Türkiye’de Kararsızlar çok uzun zamandır üçüncü parti. Aslında acayip değil. İnsanlar AKP-MHP’yi dışladılar ama elleri CHP’ye oy vermeye gitmiyor. Güvenemiyorlar. Gerek iç gerekse dış politikada.

Dış politikada AKP ve CHP, al birini vur ötekine. “İşgal ediyor” diyene soruşturma açılıyor diye şöyle söyleyeyim, Rejim komşulara ve iki kıtaya asker ve silah sokuyor. Rusya’nın şah damarına basar gibi Ukrayna ve Polonya’ya dünürün SİHA’larını satıyor ve Montrö’yü, fesuphanallah, durup dururken gündeme getiriyor. Rejim sıkıştıkça gaz çıkarıyor, Akdeniz’den ve Karadeniz’den. Bahçeli çalıyor Erdoğan oynuyor. Veya fark etmez, tersi. CHP ise, bir avuç milletvekili hariç, amman ha milliyetçiliğimize laf geliverir diye bu politikanın kuyruğunda çarpılıyor.

İç politikada esas olarak Kürt meselesi açısından durum tamamen aynı ve muhtemelen dış politikadan daha da vahim. Burada da CHP tamamen aynı sebeple AKP-MHP’nin kuyruğunda çarpılıyor. Yolsuzlukları deşmenin ve erken seçim diye tutturmanın dışında varlık gösteremiyor. Tabii, muhalefet derken, özellikle Kürt meselesinde MHP’nin “beyaz çorap giymeyen ve sarımsak yemeyen versiyonu” olan İYİP’e mürekkep harcayacak değilim; DEVA’nın umut vaat ettiğini söyleyip geçeceğim. 

Gündem icabı Kürt meselesini başka bir yazıya bırakalım ve önce 14 Haziran Biden-Erdoğan buluşmasına bakalım, sonra da Kılıçdaroğlu’nun 10 Haziran KKTC ziyaretine.

* * *

CB Erdoğan’ın 14 Haziran’a 5-0 mağlup başlayacağını (ve sebeplerini) geçen hafta uzun uzun yazmıştım. Öyle de oldu çünkü bunu tahmin için alleme-i cihan olmak gerekmiyordu. Sonuç nedir, genel havayla başlayalım:

Çeviri dahil 48 dakikalık görüşmenin baş başa yapılması çok büyük olasılıkla Biden’ın talebiyle oldu. Çünkü Erdoğan aynen iç politikadaki gibi dış politikada da tek başına muhatap alınmak ve bunu her yana duyurmak, fotoğraflar çektirmek istiyordu.

Oysa Biden bazı şeyleri Erdoğan’a bütün netliğiyle aktarmak niyetindeydi: 1) NATO’da (Macaristan’ın Orban’ı gibi) sürekli sorun ve istikrarsızlık çıkarmasının tatsızlığını; 2) Çin ve Rusya gibi antidemokratik ülkelerle bir tür Soğuk Savaş belirdiği sıralarda NATO üyesi Türkiye’nin bir polis devletine dönüşmesinin kabul edilemeyeceğini. Ama Biden bunları ancak teke tek iken söyleyebilirdi, aksi halde dibe vurduğu oranda sertleşen Erdoğan konuşulabilir olmaktan uzaklaşırdı. Üstelik diplomaside böyle şeyler ancak baş başayken söylenirdi ki zirvenin sonu olumlu ilan edilebilsin.

Nitekim Biden, "Erdoğan ile çok iyi bir görüşme gerçekleştirdik" dedi. Erdoğan da "Sayın Biden'la kapsamlı görüş alışverişinde bulunduk. Son derece yararlı, faydalı bir görüşme oldu. (…) doğrudan diyalog kanallarını etkin ve düzenli şekilde kullanma konusunda mutabık kaldık. Türkiye-ABD ilişkilerinde çözülemeyecek hiçbir mesele olmadığını, işbirliği alanlarımızın sorun başlıklarından daha geniş ve zengin görünüm sergilediğini düşünüyoruz" diye konuştu.

Son cümleyi tekrar okursanız Erdoğan’ı Türkçeye tercüme etmiş olursunuz: Hiçbir konuda anlaşamadık. Ama işbirliğimizin sürdüğünün görünmesi önemlidir.

Şimdi konulara gelelim ve Erdoğan’ın cümlelerini teker teker kullandığımız dile çevirelim:

* * *

1) “Bölgesel aktörlerin karar alma süreçlerindeki etkisi ve ağırlığı günden güne artıyor (…) Dönem sorumluluktan kaçma değil elini taşın altına koyma dönemidir. Akdeniz'den Karadeniz'e NATO'nun ittifakına ihtiyaç duyulan her yerde NATO görev almalıdır.”

Tercümesi: Akdeniz’den Karadeniz’e tüm yaptığımızı, NATO harekatı adıyla devam ettireceğiz.

