Malum, bu “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” arayışı ağırlıklı olarak yeni bir anayasa, en azından büyük bir anayasal dönüşüm gerektiriyor.

Önce, anayasa kavramından ne anlaşılması gerektiğini ortaya koyalım.

Anayasalar, demokratik hukuk devletlerinden bahsediyorum, iki ana bölümden oluşurlar.

Birinci bölüm sistem tercihini ve bu tercihin gerektirdiği kurumsal yapılanmayı belirler.

İkinci bölüm ise temel hak ve özgürlükleri kapsar.

Sistem tercihi oluştuktan sonra Anayasa bir hak ve özgürlükler bildirgesidir.

Mevcut Anayasada sistem tercihi başkanlık sistemi yönündedir, adına “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" dense de.

Genişletilmiş Millet ittifakı ise bu temel tercihi değiştirmek istiyor, gerekli siyasal destek oluşur ise başkanlık sistemi yerini parlamenter sisteme bırakacak.

Bu önemli dönüşüm gerçekleşir ise bu aşamadan sonra da ortaya çıkması gereken bir temel hak ve özgürlükler bildirgesi.

Bu son aşamada da yazının başlığında kullandığım “uzlaşma anlamsızlığı” gündeme geliyor.

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” arayışında yanılmıyor isem altı siyasi parti masa başında, bence bu sayı daha da genişletilmeli.

Söz konusu olan altı siyasi parti belirli bir süredir masa başında çalışıyorlar, bir uzlaşı arayışı içindeler.

Benim de kafama oturtmakta zorlandığım konu bu uzlaşı arayışı.

Anlayabildiğimiz kadarıyla zaten yeterli siyasal destek oluşur ise Başkanlık ya da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi modeli çöp tenekesine gidecek.

Demek ki, sistem arayış tercihi zaten arkada kalmış.

Parlamenter sistem ise mevcut Anayasanın ikinci maddesinde ifadesini bulan “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” ilkelerine dayalı bir sistem olacak ise kurumları ve ilkeleri de zaten çok büyük ölçüde evrensel standartlarda belirlenmiş demektir diye düşünüyorum.

Anayasanızda Cumhuriyetin demokratik hukuk devleti olduğu yazacak ama aynı Anayasada Milli Güvenlik Kurulu gibi (Madde 118) bir organ olacak, işte bu olmaz, bu konuda uzlaşma da olamaz.

Anayasanızda Cumhuriyetin temel ilkesi olarak laiklik yazacak ama Anayasanızda da Diyanet İşleri Başkanlığı gibi hukuk dışı bir kurum olacak, bu da olamaz, bu konuda uzlaşma da olamaz.

Gelelim temel hak ve özgürlükler konusuna yani Anayasanın kanımca temeli olan ikinci bölüme.

İsmi üzerinde, söz konusu olan temel hak ve özgürlükler.

Temel hak ve özgürlükler standartları çok belli konulardır, bu konularda uzlaşma arayışı olamaz, tarihe, coğrafyaya, sosyolojiye göre temel hak ve özgürlükler belirlenemez, farklılaştırılamaz; daha önce de yazdığımı hatırlıyorum, Fransız büyük düşünür Albert Camus “Tarihe maruz kalmak istemiyorum” demiştir.

Temel hak ve özgürlüklerde her standart farklılaştırma arayışı, her standart millileştirme yönelimi standart kaybıdır, bunu unutmayalım.

Erdoğan ve AKP’nin baş aşağı gitme sürecinin başlangıç noktalarından biri de “Kopenhag kriterleri olmaz ise Ankara kriterleri ile yolumuza devam ederiz” ifadesidir.

Meseleye böyle baktığınızda “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” arayışı içinde olan partilerin konuyu neden bu kadar uzattıklarını anlamakta zorlanıyorum.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde temel hak ve özgürlükler belirtilmiştir, Türkiye AİHM’in yargı yetkisini de kabul etmiştir.

Bu çerçevede yeni anayasanın temel hak ve özgürlükler bölümüne neden nokta konulamadığını anlamakta zorlanıyorum.

Hukuki mevzuatı, anayasa dahil, her “bize göre” düzenleme girişimi ortalama vatandaşa çok olumsuz yansımıştır, yansımaktadır, bu gerçeği lütfen unutmayalım.