32 yaşında trafik kazası sonucu öldü Füruğ Ferruhzad. Yaşına sığmayan büyüklükte eserlerinde, içine doğduğu Fars kültürünün, o köklü Pers medeniyetinin açmazları, evden, aileden başlamak üzere Füruğ’un şiirindeki sitem ve başkaldırının altyapısını oluşturdu. 

Belli tarihler vardır, toplumsal olaylarda mihenk taşı olan. Herhangi bir sanat eseri üzerine düşünüp, onu anlamlandırmaya, kendimi sanatçının yerine koymaya çalışırken ilk önce sanatçının hangi toplumda ve hangi yıllarda yaşadığını göz önünde bulundururum. Daha doğrusu otomatik bir biçimde zihnim bunları öğrenmeye çalışır. Çünkü biliyorum ki, bir eser doğrudan politik bir söyleme sahip değilken, hatta apolitik bir konuyu anlatırken bile sanatçının, içinde yaşadığı toplumsal olayların, açmazların etkisini taşır. Konu ve üslup, sanatçının ifade tercihine-yetisine göre öznellik taşıyabilirken bile aslında toplumsaldır. Bireysel anlatıları önemsediğimi şimdiye kadarki yazılarımda da sık sık belirtmiştim. Yani şairin, teması özlem olan şiirinin altında, velayeti, boşandığı eşine verilen çocuğundan tutun, kendi çocukluğuna, âşık olduğu kişiye ve ait olduğu toplumun müeyyidelerine karşı, kabına sığmayan bir kadın olarak, özgürlükçü bir topluma duyulan arzu kadar, özlemin pek çok yansıması vardır. Bir kadın hiçbir zaman tekil değildir. Bunu bir kadınlık güzellemesi olarak değil, toplumsal baskılara rağmen kendi olabilmeyi ısrarla sürdürmek için birçok yöntem bulmak durumunda kalan kadınlığın somut durumu olarak yazıyorum. 

Füruğ Ferruhzad, çoğul bir ruh, özlemin tadını bilen, bildiği yerden toplumunu anlatan özel bir ruh bu yüzden. Onun “teknik açıdan” 32 yaşında öldüğünü söyleyebiliriz elbette. Dizelerine nakşettiği gibi özgürlük, başkaldırı ve aşk dolu bir varlığın “duygusal açıdan” yaşamı sürdürdüğünü ise hissediyor, görüyoruz. 

Bir eseri veya sanatçıyı düşünürken, toplumsal olayların tarihlerini önemsediğim kadar, bu tarihlerin öncesi zamanları da göz önünde bulundururum. Hiçbir önemli tarih aniden olmadı, toplumsal olayları oluşturan nedenler, etkiler, toplumların antropolojik ve sosyolojik reaksiyon hızları vs birçok etki söz konusu. Çehov’un büyüklüğü, ait olduğu toplumun değişim sancılarıyla kıvranan, eski olandan kopmakta ve yeninin bilinmezliğiyle ürkmekte olan bireylerin ruh hallerini kusursuzca aktarmasından ileri gelir. Çehov’un var olduğu tarihlerde, çökmeye doğru hızla ilerleyen Çarlık Rusya’sı ve Çehov’un “teknik açıdan” ömrünün görmeye yetmediği 1917 Bolşevik Devrimi öncesi kaynayan bir toplumsal yapı vardır. 

Sıçramalı gittik. Füruğ’a dönersek, Pehlevi hanedanlığında İran’da yaşamış, her tepeden inme hanedanlık ve yönetimde olduğu gibi, toplumun alt yapısı ile üst yapısının çarpıştığı, Batıcı modernist devlet yaptırımlarını sindiremeyen toplumun bir kesiminin eklektik yönetim temsilini reddettiği, bu yönüyle Türkiye’den aşina olduğumuz İran’da şiirler büyüten, kadınsı çoğul sesine karşı yönetim kadar toplumla da uyuşmayan, adeta dikeniyle kendini kanatan bir varlık: Füruğ Ferruhzad… 

Onun şiirlerinden ve yaşamından ilhamla, Şebnem İşigüzel’in yazdığı “Yaralarım Aşktandır” oyununu izledim. 70 dakikalık tek kişilik oyun, içtenliği ve aktörlük zekâsıyla, seyirciyi kurduğu atmosfere davet eden Nazan Kesal’ın performansı sahici bir duygu veriyor. Tam da Füruğ gibi… Tiyatro Poyraz yapımcılığıyla sahnelenen oyunu, Kürtçe oyunlarıyla takipte olduğum Şermola Performans’ın kurucusu Berfin Zenderlioğlu yönetiyor. Burçak Çöllü’nün “şiir mi şarkı mı fondaki müzik?” ikiliğini düşündürmesini, Cem Yılmazer’in, kefen, duvak, ilk gece çarşafı ve masa örtüsü olabilen işlevsel ve incelikli dekor tasarımını çok sevdim. 

Coleridge, “her büyük ruh androjendir” demiş. Füruğ’un yaşantısı, büyüklüğü, salt kadın olduğu için değil, kadınlığıyla birlikte cinsiyetini aşan, cinsiyetine de hapsolmayı reddeden şiirleri yoluyla sürüyor. Bu güzel oyun, çoğul bir tek kadın öyküsü olsa da “bir kadın oyunu” değildir bu yüzden.