımızı sanıyoruz ama bunu herkes yapınca ortaya kolektif bir aptallık çıkıyor. İşte devlet ve kurumlar bu kolektif aptallıkları önlemek için var. Tayvan maskelerin yurtiçi satışını kısıtlayıp, yurtdışına satışını yasaklamış ki, hastanelerde yeterince maske olsun. Halk bilinçlendirilmiş, bilgi akışı sağlanmış. Kimin aklına gelirdi? Ama bildiklerini Birleşmiş Milletler ile paylaşmak istediklerinde mümkün olmamış. Neden? Çünkü Tayvan, Çin kendisini tanımadığı ve üyeliğini engellediği için BM üyesi değil. Milletlerin birleşmiş aptallığı...

Çin salgının geç farkına varmış ama varır varmaz da çok kapsamlı tedbirler almış. Şimdi ise bir sürü Corona ekibi çalışıyor. Hasta olan birisini tespit edince, temas ettiği herkesi öğrenip, hepsini ziyaret ederek takibe alıyorlar. Mesela bir hasta 2000 kişinden fazla insanla temas etmiş. (çok mu sosyaldi, metro çalışanı mıydı bilmiyorum) Hepsini bulup takibe almışlar. Virüsü hemen çalışmaya, nasıl yayıldığını anlamaya çalışmışlar. Birinci bulgu virüsün etkisinin yaşla artması. 0-9 yaş arasında ölüme henüz yol açmamış. Gençler için de tehlike az. Ama ne kadar yaşlıysanız, tehlike o kadar artıyor. 70 yaş üstü ciddi tehlike altında. Hele 80 üstünde çok kötü oranlar. Gençler ve orta yaşlılar arasında ise bağışıklık sistemi kronik hastalıklar nedeniyle zayıf olanlar en yüksek riske sahip. Corona‘dan ölüm riskini en çok arttıran hastalıklar kalp ve damar hastalıkları ile yüksek kan şekeri mesela, bunu yüksek tansiyon ve kronik solunum yolları hastalıkları ile kanser izliyor. Kadınlar ve erkekler eşit oranda hastalığa yakalansa da erkeklerde ölüm riski 2 kat. Corona‘nın belirtileri gribe çok benziyor. Belirtileri en sık görülenden en az görülene, sırayla: ateş, kuru öksürük, yorgunluk, balgamlı öksürük, nefes darlığı, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrısı, titreme gelmesi. Daha nadir olarak kusma, burun tıkanıklığı ve ishal. Burun akıntısı görülmüyormuş.

Kimi insanlar o kadar hafif geçiriyor ki, hasta olduklarının bile farkına varmıyorlar diye tahmin ediyorlar. Bu nedenle son yıllardaki salgınlardan farklı. SARS, MERS, kuş gribi gibi hastalıklarda herkes ağır hastalanıyor ve yatmak zorunda kalıyormuş. Bu salgını bir noktada yavaşlatıp durdurmayı kolaylaştırmış. Oysa Corona‘dan bazı gruplar patır patır ölürken, bazı insanlar hafif bir öksürükle (hatta belki belirti bile göstermeden) işe, okula gidip, normal hayatlarına devam ediyorlar ve hastalığı herkese saçıyorlar. Bunlara süper bulaştırıcılar deniyor. Hastalığı teşhis edilenlerde ise hafif atlatanlar 2 hafta, ağır atlatanlar 3- 6 haftada atlatabiliyor. Ve bu atlatma sürecinde hastaların yüzde 5‘inin hastanede yatıp oksijene bağlanması gerekiyor. Yüzde 15‘inin ise yoğun oksijenli ortamda olması gerekiyor. Yani bu insanların uzun süre hastanede yatması lazım. Sorun şu ki, büyük bir salgın olursa, dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar yataklı hastane kapasitesi yok. O nedenle amaç salgını yavaşlatmak, zamana yaymak. Özellikle grip (influenza) sezonunu atlatmak çünkü grip de hastanelerin kapasitelerinin dolmasına yol açan bir hastalık. Yazın hava ısınınca diğer solunum yolu salgınları gibi bu salgının da yavaşlayacağını umuyorlar. En azından Kuzey yarımkürede.

