Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 19’da değiştirmeden tuttuğu son Para Politikası Kurulu (PPK) notları bu hafta yayınlandı. Biliyoruz ki Başkan Kavcıoğlu yönetiminde banka faiz indirimine yönelmek zorunda. Önceki merkez bankası başkanlarının başına gelenler kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki kez TV’lerdeki açık söylemi PPK’nın yılın son çeyreğinde faiz indirmek zorunda olduğunu netleştirdi. Fakat enflasyon dalgası ne yurt içinde ne de yurt dışında sona ermiş değil. 

PPK notları içinde gıda fiyatlarından bahseden kısım önemli ve gerçekçi. Vurgu yapılan hem artan üretim maliyetleri hem de iklim krizine bağlı olarak işlenmemiş gıda fiyatlarında izlenen artış. Taze meyve ve sebze fiyatları bu yaz el yakar nitelikte. Süt hayvancılığında aşırı artan maliyetler çiftçileri hayvanlarını mezbahaya götürmeye zorlarken, süt referans fiyatlarında yapılan kısmi ayarlama ise süt ve süt ürünleri fiyatları üzerinde tüketici fiyatını yukarılara çekiyor.  Kuraklık başta, çiftçinin uzun zamandır bırakıldığı yalnızlık Doğu Anadolu’da tahıl ve bakliyat üretimini sekteye uğratmış durumda. Arz sorunları enflasyona kapı açıyor. 

Tahıl üretimindeki düşüş, tahılın işlenmiş hale döndüğü ürünlerin fiyatlarını tüketiciye ulaşana kadar olan zincirdeki sorunlarla katlayarak daha da yüksek enflasyona neden oluyor.  Hayvancılık Türkiye’de neredeyse bitme noktasına geldiği için et-süt ürünlerinin işlenmiş hallerinin de fiyatları sürekli yukarı doğru gidiyor. Başta ayçiçek yağı olmak üzere, ithal edilen yağların hem yurt  dışında emtia fiyat artışından hem de TL’nin değer kaybından olumsuz etkilenmesi de gıda fiyatları üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor.    

DÜNYADA DA ARTIYOR

Diğer taraftan dünya ölçeğinde gıda enflasyonunun bir süredir yükselmekte oluşu da yeni bir bilgi değil. Son iki ayın verileri FAO’nun açıkladığı küresel tüketici gıda fiyat enflasyonunda ılımlı bir seyir gösteriyor ki bu önümüzdeki aylarda değişebilir. Bu durum kış aylarında hem gelişmiş ülkelerde  Covid-19’dan çıkarken yükselen enflasyonu besleyecek hem de daha fakir ülkelerde dahi birçok ülkedeki tüketicilerin geçen yıl yaşadığı yüksek fiyatlara katkıda bulunacak. Türkiye de gıda fiyatları enflasyonundaki artışı ağır bir şekilde hissedecek ülkelerden bir tanesi.

Gıda fiyatları enflasyonunda hatırlanması gereken, küresel ölçekte artışın pandemi öncesinde 2019 başında Çin’in domuz popülasyonunu etkileyen bir hastalıkla başlıyor; Çin-ABD ticaret gerginlikleri ile devam ediyor ve son olarak da Covid-19’un yarattığı arz zinciri sorunları ile devam ediyor. 

Salgının başlangıcında dünyada yaşanan gıda tedarik zincirindeki aksaklıklar birçok ülkede tüketici gıda fiyat endekslerini yükseltti.  Tüketici gıda enflasyonu Nisan 2020'de zirve yaptı fakat gıda tedarik sorunlarının korkulduğu gibi keskinleşmemesi tüketici tarafında gıda fiyatlarında normalleşmeye yol açtı.   

Üretici tarafı için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Tarımda üretici fiyatları enflasyonu üç koldan baskı altında. Başta tarım üretiminde de kullanılan petrol olmak üzere artan emtia fiyatları ilki. “Tarladan-sofraya” gıda zincirinde yükselen ulaşım maliyetleri bu başlığın altında. 

2020 başından bu yana dolar bazında beşe katlanan nakliye konteyner fiyatları diğer önemli etken fiyat artışlarında. Ve normalleşmesi beklenmeyen ve etkileri her yıl artacak iklim krizinin bu sene daha ağır hissedilen etkileri gıda üreticilerinin maliyetlerini artırıyor. Bu da tüketici gıda fiyatları enflasyonunu dünyada 2022 boyunca yukarı itecek.

