Konu nasıl açıldı tam hatırlamıyorum ama galiba ilk olarak (yanılabilirim) Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Türkiye’de ayakta kalabilmek için yabancı fon bağışları alan muhalif basın kuruluşlarını yayınladı; galiba daha önce de bir sözde STK aynı işi yapmıştı. 

Malum sözde basın da konunun üzerine atladı ama büyük hata yaptı; ne demişler, “evleri camdan olanlar, başkalarının evine taş atmasın.”

İletişim Başkanlığı iyi ki de yayınladı, malum sözde basın da konunun üzerine iyi ki atladı. 

Çünkü, çok önemli bir tartışma zemini de böylece oluşmuş oldu. 

Dikkat edersiniz kasten “yandaş basın” ifadesini kullanmıyorum çünkü söz konusu olan yapıya basın demek mümkün değil, sözde basın demekle iktifa ediyorum; basın yorumda özgürdür, yorumda hükümeti de destekleyebilir ama haber vermekte büyük çirkin seçicilik başlamış ise artık ortada basın kalmamıştır, Maliye Bakanının istifasının haberini veremeyen yapıya basın değil, başka şey denir, ne deneceğini açıkça ifade etmeye aile terbiyem müsaade etmiyor ama siz anlamışsınızdır.

Muhalif basın yabancı fon kullanmış, iyi ki de kullanmış, böylece ayakta kalıyorlar; önemli bir fon kullanan kurum Medyascope, kuruş kuruş kullanılan yabancı fonu, miktar ve köken olarak deklare etmiş zaten çok önceden.

Fonu veren belli, gönüllü bir bağış, alan belli, saydamlık egemen sürece.

Bir de bu ilginç meselenin öbür yanına bakalım.

Türkiye’de acaba fon kullanan en büyük basın kuruluşu hangisi?

Fonun yabancı ya da “yerli ve milli” oluşu hiç önemli değil.

Herkesin malumu, Demirören grubu AKP iktidarının yönlendirilmesi ile Doğan medyayı üzerinde mutabakat sağlanan (ne ölçüde emin de değilim) bir bedel karşılığında satın alıyor.

Ancak, malum, ortada bir öz sermaye falan yok, ya da var ama kullanılmıyor, bu devir işlemi tamamen (sayı ile yüzde yüz-%100) bir kamu bankasının, Ziraat Bankasının açtığı kredi ile gerçekleşiyor.

Neden bir özel banka ya da bir özel bankalar konsorsiyumu değil de bir kamu bankası, bunun nedeni de biraz sonra bütün sakaleti* ile ortaya çıktı.

Demirören grubu 750 milyon dolarlık bir krediyi bir golf sahasını teminat göstererek kullanıyor ama bu golf sahası yargı kararıyla üzerinde inşaat yapılması olanaksız bir yeşil alana dönüştüğü için teminat gösterilen golf sahası piyasa rayiciyle sıfır liraya düşüyor.

Hiçbir özel banka böyle bir bankacılık mantığı ve etiğiyle bağdaşamayacak böyle bir teminatı kabul etmeyeceği için siyasi iktidar Ziraat’e bu krediyi kullandırtıyor.

İŞTE BU 750 MİLYON DOLARLIK KREDİ (!!!) BUGÜNE DEK BASINA SAĞLANMIŞ EN BÜYÜK USULSÜZ FON.

Buna bankacılık terminolojisi ile kredi demek mümkün değil, gidin bu dosyayı dünyanın en iyi üniversitesi Harvard’da bir finans-bankacılık doktora seminerinde masaya yatırın, bakalım ortaya ne çıkacak, bankacılık terminolojisi ile bu krediye banka kredisi diyebilecek bir kişi çıkacak mıdır?

BURASI ÇOK ÖNEMLİ (Bu detay da Damat Bey’den hatıra kaldı), Meclis’te bir muhalefet milletvekilinin (CHP Mersin Alpay Antmen) bu kredinin akıbeti ile ilgili bir sorusuna Hazine ve Maliye Bakanı şöyle absürd bir cevap verdi: “Bu bir ticari, bankacılık sırrıdır, yanıt verilemez”.

