Eski İçişleri Bakanı, AKP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Efkan Âlâ, Saray’ın denetimindeki CNN Türk’e çıkarak Hande Fırat’ın sorularını yanıtladı. 15 Temmuz gecesini kendi kafasına göre anlatan Âlâ, o gece kendi uçuşunun engellenmeye çalışıldığını dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal’ın jammerları devreye sokarak Ankara’ya ulaşmasını sağladığını iddia etti.

İktidara yakın bir isim olan Fırat, bir refleksle Abidin Ünal’ın o gece İstanbul’da bir düğünde olduğunu, arkasından da darbe girişiminde bulunan kişilerce derdest edildiğini hatırlatınca da lafı eveleyip geveledi. Bağımsız bir medya kanalında olsa, tutarsızlığı açıkça yüzüne vurulacak olan Âlâ, CNN Türk’te konuyu kapatmayı başardı.

Elbette sadece Efkan Âlâ değil bu konuda tutarsız olan. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, darbe girişimi bilgisini eniştesinden aldığını söyleyecek kadar ileri gitti. Dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak da o geceyle ilgili benzer tutarsızlıklar sergiledi. Belinde tabancayla darbecilerle vuruşarak ölmeye hazır olduklarını ileri sürenlerin de yalanları çok kısa zamanda ortaya çıktı.

Erdoğan ve rejimin sonuna kadar sömürdüğü, CHP’nin sessiz kalarak destek verdiği 15 Temmuz senaryosuyla ilgili tutarsızlık çok. AKP-MHP çoğunluğu bu konuda özgür bir Meclis araştırması yapılmasına izin vermediği, MİT Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar o geceyle ilgili Meclis Komisyonu’na ifade vermediği için yakın tarihin en karanlık gecesi aydınlatılamadı.

15 Temmuz sonunda Türkiye’de İslamcı ve Avrasyacı bir sistemin temelleri atıldı, ülke Batı dünyasından koparıldı. Türkiye bugün hem NATO, hem Avrupa Birliği nezdinde güvenilmez, sadece İslam dünyasından gelecek mülteci akının kesmeye yarayan bir “depo” ülke olarak görülmektedir. Bırakın stratejik ortaklığı, işbirliği bile söz konusu değil. Amerika ile yakınlaşmak için çırpınan bir liderin elinde, iki ülke arasında beynamaz durumuna düşmüş durumda.

Cemaati devlet kadrolarından temizlemek amacıyla bu senaryoya “evet” diyen, ne 15 Temmuz gecesinin aydınlatılması ne de sonrasında yapılan tartışmalı seçim ve referandumların geçersiz kalması için çaba harcamayan CHP de bu yeni rejimin doğumuna katkıda bulundu.

Ancak 15 Temmuz arzulandığı gibi sadece Cemaati imha amacıyla kullanılmadı, Türkiye’de kırıntısı kalmış demokratik değer ve ilkeler ile hukuk devleti nosyonunu da yok etti. Türkiye yargı bağımsızlığından basın özgürlüğüne kadar her alanda küme düştü.

Yaratılan sistem öyle ucube oldu ki, şimdi muhalefet bu sistemi kenarından köşesinden tamir edip makul hale getirmeye uğraşıyor. Oysa 12 Eylül Darbe Anayasası ve onun kurduğu rejim de göstermektedir ki, bu ülkede kurulan bir yapının ortadan kaldırılması neredeyse olanaksızdır.

Türkiye onca aleyhte söyleme rağmen 15 Temmuz’a Yüksek Öğretim Kurumu, Siyasi Partiler Yasası gibi demokratik nosyona, akademik özgürlüğe tamamen ters düzenlemelerle geldi. 15 Temmuz, 12 Eylül Anayasası’nı iyice uca götürdü ve içinden çıkılmaz bir rejim yarattı.

1915 Ermeni Soykırımı ile yüzleşmekten ısrarla kaçınan bir devlet ve toplum yapısının 15 Temmuz ile yüzleşmesini beklemek belki de safdillik. YÂlân üzerine kurulu bir sistem bugünlere yalanlarla geldi ancak artık deniz bitti.

Türkiye’nin ekonomisi iflas etti, eğitim ve yargı sistemi çöktü, ahlaki değerleri erozyona uğradı. Yolszuluk ve arsızlık yapmayanın sÂlâk addedildiği, çalıp çırpmanın yüceltildiği, hırsızların itibar gördüğü eşi benzerine az rastlanır bir duruma düştü.

Gençleri ülkeden umut kesmiş durumda... Kanada’ya uçuşa giden Türk Hava Yolları personelinin bile iltica talep ettiği günlere tanıklık ediyoruz. Bir avuç mutlu azınlığın dışında herkes karamsar ve umutsuz.

Bu tablonun böyle sürmesi mümkün değil. Devletler şirketlerden farklı olarak daha dirençli ve güçlü yapılardır ancak çöküşleri de daha büyük ve ani olur. Türkiye bugün böyle bir yola itilmiş, toplumsal dokusu yaralanmış bir ülkedir. En çok ihtiyacı olan şeyse gerçektir. 15 Temmuz’la başlayarak tüm yalanlarla yüzleşmeden yeni bir döneme girmessi mümkün olmayacaktır.