Bu soruya yanıt verebilmek için önce siyasette meşruiyet ne anlama geliyor, bunu tartışmak lazım.

Siyasi meşruiyet Anayasanın ikinci maddesinde ifadesini bulan niteliklere uyumdan geçiyor.
Dört nitelik var bu ikinci maddede.

Demokrasi (sandık), hukuk devleti (Avrupa Konseyi-Venedik Komisyonu), laik devlet, sosyal devlet.

Kanımca, laik devlet kavramı hukuk devleti kavramına mündemiç bir kavramdır, devlet laik olmadan hukuk devleti olması imkansıza yakın zordur; bilebildiğim kadarıyla bir istisnası Yunanistan’dır, Anayasasında açık açık Ortodoksluk kavramı vardır. (üçüncü madde)

Sosyal devlet kavramı ve hedefi de çağımızda hukuk devletine yine mündemiç başka bir kavram.

Başka bir ifade ile de bir yönetimin, bir iktidarın meşruiyeti için iki temel ön koşul gerekiyor.

Birincisi demokrasi yani sandık, çok önemli, meşruiyetin gerekli koşulu.

Ama, yeterli koşulu asla değil.

Bir siyasi yönetimin meşruiyeti için gerekli koşul sandıktan çıkmak ise, yeterli koşul da hukuk devletinin tüm ilkelerine evrensel standartlarda uyum, saygı.

Bir siyasi yönetim ne sandığa ne de hukuk devletine bağlı değil ise bu yönetim tarzı açık diktatörlüktür.

“De jure” diktatörlük de diyebilirsiniz çünkü artık böyle bir sistemde diktatörlüğün anayasal, yasal temelleri de var demektir; unutmayalım, her diktatörlüğün de bir anayasası mevcuttur.

                                                                                        XXX

Türkiye’de de son günlerdeki anlamsız darbe tartışmaları nedeniyle siyasi yönetimin meşruiyet meselesi de gündeme gelebilmektedir.

AKP sözcüleri de ısrarlı bir biçimde siyasi yönetimin meşruiyeti ile seçim sonuçları yani demokrasi ve sandık ilişkisini gündeme getirmektedirler.

Haklıdırlar da.

Demokrasi yani sandık yani meşru kurallarla yapılacak seçimler ile siyasi yönetimin meşruiyeti açısından büyük ilişki vardır.

Hatta, yukarıda belirttiğim gibi meşru sandık bir siyasi yönetimin meşruiyetinin gerekli koşuludur.

Sandık yani demokrasi yoksa siyasi yönetimin meşruiyeti zaten yoktur.

Geçerken bir kez daha hatırlatayım, yazılarımda ısrarla bu görüşü savunurum, demokrasi ve hukuk devleti farklı kavramlardır, Anayasamız 2. Maddesinde aralarında virgül vardır, sadece bizde de değil, mesela 1999 Kopenhag kriterlerinde de, “Demokrasi, hukuk devleti ve piyasa ekonomisi” ibaresi vardır.

Demokrasi “kim yönetsin?” sorusuna, hukuk devleti de “nasıl yönetsin?” sorularına yanıttırlar.

Ancak, yine yukarıda belirttiğim gibi, demokrasi (sandık) bir siyasi yönetimin meşruiyetinin sadece gerekli koşuludur, yeterli koşulu değildir; maalesef AKP sözcüleri demokrasinin (sandık) meşruiyet için yeterli olduğunu savunabilmektedirler.

Hukuk devletinin evrensel ilkelerini benimsemeyen bir siyasi yönetim sandıktan (gerekli koşul) yüzde doksan destekle de çıksa siyasi meşruiyet koşulları yeterli değildir. 

Tekraren ifade ediyorum, siyasi meşruiyet demokrasi ve hukuk devleti ayakları üzerinde durmalı; tek ayaklı meşruiyet olmaz.

Türkiye bu aşamada demokrasiden yani sandıktan ödün ver(e)meyeceği için siyasi meşruiyeti konsolide etmek, hukuk devleti ayağını güçlendirmek zorundadır. 

AKP kanımca artık bu çizgiyi geri dönüşsüz olarak arkada bırakmıştır, bu aşamadan sonra AKP’nin hukuk devleti üretmesi mümkün değildir.

Bu nedenle de siyasi yönetimlerin meşruiyeti için yegane yöntem genel seçimlerde hukuk devleti idealine dayalı bir Meclis çoğunluğu oluşturmaktır.