Her hafta pazartesi günü yayınladığımız dosyamızı bu hafta HDP’nin yapacağı basın açıklaması nedeniyle bir gün öne aldık. 

Kürt meselesine ilişkin olarak toplum tüm kesimlerinin, demokrasiye ve hukuka saygı duymaları koşuluyla, fikirlerini açıklamasını ve zengin bir tartışma ortamı oluşmasını istiyoruz.

Bu, bizim toplumumuzun temel meselesi ve giderek uluslararası bir boyut kazandığı için sadece bizim çözebileceğimiz bir sorun olma ihtimalini kaybetme riski var. 

Bu topraklarda barış, refah, hukuk devleti ve çoğulcu bir demokrasi olacaksa, bunu biz kuracağız; her görüşten ve yaşam tarzından insanlarımızla.

Halklarımızın görmesi gereken temel gerçek şudur: 

Türkiye’de demokrasinin askıya alınmasına, yolsuzluğa, çeteleşmeye, insan hakları ihlallerine, yoksulluğa yol açan sorunumuz Kürt meselesidir. 

Yolsuzluğa bulaşmış siyasiler ve devlet içine çöreklenmiş bir çete, “Bölünme” endişesini kaşıyarak demokratik sisteme sürekli olarak müdahale etmektedir.

Bakın, cuma günü tüm dünyada “Küresel Isınmayla Mücadele” yürüyüşleri yapıldı. Benim yaşadığım kent Montreal’de her yaştan binlerce insan ama özellikle gençler sokaklara dökülüp tehlikenin büyüklüğüne işaret etti. Tıpkı dünyanın diğer kentlerinde olduğu gibi…

Türkiye kendi içine kapanmış yapısıyla temel varoluşsal sorun haline gelen küresel ısınmaya dönüp bakamadı bile.. Yanarak tükenen ormanlarına, müsilaj nedeniyle ölen Marmara Denizi’ne, yapılaşma nedeniyle kirlenmeye başlayan Akdeniz’ine rağmen… Gelecek kuşakların sağlıklı yaşam hakkını elinden almak üzere olan çevre Türkiye’nin gündeminde yok. Çünkü insanlar bugünkü yaşamlarını kurtarma savaşı veriyor.

Gençler barınacak yurt, yoksullar yiyecek ekmek bulamıyor. Bölücülük hikayesiyle yaratılan bu ucube sistem keyfiliğe, vicdansızlık ve hukuksuzluğa yol açıyor, koca ülkeyi bir ucundan diğerine tüketiyor. Ülke fiziken olmasa da zihnen bölünüyor. Doğusunda yanan orman, panzerin ezdiği çocuk Batısında dert haline gelmiyor.

Şimdi seçim yaklaşırken Kürt meselesi öne çıkıyor.

Çünkü Cumhur ve Millet İttifakı birbirine yakın oy oranına sahip. Ortadaki karanlık tabloya rağmen başını CHP ve İYİ Parti’nin başını çektiği blok, AKP-MHP ittifakının sadece iki-üç puan önünde görünüyor tüm anketlerde…

Bu gerçek yine araştırmalara göre yüzde 12 bandında görünen ama KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın tespitine göre yüzde 15’e ulaşma kapasitesi bulunan HDP’yi kilit parti haline getiriyor. 
Cumhur İttifakı’na destek vermesi neredeyse imkansız görünüyor ama kendisine bir umut vermeyen Millet İttifakı’na desteği de çantada keklik değil.

Unutulmaması gereken gerçek, Türkiye’nin en bilinçli ve dinamik seçmen kesimine sahip partisinin HDP olduğudur. Bu seçmen sadece Kılıçdaroğlu’nun “Kürt meselesini biz çözeriz” sözüyle Millet İttifakı vagonuna binmez.

Bu seçmen, başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kürt siyasetçilerin vekilliklerinin düşürülüp cezaevine gönderilmesinde baş aktörlerden birinin Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu unutmadı. 
Yine bu seçmen aynı CHP lider ve partisinin Kürt illerindeki belediyelere kayyım atanırken ya sessiz kalıp ya da cılız bir protesto ile yetindiğini unutmadığı gibi. Suriye’nin işgaline her seferinde destek vermesini de...
Bu seçim Kürtler açısından CHP ve Kılıçdaroğlu’nun samimiyet sınavı.
Etrafını Kürt gerçeğini inkarla eden ulusalcılarla doldurmuş, kurumsal olarak Kürt meselesinde tavır alamayan CHP’nin atması gereken çok adım var.

Kürt meselesini ağzına almayan, inkarcı bir tutum takınan İYİ Parti ve Meral Akşener’in tavrı, Kılıçdaroğlu’nun bu sınavını daha da ağırlaştırıyor. Akşener’in Selahattin Demirtaş’ın barış eli uzattığı “Dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derdim” sözlerine “Güneydoğu’da şöyle bir gelenek var, kan davalınız bile olsa kapınızı çaldığı zaman içeri alırsınız” diyerek verdiği yanıt hala hafızalarda.

Demirtaş ve HDP ile bir davası olduğunu ifade eden Meral Akşener’in yön ve biçim verdiği bir Millet İttifakı’nın, Kürt meselesini çözmek için samimi bir mücadele verebileceğine inanmak mümkün mü? Kürtler Cumhur İttifakı’ndaki Devlet Bahçeli yerine Millet İttifakı’ndaki Meral Akşener’i tercih edecekleri bir seçim mi yapacaklar?

Gerçeği kabul etmek olursa, yakın geçmişteki duruşları ne olursa olsun, devletten bağımsız, sivil bir tutumu cesaretle alan iki parti var ve ikisi de AKP’den kopmuş isimlerden oluşuyor. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun bugünün Türkiyesi’nde Kürt meselesine daha cesur ve gerçekçi bir yaklaşımda bulunuyor.

Millet İttifakı’nın sessiz kaldığı konularda Ali Babacan "Çocukların oynadığı alanlarda panzerler geziyorsa, yoğunlukla Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı şehirlerde belediyelere kayyumlar atanıyorsa, ülkemizde hâlâ ana dili hakkı tartışılıyorsa bir mesele var demektir" diyebiliyor ve bu tespit bile bizi mutlu etmeye yetiyor.

Millet İttifakı’nda Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı, Meral Akşener’in başbakanlığı konusunda bir anlaşmaya varılmış olduğu görülüyor. Ancak anketlere göre iki partinin oy toplamı yüzde 35-40 seviyesinde geziniyor. Yani Kürtler olmadan bu hayalleri gerçekleşmez. Bu nasıl olur?

HDP ile müzakere ederek Kürt meselesini somut bir yol haritası çizerek, Kürt coğrafyasında yaşanan acılara bugün tepki vererek ve seçmenini Kürt meselesinin çözümünün bu ülkede demokrasi için de, hukuk devleti için de, güçlendirilmiş parlamenter sistem için de olmazsa olmaz olduğuna ikna etmeleri gerekir. İYİ Parti seçmenin duyarlılıkları kadar HDP seçmeninin de duyarlılıkları var ve bu duyarlılık daha az değerli ve önemli değil.