Bu virüs yüksek oranda zatürreye yol açıyor. Tehlikesi bu. Henüz bir ilacı ya da aşısı geliştirilmiş değil. Normalde aşıların geliştirilmesi en az birkaç yıl alıyor ama yoğun bir çabayla süre bir-bir buçuk yıla düşürülebilir diye umuluyor. Okuduğum uzmanlar bir senenin çok iyimser bir tahmin olduğunu, tarihte hiçbir aşının bu kadar hızla üretilmediğini söylüyor. Laboratuvarda bir aşı üretmek değil mesele. Testleri yapılmalı, etkisi ve güvenliği garantilenmeli. Bu testler yapılmadan aşılar piyasaya sürülmez, milyarlarca insana aşı yapılmaz, bu da zaman alır. Ve bu işin özel şirketlere bırakılmayacak denli olduğunu vurgulayan da çok var. Mesela başka bir Corona virüsü çeşidi olan SARS için de aşı çalışmalarına başlanmış ama salgın bitince, kârsız olduğu için yarım bırakılmış. Oysa, kamu bunu finanse etse ve bir SARS aşısı geliştirilse, araştırmalar devam etseydi, Covid-19 aşısı geliştirmemiz de kolaylaşacak, süre kısalacaktı, şimdi her şeye sıfırdan başlamamız lazım. Bu genel olarak tüm aşı çalışmaları için geçerli. Kamu sağlığı özel sektörün eline bırakılamayacak kadar değerli.

Kapitalizm bizi öldürürse şaşırmayalım çünkü burada bitmiyor mesele. Amerika‘da her belirti gösterene test yapamıyorlar çünkü bir testin maliyeti 3 bin 500 dolar. (Çünkü kapitalizm.) Yani sigortası olmayanlar test olamıyor. Bir haberde, sigortasız birine test yaptıkları ve hasta çıkmadığı halde parayı hastadan istedikleri duyuldu. Siz bu durumda test yaptırır mıydınız? Amerika‘da 27 milyon sigortasız insan var. Ve bu normalde devletin, zenginlerin pek umurunda değil. Ama şimdi onların, hatta tüm dünyanın da problemi oldu. Kaderin cilvesi. Ayrıca fakir insanların coronalı birisiyle temas ettim diyerek kendini iki hafta karantinaya alması mümkün değil. O zengin işi. Devletin önlemleri komik derecede yetersiz. Trump bütçesini kesip, personelini kovduğu bulaşıcı hastalıklar merkezine muhtaç ama yine de dinlemiyor bilim insanlarını. Bence bu rakamlar yanlış, ölüm yüzdesi bir civarında, diyor. Böyle de rahat uydurabiliyor. Oysa ölüm rakamlarına bakınca, aslında salgının bilinen vakalardan çok daha yaygın olduğu tahmin ediliyor. Yeterli takip yok, yani hastalık Amerika’da kontrolsüz olarak yayılmaya devam ediyor. Ama sorun yokmuş gibi yaparsa, sorun kaybolur sanıyor. 3 yaşa özgü düşünme biçimi. Yok sayarsak salgın olmaz. O zaman ekonomi de başaşağı çakılmaz! Harika. Harika! Basın toplantısında Başkan Yardımcısı Pence, sigortasızlara ne olacak sorusuna cevap vermeden podyumu terk ediyor. Arkadan soruyu tekrar eden gazeteciyi azarlıyor Pence‘in yanındakilerden biri. Öyle bağırmak kaba ama sigortasız insanları ölüme terk etmek kaba değil sanırım. Halbuki pek çok ülke bu testleri çok ucuza, ya da bedelsiz yapıyor çünkü kamu sağlığı söz konusu. Bu vahşi kapitalizmin, bilim düşmanlığının ve kifayetsizliğin mide bulandırıcı bulamacı Amerika‘yı teslim almış durumda.

Almanya‘da devlet ülke çapında tedbirler aldı diyorlar. Almanlar devletlerine güveniyor. Bizim okulda bir öğrencinin Corona hastası birisiyle temasta olduğu öğrenilince, test sonuçları alınana dek üniversite tatil edildi. En azından devletin yaptığı bilgilendirme konusunda şüphe yok. 500 kadar vaka görüldü, henüz ölüm yok.