2) “Üzülerek bir hususun altını çizmek istiyorum; terör meselesinde örgütler arasında ayrım yapan, iyi terörist-kötü terörist sınıflamasına giden çarpık anlayış, mevcudiyetini ne yazık ki koruyor. Böyle ikircikli bir tavrın terörü yok edemeyeceği, bilakis terör örgütlerine cesaret vereceği açıktır. Türkiye DEAŞ belasına karşı göğüs göğüse mücadele etmiş tek NATO müttefikidir. (…) Görüşmelerimizde YPG/PKK'ya verilen desteğin sonlandırılmasını açıkça dile getirdik. (…) Tüm müttefiklerimiz sığ siyaseti bırakıp tam bir işbirliği yapmalıdır.”

Tercümesi: Komşu topraklara girmeye, orada üsler kurmaya, PKK ve YPG’yi vurmaya devam edeceğiz. IŞİD’i tek vuran YPG’dir deyip bunları desteklemeyi bırakın. Bizimle işbirliği yapın.”

3) "S-400 konusunda önceki düşüncemizi aynen ilettim sayın Biden'a. Aynı şekilde F-35 konusunu da ilettim"

Tercümesi: S-400 ve F-35 konuları kilitlenmiş ve açılamaz durumdadır.

4) "Komşumuz ve müttefikimiz Yunanistan'la aramızdaki diyalog kanallarının canlandırılmasının, ikili meselelerin çözümünün yanında bölgemizin istikrar ve refahına da hizmet ettiğine inanıyorum"

Tercümesi: Tamam, madem Yunanistan sizin için bu kadar önemli, diğer sürtüşmelerle yetineceğim.

5) “Afganistan'da Pakistan'ı ve Macaristan'ı yanımıza alma düşüncemizi kendilerine söyledik. Şu an itibariyle bir mutabakat söz konusu." Ardından da gazetecilere: “Afganistan'dan çıkmamız istenmiyorsa diplomatik, lojistik, mali konularda ABD'nin bize vereceği destek büyük önem arz ediyor."

Tercümesi: Tamam, nasıl Kore’ye asker gönderip şehit verdiysek, şimdi de siz çekilirken biz Kabil havaalanında kalırız çünkü bu milliyetçi politikamız için yeni ve büyük bir fırsattır. Ama Taliban istemeyince, tolere edilebilecekten fazla askerimiz şehit olabilir ve içeride zor duruma düşeriz. Bu nedenle, kalma kararı vermek için önce sizden ne geleceğini görmeliyiz. Hele de muhalefetin ‘Alavere dalavere Türk Memet nöbete’ diyeceği bir ortamda.”

Brüksel için bu kadar. Şimdi geçelim, Kıbrıs politikasında CHP’nin “devlet dili” diye AKP-MHP’yi nasıl tekrarladığına.

* * *

10 Haziran 2021 Perşembe. Kılıçdaroğlu KKTC’ye günübirlik ziyarette bulunuyor. Konuyu KKTC’li gazeteci Hasan Kahvecioğlu’nun yazısından okudum ve eski başkan Mustafa Akıncı’ya en yakın yerel kaynaklardan ayrıntısıyla teyit ettirdim. CHP tarafıyla da konuştum, onlar kabul etmiyorlar. Ben şahsen anladığımı yazayım:

CHP heyeti, M. Akıncı’dan KKTC Meclis Başkanlığı aracılığıyla saat 18.45’e randevu alıyor. Fakat, federasyonu reddetmediği için CB Erdoğan tarafından tamamen dışlandığı bilinen, MİT tarafından tehdit edildiği bildirilen, Erdoğan’ın tam anlamıyla arkasında olduğu Başkan Ersin Tatar yönetimi tarafından Rumcu ilan edilen M. Akıncı telefon ettirip kaç kişi gelineceğini sordurduğunda, CHP ekibi “yoğun iş trafiği” yüzünden randevuyu iptal edip dönmek zorunda olduklarını bildiriyor. Bir başka versiyona göre M. Akıncı resmî programda adını göremeyince Meclis’i aratıyor ve randevunun iptal edildiğini öyle öğreniyor.

Randevu iptalleri bu pandemi döneminde, hele de günübirlik gelindiğinde olabilir. Ama bir husus daha var Lefkoşe’den öğrendiğim: Kılıçdaroğlu iptal edilen randevu saatlerinde KKTC’nin ulusalcı Beşparmak Grubu’yla görüşüyor. CHP’ye sordum, o Grup programda zaten vardı, dediler.

Kur’an kursları konusunda E. Tatar yönetiminin laikliği ihlal ettiğine ilişkin KKTC mahkeme kararının ve buna karşı Erdoğan’ın hemen dile getirdiği tehdidin daha mürekkebi kurumamışken, “laik” CHP’nin bu yaptığı Başkan E. Tatar’ın desteklenmesi değil de nedir?

E. Tatar ki, ünlü Halil Falyalı’yla olan resimlerinin yanı sıra, “tanımam” dediği Almanyalı Osmanlılar yöneticisi Taner Ay'la çekilmiş fotoğrafları var; T. Ay’ın babası Çetin Ay'ın da uzun yıllardır KKTC'nin Almanya'daki fahri temsilcilerinden biri olduğu ortaya çıktı.

Ondan sonra da CHP niye oy alamıyor diye soruluyor. Güvenemiyor insanlar.