Bu satırların yazarı muhrec bir kamu maliyesi profesörü ve bu cevap gerçekten çok absürd ama üzerine gidilmiyor çünkü bu yanıt kamu bankacılığı konusunu masaya yatırmayı gerektiriyor.

Herhangi bir mali(fiskal)-finansal** işlem şayet içinde bir kamu zararı yaratma potansiyeli-ihtimali taşıyor ise bu mali-finansal işlemin ticari sır olarak nitelendirilmesi ancak bizim Ziraat Bankasından sorumlu bakanların yapabileceği vahim bir yanlıştır.

Kamu zararı nihai olarak vergi mükellefinin yüküdür ve vergi mükellefinin üzerinde kalacağı artık kesin gibi duran bir kredi hakkında “ticari sır” nitelemesi bir maliyeci için komiktir.

Kamu zararı “potansiyeli-ihtimali” mutlak bir saydamlık gerektirir ki en başından bu zarara engel olunabilsin.

Dilimizde “Dinime küfreden bari Müslüman olsa” diye bir tabir vardır.

Sadece bu halk deyişi üzerinden ifade ediyorum: Bugün muhalif basının kullandığı fonlara itiraz edenler bari Müslüman olsalar da Ziraat Bankasına verilen fona da itiraz etsinler. 

Erdoğan yanlısı basından, akademik çevrelerden (!) bu krediye bir itiraz sesi duyan oldu mu?  

Ziraat Bankası fonu çok vahimdir çünkü ortada gönüllü bir bağış da yoktur, öden(e)meyecek bu kredinin (aslında fonun) gerçek donörü vergi mükellefidir ve bu vergi mükellefinin onayı alınmamıştır bu fon için.

Vergi mükellefinin, faiziyle, alternatif maliyeti ile, yaklaşık bir milyar dolarının üzerine çökülmüştür.

Ticari sır-bankacılık sırrı imiş!

Ben değil İsmet Paşa söylüyor: “Hadi canım sen de!”.

Katar Emiri bir biçimde, bir nedenden Demirören’e bir milyar dolar çıkma yapar ve meseleyi kapatırlarsa bilemem; Demirören grubunun beş para etmeyen bir gazetesini (!) bir milyar dolara Katar’ın aldığını duyarsanız, şaşırmayın, karşılığında büyük bir kamu projesinin ilk duyanı olurlar (insider), ödeşmiş oluruz. 

Samimiyetle soruyorum: Foncu basın hangisi?  

Bu Ziraat Bankası (kamu bankası)-Demirören kredi (!) ilişkisi benim gördüğüm, duyduğum en büyük (bir milyar dolar!) basın fonlamasıdır.


* Sakalet (çirkinlik) diye bir kelime aslında Osmanlıcada-Türkçede mevcut değil (Ferit Devellioğlu Ansiklopedik Lûgatında yok çünkü) sakil (çirkin) sıfatından uydurulmuş bir kelime (Sevan Nişanyan da böyle diyor) ama ben bu uydurma kelimeyi kullanmayı seviyorum, kelimenin telaffuzundaki ses yapısı anlamına çok uyuyor, adeta ses-anlam uyumu (onomatope?).  

** Osmanlı iktisat tarihinde batı dillerinde mevcut “fiscal-financial” kavramsal ayırımı yok, mali sıfatı her ikisini de karşılıyor, nedeni de muhtemelen tüm fon akışının “fiscal-mali” yani devletle bağlantılı olması, “financial”ın maddi temeli yok 19.yüzyıla kadar, bu tarihten sonra da özel fonlar (Galata bankerleri) yine zaten devlet borcuna (fiscal) dönüşüyor; bu nedenden yazıda mali-finansal ifadesini kullanıyorum, finansal kelimesinin karşılığı yok bizde.

Fransızcada, İngilizcede “fiscal” devlete ilişkin fonların, “financial” ise özel bankalara ve şirketlere ilişkin fonların sıfatı, bizde bu ayırım yok.