IMF’nin hesaplarına göre Nisan 2020 ile Mayıs 2021 arasında uluslararası gıda üretici fiyatları yüzde 47,2 arttı ve 2014'ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Mayıs 2020 ile Mayıs 2021 arasında soya fasulyesi ve mısır fiyatları sırasıyla yüzde 86 ve yüzde 111'den fazla arttı.

Ülkelerin pandemi tecrübesiyle gıda güvenliği konusundaki endişeleri gıda stoklamaya yol açtı. Çin örneğin, hem insan tüketimi hem de hayvan yemi için temel gıda maddelerini stokladıkça küresel gıda fiyatları yüksek kalıyor. Hava koşullarına bağlı sorunlar hem hasadı hem de hasat beklentilerini olumsuz etkiledikçe fiyatlar yine yükselme eğiliminde kalıyor. 

Dolayısıyla, dünya tarafında yaşananlar tüketici gıda fiyat enflasyonunun 2021’in geri kalanında ve 2022'de tekrar yükselmesi makul bir beklenti.  Tüketici talebinin gücü ve gıda konusunda istikrarı üreticilerin artan maliyetlerin bir kısmını zamlar yoluyla tüketicilere aktarmaya başladı.

GIDA FİYATLARI ENFLASYONU YÜZDE 25

Türkiye özeline gelince... Pandemi öncesinde yüzde 9 seviyesinde olan tarım üretici enflasyonu Ağustos itibarıyla yüzde 23’te. TÜFE’nin alt kalemi olan gıda fiyatları enflasyonu ise yıllık yüzde 25. Gıda harcamaları hanehalkının tüketim harcamaları içindeki payı %21; barınmadan sonraki en büyük harcama kalemi. TÜFE içinde yüzde 23’le en yüksek ağırlık gıda ve alkolsüz içeklerde.

Kısaca gıda fiyatlarının zaten yüksek seviyesinden anlamlı ölçüde düşmeyeceği ve 2020’de daha da artabileceği gerçeği önümüzde durmakta. Üreticilerin maliyet artışlarına katlanma toleranslarının Türkiye’nin sorunlu tarım sektöründe fazla olmayışı da fiyat geçişkenliğinin yüksek olabileceğini düşündürüyor. ABD merkez bankası Fed’in 2022’de derinleşecek para politikası değişikliği dolar endeksinin değerini artırırken, Türkiye’nin ithal tarımsal girdi ve ürün maliyetleri de beraberinde yükselecek.      

Merkez bankaları para politikası ile kontrolleri dışında olan şoklara müdahale edemezler, etmezler. Küresel gıda şoklarının fiyatları artırmasını izlemek ve geçmesini beklerken enflasyon beklentilerini yönetmek daha doğru bir tercih olur. Bu tür dışsal şokların tarım üretimi ve ithalat politikalarında gerekli ayarlamalarla çözülmesi daha doğru olur.  

Türkiye’nin ise tarım sektörünün süregelen ve pandemi ile derinleşen sorunlarına çözüm üreten bir tarım politikası yok. Merkez bankasının ufukta beliren gıda fiyatları enflasyonunda artış dalgasını hafifletmek için yapabileceği en doğru tercih, ithalat maliyetlerini düşürmesi açısından TL’ye değer kazandıracak güvenilir para politikası izlemek. Hâlbuki Cumhurbaşkanı’nın baskısı ile faiz indirerek TL’de yeni bir değer kaybı dalgasına neden olmak üzere.

SORUNLAR ÇÖZÜMSÜZ BIRAKILIYOR

İklim krizi, tarımsal üretimde sürekliliğin, gıda güvenliği ve güvenilirliği konularını hükümetlerin ana ajandası haline getirmiş durumda. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı sistemi içinde aşındırılan, yok edilen kamu kurumlarında ise İklim Krizi ile ilgili konuşmaların altını uzun vadeli politikalarla doldurabilecek kadrolar bir süredir yok. Tarım sektörünün sorunlarının düşmeyen gıda fiyatları enflasyonu olarak yansımasından da bu durum anlaşılıyor.    

Erdoğan tipi başkanlık sistemi yerinde kaldığı, devlet kurumlarının politika üretemeyecek şekilde bırakıldığı her gün ekonomide göz göre göre gelen sorunların nasıl çözümsüz bırakıldığını tartışıyor olacağız.