MÖ 432’de ilk kez sahnelenen Euripides’in Medea’sı, tragedyalar arasında kadın, öfke, intikam kelimelerinin özgün bir yaklaşımla ele alınmasıyla ve erdem, ahlâk gibi kavramları, ölümcül öfkesiyle alaşağı ederek sorgulatan bir kadın kahraman üzerinden anlatmasıyla ayrı bir konuma sahip.

Uğruna, ailesine rest çekip birlikte Gürcistan’dan Yunanistan’a geldiği kocası Iason’un, Medea’dan ayrılıp, kral Kreon’un kızı Glauke ile nişanlanması üzerine Medea, Kreon’u, Glauke’yi ve kocası ile çocuklarını öldürür. Iason’dan, aldatılmasının intikamını, Iason’un müstakbel eşini öldürerek alan Medea’nın, kendi çocuklarını öldürmesi ise, bir rivayete göre oyuna Euripides tarafından sonradan eklenmiştir. Yazarın bunu, birilerinden para alması karşılığı yaptığı ileri sürülmüştür.

Yorumculara göre, çocukları aslında Yunanlılarca öldürülen, anaerkil diyarlardan gelmiş Medea’nın gücü, ataerkil yönetimin ve toplumsal yapının hâkim olduğu Yunanistan’da, dönemin yazarları tarafından tehlikeli bulunmuştur. Medea’nın canavar, cadı, cani olmasını sağlamaları da ancak çocuklarını öldürerek mümkün olacağından bu varsayım akla yatkın. Yaşadığı dönemde, tiyatroya yenilikçi ve gerçekçi bakış getiren, kutsal değerlere saygısızlıkla itham edilen ve bu yüzden dışlandığını bildiğimiz Euripides’in Medea’ya çocuklarını öldürtüp öldürtmediği ayrı bir kritik konusu olarak aklımızda dursun. Sebep her ne olursa olsun, oyundaki Medea, intikam duygusuyla çocuklarını öldürmüştür. Medea, bugün de tiyatro ve sinemaya ilham veren önemli bir figürdür.

BİR KADIN, BİR ANNE VE BİR GÖÇMEN OLARAK MEDEA

GalataPerform’un son oyunu, Athena Farrokhzad’ın yazdığı, Ali Arda’nın çevirisiyle Yeşim Özsoy’un yönettiği Medea’ya Göre Ahlâk’ta Medea’yı Şenay Gürler, Ahlâk’ı Özgün Çoban oynuyor. Ahlâk’ın yer yer Lucifer’in muzipliğini taşıdığı oyunda, Medea’nın onun erdemli sözleri karşısında kışkırtılmaya açık yanı, parlamaya hazır tiner şişesi gibi, bir minik kıvılcıma bakıyor… Yazarın, eylemlerinden pişmanlık duymayan Medea’yı merceğe aldığı bir saatlik oyunda, çocuklarını kendisinin bir uzantısı olarak gören Medea’nın, yaratma ve yok etme kudretini tekil bir enerjiye indirgeyen anlayışa meydan okuması oldukça etkileyici.

"Koroyu öldürerek başlayacağım işe.

Öyküyü anlatmaya devam etmesinler.

Tarihin akışını durdurmak, dramdan dışarı çıkmak istiyorum.

Zamanın akışına, dünyanın kaderine hükmetmek.”

Ne isterse onu oldurmuş Medea, çocuklarını öldürmenin ağırlığını, onların ölmemiş olduğuna inanarak kendi dışında tutar. Uğradığı haksızlığa ve küçük düşürülmeye karşı, haklılığına sığınan bir cezalandırıcıdır o. Yanmak pahasına yakan, kendi ellerini kendisi tutuşturan kadınlardandır.

Medea’ya Göre Ahlâk’ta Medea’nın hayatta olmayan çocuklarıyla kurduğu ilişki, intikam duygusunu da içeren güçlü bir narsisist gösteriye dönüşmektedir. Annelik, Medea’nın varlığına, karakter özelliklerine baskın gelmemiş, onu annelik fedakârlığına mahkûm edememiştir. Davranışları, düşünceleri ve hürriyeti, toplumsal yaptırımlarla kontrol edilemeyen bir kadının, iktidarlar tarafından her dönem tehlikeli kabul edildiğinin göstergesi Medea, oyunda da Ahlâk’a kafa tutuyor ve ona, “Asıl senin ihtiyacın vardı, çocuklarımı öldürmeme” diyor. Bir fail gerekiyordu ve o ben oldum!                         

Şenay Gürler ve Özgün Çoban’ın enerjik oyunculukları, Medea’nın anne, âşık, ölümcül halleri ile Ahlâk’ın,  baktığınız yere göre değişen riyakârlığı, her iki oyuncunun duygu geçişleri oldukça başarılı. Tuğçe Ulugün Tuna’nın koreografisiyle dinamizm kazanan oyun, karakterlerle ve metinle uyumlu enfes bir ışık tasarımına sahip. Işık tasarımı Ayşe Sedef Ayter’e ait. İsa’nın, “ilk taşı günahsız olan atsın” sözünden hareketle Melis Hafızoğlu’nun taşlarla kurduğu dekor ve Medea’nın yırtıcılığını, Ahlâk’ın, üst tarafta peder alt tarafta bir palyaçoyu anımsatan kostüm tasarımı, Gökçe Uygun’un, taşların ve tekinsiz dünyanın kara seslerini içeren müzik tasarımı, oyuna anlam katan ekip çalışmasının usta işi bileşenleri olmuş. Tüm bu unsurları ustalıkla bir araya getiren yönetmen Yeşim Özsoy.

Gürcü prenses Medea’nın Yunanistan’daki mülteciliği, yersiz yurtsuzluğu, içine doğduğu kültürün özelliklerinin küçümsenmesi ile oyunun, Doğu-Batı ikilemini de yansıttığını söyleyebiliriz.

Medea, birbiriyle çatışan doğa mitolojileri (tanrıça) ile toplumsal mitolojilerin (tanrı) her ikisinin bir varlıkta, bir kadın varlıkta bulunmasının sembolüdür. Medea’nın personası, can veren anne (dişil) ile can alan avcının (eril) iç içeliğinden oluşur. Kara yıldızların en parlayanı Medea, canavarlıktan anneliğe, âşıktan intikam meleğine, binlerce yıl sonra da öfkesiyle parlamayı sürdürecek.