Zenginler, en rezili de çok zenginler. Halk gibi el yıkayıp, tuvalet kâğıdı stoklayacak değiller ya! Özel jet şirketleri Covid-19 kampanyaları başlatmış bile. Zenginler artık birinci sınıf uçmaya da korkup, 20 bin dolara indirimli özel jet kiralıyorlarmış. Özel yapım, yüzer dolarlık maskeler ısmarlıyor, aileleriyle ıssız adalarda, yatlarda tatile çıkıyorlarmış. Elbette öyle yapıyorlar çünkü fakir-zengin ayırmıyor bu hastalık. O halde zenginler kendilerini ayırmanın bir yolunu bulmalı mutlaka. Oysa herkes sigortalı olsa, herkese ücretsiz test yapılsa, devlet tüm tedbirleri hemen alsa, bu kadar korkacak bir şey de olmayacak. Ama önemli olan o değil. Bahamalarda tatile giderek kaçabileceklerini sanıyorlar. Paraları onları her şeyden koruyamayınca panik oluyorlar, bu alışık olmadıkları bir durum. Zenginler kendilerini çok akıllı sansa da bu salgının fakir-zengin herkesi vuracağını idrak etmekte zorlanıyorlar. Herkese sigorta sağlamak yerine, özel uçak tutuyorlar.

Toparlayalım mı? Uzmanları, doktorları dinleyelim. Elimizi sık sık ve iyice yıkayalım, öpüşmeyelim, yiyecek ve içecek paylaşmayalım, hastalık belirtisi gösteren insanlara çok yaklaşmayalım, dirseğimizin iç tarafına öksürelim. Toplu alanlarda etrafa dokunmayalım, dokunursak elimizi temizleyelim. Elimizi yüzümüze götürmemeye dikkat edelim. Özellikle yaşlılara ve hastalara özen gösterelim. Hastaneleri gereksiz yere meşgul etmeyelim. 2 haftalık ev karantinasına hazırlıklı olalım. Uzman tavsiyeleri bunlar. Hiçbiri çok radikal, zahmetli şeyler değil. Hayatımızı engelleyecek önlemler değil. Ama bunlar bireysel çözümler. Asıl devletten tedbir ve şeffaflık talep edelim. Olası salgını yavaşlatmak için ne yapılıyor, yeterince test kiti sağlandı mı (Çin haftada 1.6 milyon test kiti üretiyor), hastanelerde tedbir alınıyor mu, test ve karantina protokolleri nelerdir, bu salgın için bir bilgilendirme telefon hattı kurulacak mı, bunları soralım. Panik olacak bir şey yok ama tedbirsiz olmak da panik olmak kadar saçma. Tedbirimizi alıp, sonra sakince yazı bekleyelim ve umalım ki, üç kuruş maaşa haftada 70 saat çalıştırdığımız ve her fırsatta okumuş da ne olmuş diye aşağılanan bilim insanları önümüzdeki 2 senede gerekli aşı ve ilaçları geliştirsin. Çünkü Harvardlı bir uzman diyor ki, bundan böyle Covid-19 soğuk algınlığı ve grip gibi her kış hayatımızın bir parçası olacak muhtemelen.

Ama iyi bir haber de var. Corona Çin‘de hayatı o derece yavaşlattı ki, hava kirliliği inanılmaz düştü. İklim aktivistleri şaşkın ve sinirli. Gezegen yok olacak diyoruz yıllardır, hiçbir tedbir almıyorsunuz, bir virüs için aldığınız tedbirlere bakın, diye söyleniyorlar. Yine de iyi yanından bakalım. İstenirse oluyor demek ki.

Neyse, Almanya’da eczanelerde hijyenik el jeli kalmadı. Kolonya arayacağım, belki onu bulurum. Karşılaşırsak öpüşmeyelim. Ben bir gidip elimi yıkayayım. Bir de salgın sebebiyle sakal modası bitecek diyorlar. Hadi bakalım, inşallah.