Tarih, uzun zaman zihnimde hep muhafazakârlığı temsil etti. Bunun bir nedeni, öğrencilik yıllarımda roman ve şiir okumak dışındaki kurgulara olan ilgisizliğim kadar, sosyalist ebeveynlerimin aşıladığı resmî tarihi sorgulamanın da payı olmalı. Tarihte belgeler, tanıklıklar kadar, geçmişe bakışta dönemin ruhunun da etkisi olduğunu kavramam sanat yoluyla oldu. Bakış açımızı bir milim değiştirdiğimizde bile olasılıklar sonsuzlaşıyor. Tarihin de dil gibi değişime uğraması perspektifle ilgili. Perspektifi değiştirebilmemizse yine bizi yaşadığımız dönemin ruhuna getiriyor. Toplumsal yaşam her bir ülkenin kendi iç yaşamı gibi gözükse de, ülkelerin, kültürlerin birbiriyle etkileşmesi bizi zamanın ruhuna getirip bırakıyor.

Kültüral Performing Arts’da, Lauren Gunderson’un The Revolutionists adlı oyunu, çevirmen Gülay Gür’ün yorumuyla Madam Giyotin’i Yağmur Yağmur yönetiyor. Fransız devriminin “Terör Dönemi”nde, 1793 yılında giyotinle idam edilenler; feminist oyun yazarı Olympe de Gouges (Zeliha Gürsoy), Fransa kraliçesi Marie Antoinette (Betül Arım), “Terör Dönemi”nin sorumlusu olarak gördüğü, gazeteci Jean-Paul Marat’yı öldüren Charlotte Corday (Merve Güran) ve kocasıyla birlikte kölelik karşıtı eylemlerde bulunan Karayipli Marianne Angelle (Çiğdem Yıldız)… Birbirine benzemez dört kadını bir araya getiren kurguda, her birinin tek tek meselesini dinlerken, devrimin terör yoluna sapmasının, bizatihi onun sona erdirilmesi anlamına gelebileceğini de görüyoruz.

Yazarın ve yönetmenin, dengeli bir biçimde oluşturdukları oyunda; politik bir yeniden bakışla tarih (geçmiş) üzerine oyunda ve oyun içi oyunda devrimci bir söylem, feminist bir “seçilmiş kız kardeşlik” işbirliği var.

Madam Giyotin, feminist perspektiften yazılmış. Jakobenlerin idam ettiği insanları aklayarak onların tarihte gasp edilmiş haklarını iade ediyor. Marie Antoinette dâhil… Fransız Devrimi’nin, Jakobenler tarafından giyotine gönderilen gerçek radikal kanadı Enragéler (Öfkeliler), Hebertistler, Rahip Jacques Roux ve terör döneminde Jakobenlerle ayrı düşen Danton da tarih sahnesinde sıralarını bekliyor…

Bir zamandır işgallere, savaşlara, cinayetlere, ırkçılıklara karşı tutumlarda insanın nereye kadar gidebileceğini düşünüyorum. Sosyal medya üzerinden gördüğüm manzara hiç de iç açıcı değil. Sokakta bire bir karşılaşmalardaki tanıklığımdan bahsetmiyorum bile. Güdümlenmeyen öfkenin, dışa vuranı mantıksız davranışlara ittiğini düşünüyorum. Bireylere kızılırken örgüt ya da devlet hep ıskalanır. Bireyin dönüşme ihtimali her zaman vardır halbuki. Olaylar yaşanır, hâkim güç kimse o bir tarih yazar. Fakat tarihin yazımı hiç durmaz. Yeniden yeniden, hâkim olanların ezdikleri dile gelir bu sefer ve tarih bir kere daha yeniden yazılır. Sanat aracılığıyla hatırlarız, tarih sahnesi kapanmış bir şey değildir.

Madam Giyotin, politik bir olayı politik bir yerden yeniden sahneye açıyor. Olaylar on sekizinci yüzyıl Fransa’sında geçse bile, başka bir düşünme biçiminin her topluma her dönem gerektiğini anlatıyor.