Yorgun Savaşçılar ve Wikipedia



Artı Gerçek

Ama o taşları kaldırması gerekir birinin. Yere gömülmüşse, tırnağıyla kazıması gerekir. Ve bunu yaptığınızda, mutlaka birileri çıkıp sizinle dalga geçecektir.


İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

Atilla İlhan

 

Aslında ansızın yorulmaz insan. Yavaş yavaş, gün gün yorulur. Yorgunluk yorgunluk üstüne biner. Sonra birden, ansızın iliklerine dek hisseder insan yorgunluğunu. Bir eşiği geçmiştir, son damlayla su bardaktan taşmıştır, o yorgunluğu taşıyacak takatı kalmamıştır. Bir gün bir kaldırımda yürürken, bir adım dahi atamayacak kadar yorulduğunu hissedip durabilir. O günün, hatta o yılın yorgunluğu değildir, farkındadır, yılların yorgunluğudur. İsteyerek gezdiğinizde insana gelen enerjinin tam tersine, istemeden, mecbur kalıp savrulduğunuz bir durağın verdiği güvensizliğin, sizi oraya getiren yolun yorgunluğu. Bir adım daha atamayacak kadar yorgunken yürüdü, diyordu bir Amerikan şiiri. Ezberimde değil tam kelimeler. Yine de yürür ama yorgundur.

Tahakküm işte o yorgunluğun üstüne kuruluyor. Büyük muharebelerden kaçanlar, savaşı hayatın her alanına parça parça taşırlar. Hayatın tüm sathına yayarlar. Karşınıza savaşılacak dev engeller, dev silahlarla çıkmazlar. Yorarlar sizi, dikkatinizi dağıtırlar. Bu en büyük silahlarıdır. Ama her gün yorarlar. Hiç bitmeyen bir yorgunluk. Ülkenin en iyi hukukçularını bir websitesini açtırmak için yıllar süren bir hukuki mücadele içine sokabilirler. Ayağımızın önüne taş koyarlar. O kadar da basit. Bir taş. Bir taş nedir ki?

Bir sayfa erişime kapatılmış. Önüne bir sıfır koyuverip erişmek mümkünmüş, olmadı başka yollarla. Çok da zor değilmiş. Doğrudur. Zor değil. Yasak varsa, delmenin yolu bulunur. Ama bir sıfır eklenir hayatınıza, bir ufacık çakıl eklenir yürüdüğünüz yola. Bir ufacık çakıldan ne çıkar? Hiç. Ama o yolda sayısız çakıl vardır. Kimileri taştır. Kimileri o kadar uzun süredir oradadır ki, toprağa gömülmüşlerdir. Yerde ince ipler vardır, bir parmak yüksekliğinde gerilmiş, minicik çiviler vardır serpiştirilmiş. Hepsi aşılabilir. Ayağınızı biraz kaldırmanız yeterlidir. Devamlı yere bakmanız, biraz ayağınızı kaldırmanız, yolunuzu azıcık değiştirmeniz, ayağınızdaki ufacık çiziklere, yaralara, çürüklere alışmanız yeterlidir. Alışırsınız da. Hayatınız böyle geçmiştir, böyle yürürsünüz. Nereye gittiğinize dikkat etmeniz zorlaşır. Yavaşlarsınız. Önünüzdeki büyük engelleri aşmaya haliniz kalmaz. O küçücük taşlar, devamlı ayağınızı çizen dikkatinizi dağıtır, sizi yorar.

Bir ihtimal daha var, yere eğilip taşı kaldırabilirsiniz. Sizinle yürüyenler için bir taşı eksiltmek demektir bu. Sadece bir taş, sayısız onca taşın arasında. Bu çok emek ister. Bu daha da yorar insanı, bu daha da dikkatini dağıtır ama o taşları kaldırması gerekir birinin. Yere gömülmüşse, tırnağıyla kazıması gerekir. Ve bunu yaptığınızda, mutlaka birileri çıkıp sizinle dalga geçecektir. Uğraştığı şeye bak, bir çakıl, bir taş, bir iğne. Bu mu derdin? Ne büyük sorun! Yorulursunuz ama devamlı yerdeki taşlara ayağını vurmadan yürümeye çalışan birinin yorgunluğundan farklıdır bu. Bir taşı kaldırmış olmanın, sathı arkanızdan gelenler için bir nebze düzeltmiş olmanın sevinci vardır. Ama elbette, siz o taşı kaldırırken, onlar iki taş daha yerleştirir yola.

Bir internet sitesini açtırmaya çalışırsınız, bu koca bir kayadır. Bir cinsiyetçi sözü düzeltirsiniz, minicik bir çakıl. Her gün tekrar başlayan bir mücadele. Büyük savaşlara hal bırakmayan ama verilmesi şart bir mücadele.

‘Selahattin iyi değil’miş. Değildir. Ne kayalar çekti yolumuzdan, ne taşlar topladı, ayağımıza dolanan kaç ipi kesti. Dört duvar arasında taş toplamaya devam etti. Yorar insanı bu, biz yorulalım diye var o taşlar. Umutla mücadele edenler de yorgun. Ayaklarında bir sürü çizik. Ufuktaki büyük engele bakmaya çalışıyor ama ayaklarına dolanıyor yol. Birbirimize omuz verecek halimiz yok. Nefesimizi taşların üstünden atlamaya, ya da onları kaldırmaya harcıyoruz her gün.

Siyah Amerikalı yazar Toni Morrison der ki, “Irkçılığın en temel işlevi dikkat dağıtmaktır. Sizi işinizi yapmaktan alıkoyar. Sizi sürekli var oluşunuzu açıklamaya mahkûm eder. Biri size ana diliniz olmadığını söyler ve siz olduğunu kanıtlamak için 20 yılınızı verirsiniz... Biri size sanatınızın var olmadığını söyler ve siz onu araştırmaya koyulursunuz… Ama aslında bunların hepsi çok gereksizdir.”

Tahakküm böyle böyle kuruluyor. Sürekli bizim dikkatimizi dağıtarak. Saçma sapan mücadelelerle vaktimizi, enerjimizi çalarak. Bizi yorarak. Bir gün ansızın yorulduğumuzu hissediyoruz. Bir websitesine giremediğimizde. Anlam veremediğimiz bir projeye itiraz etmek için dilekçe sırasında beklerken. Bir oyuna gitmemizi açıklamamız istendiğinde. O an ırkçı bir cümleye itiraz edecek halimiz olmadığını fark ettiğimizde. Selahattin’in iyi olmadığını okuduğumuzda. Yorgundur tabii. Umutlu da olsa, mücadeleci de olsa, vazgeçmeyecek de olsa, insan yorulur. Karanlıkta umudu bir yük gibi taşıyoruz bazen, bilgiyi, tutkuyu, inancı, güzel olan her şeyi bir yük gibi taşıyoruz, yoruluyoruz. Neyse ki bir adım daha atacak hali olmasa da, yürümeye devam eden, ayağımıza değen taşları bıkmadan tek tek kaldıranlar var. Hep varlar. Yalnız yorgunlar. Wikipedia açıldı. Hayırlı olsun. Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz’e teşekkürler. Yorgun savaşçılar ayağımızın altından bir taş daha kaldırdı.

YAZARIN TÜM YAZILARI