Erdoğan, Birleşmiş Milletler açılış toplantılarına katılmak için hafa sonu Amerika Birleşik Devletleri’ne gidecek.

Yeni yapılan Türkevi’nin açılışını da yapacak olan Erdoğan’ın kitabını vermek için ABD Başkanı Biden’la görüşmek istediği belirtiliyor. Erdoğan, Biden’dan randevu beklerken ABD Başkanı Joe Biden’ın,yaklaşık 300 milyon Ortodoks Hristiyan’ın İstanbul merkezli ruhani lideri olan Ekümenik Patrik Bartholomeos’la Beyaz Saray’da bir araya geleceği belirtildi. Görüşmenin 23 Ekim’de gerçekleşeceği açıklandı.

Şu anda Amerikan Kongresi’nde Türkiye’de azınlıkların dini özgürlükleri konusunda geniş bir araştırma yürütülüyor. Kongre’nin Türkiye ve Erdoğan’ın politikalarına çok sıcak bakmadığı biliniyor. Biden, Brüksel’de bir araya geldiği Erdoğan’a bir avans tanımış ve Halkbank davasını fiilen durdurmuştu. Trump’ın açıktan yaptığı müdahaleler nedeniyle hem Kongre’nin hem de medyanın merceğinde olan bu dava şu anda unutulmuş görünüyor.

Erdoğan daha Obama’nın yardımcılığı döneminden Biden’a ve eşine bu davanın durdurulması için kulis yapmış ancak başarılı olamamıştı. Ancak Amerika’nın Afganistan’dan çıkma kararı ve arkasından yaşananlar, iki lider arasındaki gerilimin belli ölçüde düşmesine neden oldu. Erdoğan, Trump dönemindeki gibi istediği zaman Biden’a ulaşamasa da Amerikan yönetimi tarafından doğrudan ve dolaylı hedef alınmıyor. Ancak ABD Yönetimi’nin Suriye’de YPG’ye verdiği destek ile Türkiye’nin Rusya ile yakınlığı ve S-400 alımı iki ülke arasında çözülemeyen sorunlar olarak varlığını sürdürüyor.

Amerika’nın Afganistan’dan sonra Suriye’den de çekilebileceği iddiaları ortaya atarken Washington bunu en üst düzey bir ziyaret ile yalanladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General McKenzie, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Başkomutanı Mazlum Abdi’yi ziyaretederek ülkesinin tutumu hakkında bilgi verdi. Biden yönetiminin tavrını netleştiren General McKenzie, YPG ile işbirliğinin süreceğini net bir dille ifade etti. Yani Ankara-Washington hattında şu anda değişen bir şey yok. Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın desteğiyle Carnegie Europe’da yayınlanan bir analiz, iki ülke ilişkilerinin fotoğrafını da çekti:

“Washington’un Suriyeli Kürtlere verdiği destek, Ankara’yı Washington’a ABD’li politika yapıcıların tahmin edemediği ölçüde yabancılaştırdı. Bugünün en çetrefilli ikili konusu, Türkiye’nin ABD’nin Ankara’ya yönelik yaptırımlarına ve Washington’un Türkiye’yi F-35 Müşterek Taarruz Uçağı programından çıkarma kararına yol açan Rus S-400 füze sistemini konuşlandırması oldu. Eski ABD başkanı Barack Obama, başlangıçta Türkiye ile bir ittifakı ılımlı, demokratik İslami hükümetlerle diyalog stratejisi için bir köşe taşı olarak görürken, farklılıklar ortaya çıkmaya başladığı yer Suriye oldu. Obama, Suriye rejiminin 2013 yılında kimyasal silah kullanmasının ardından, bir önceki yıl böyle bir hareketin kırmızı çizgi olacağını açıklamasına rağmen harekete geçmemeye karar verdiğinde, Erdoğan için ABD ve Türkiye’nin Suriye’nin geleceği için farklı planları olduğu ortaya çıktı.

Erdoğan ile eski ABD başkanı Donald Trump arasındaki ilişki kesinlikle daha samimi oldu. İki liderin sık sık doğrudan görüşmeleri vardı ve Trump, özellikle ABD birliklerinin Suriye’den çekilmesi konusunda kendi yönetiminin tavsiyelerine karşı Erdoğan’ın yanında yer aldı.

Son birkaç yılda, ilişkideki diğer parlama noktaları arasında, Türkiye’nin 2016 başarısız darbesinin ardından Fethullah Gülen’in iade talebi, Halkbank’a açılan dava ve Türkiye’de gözaltına alınan ve 2016 darbe girişimine karışmakla suçlanan Amerikalı papaz Andrew Brunson’ın 2018’de serbest bırakılması sayılabilir. Bununla birlikte, ülkelerin temel anlaşmazlıkları ABD’nin YPG’ye desteği konusunda oldu. Birçok yönden, bu karşılıklı yanlış anlamaların ve yanlış hesapların hikâyesidir. 2014’ün sonlarında ve 2015’in başlarındaki Kobani savaşı sırasında Türkiye, ABD’nin İslam Devleti’ni yenme hevesini tam olarak kavrayamadı. Ankara bunu yapsaydı, kendisini sahada güvenilir bir ortak olarak öne çıkarabilirdi. Bunun yerine, Kobani’de İslam Devleti’ni yenmek için Türkiye, Washington’un görevi olduğunu düşünmediği bir Sünni gücün hizmetlerini sundu. Türkiye’nin Esad karşıtı isyancı grupları silahlandırması ve desteklemesi ve Suriye’ye erişim sağlamasına yardımcı olmadı. Sonunda Özgür Suriye Ordusu’nda birleşen çok sayıda yabancı savaşçının yerini daha sonra Suriye Ulusal Ordusu aldı.

Türkiye, bu isyancılardan bazılarının sonunda cihatçı bir yükselişe yol açabileceğini tahmin edemedi. ABD-Türkiye ilişkisinin gelecekte düzeltilmesi Suriye krizine olumlu bir çözüme bağlı olacaktır. Türkiye’nin güney komşusunun geleceğinde nasıl bir rol oynamak istediğine ve orada güçlü bir Kürt varlığına ne ölçüde müsamaha gösterebileceğine karar vermesi gerekecek.” 

Şu anda Afganistan’dan kaynaklanan bir yumuşama söz konusu ancak ilişkiler düzeldi demek mümkün değil. Demokrasi İttifakı sözü ile işbaşına gelen Biden’ın, Kongre’nin öfkesini çekmiş bir Erdoğan’la görüşmesi daha sert eleştiriler almasına yol açabilir.